Henry'den DB Aselsan'a sanayi politikalarımız
Sektörde çalışmış ve fabrika tozu yutmuş bir mühendis olarak, akıllı tasarlanmış, ucuz, yaygın ve özellikle düşük gelir grubundaki insanların hayatını kolaylaştıran endüstriyel ürünlere karşı ilgim var ve bu ürünlerin tasarımını mühendis gözüyle gözlemlerim
Bir süre İngiltere'de yaşadığımdan dolayı oradan bir örnek ile başlayalım ve sonunda konuyu ülkemizin sanayi politikalarına ve mühendislik devi Aselsan'a bağlayacağım.
HENRY
Kahramanımızın ismi Henry. Kendisi bir elektrikli süpürge. Henry'nin arkadaşları da var. İsimleri James, George, Charles. Hepsi erkek olacak değil ya bir de Hetty var... Kullanma kılavuzunda 'Henry ve arkadaşları' olarak geçiyorlar. Kiminin kablosu biraz daha uzun, kiminin gövdesi daha büyük, kimi sıvı emiyor filan...
Bu elektrikli süpürgenin hortumu, Henry'nin burnu oluyor, üzerine de iki göz ve gülen bir ağız yapmışlar. Kırmızı, yeşil, mavi, pembe parlak cart renkler seçmişler. Aletler uzaktan çocuk oyuncağı gibi görünüyorlar.
Henry ve arkadaşlarını üreten sanayi firmasının ismi 'Numatic'. 1963 yılında Chris Duncan tarafından kurulmuş. Bugün bay Duncan 80'lerinin ortalarında ve hala şirketin YKB ve CEO'su. Şirketin idari ve üretim merkezi, İngiltere'nin nispeten pahalı ve klas şehirlerinden Güneybatıdaki Somerset'de bulunuyor.
Bazı okuyucularımız, İngiltere ve elektrikli süpürge kelimelerini duyunca akıllarına doğrudan Dyson markası gelebilir. Evet Dyson başarılı, İngiltere kökenli bir markadır ve hayli küresel ayak izine sahiptir. Üretimini Malezya'da yapar, İngiltere'de üretimi yoktur, bir tasarım ofisi vardır. Şirket merkezini de patronu Asya'ya taşımıştı. Bu perspektiften baktığımızda Dyson, globalist sermayedar karakteristikleri gösteren bir firma ve patrona sahiptir. Ucuz yerde üretim yapar, dünyaya malını satar, vergi politikasını beğenmezse merkezini başka ülkeye taşıyıverir. Ürünleri hayli pahalıdır, bolca reklam yaparlar. Biraz narin ürünler olduğunu da söyleyebiliriz. Bir sürü ıvır zıvır parçası vardır, yıllarca kullanmak pek mümkün değildir.
Bizim Henry'nin ise olayı başka. Henry elektrikli süpürgeleri İngiltere'de her evde vardır. Henry hiç reklam yapmaz çünkü yapmasına gerek yoktur, zaten herkesin annesinin evinde Henry süpürge vardır, çocuklar onunla büyümüşlerdir. Çocuk okul bitirip ayrı eve çıkınca eski Henry'yi de götürür. Bu aletler ucuzdur, sağlamdır, ağır işe gelirler ve bozulmazlar. Youtube'da videolarına bakarsanız bu aletleri kablosundan arabaya bağlayıp sürükleyenleri, merdivenlerden aşağı itenleri, vincin tepesinden aşağı atanları görürsünüz. Bu işkenceler sonucunda bu aletler üç parçaya ayrılırlar, sonra parçaları birleştirip düğmesine basarsanız yine çalışır alet. Dünya para verdiğiniz 'Daysun' makinasına böyle şeyleri yapmayı aklınızdan dahi geçirmeyin!
Henry, hak ederek İngiltere'nin en yaygın elektrikli süpürgesi olmuştur ve bu durum yıllardır böyledir. Sadece ev kullanıcıları değil, kamuda kullanımda da bir numaradır. İngiltere’de herhangi bir okula gidin, ders sonrası temizlikçi, Henry ile etrafı temizler. Hastaneye gidin durum aynı. 'Handyman' denen bizim 'usta' dediğimiz emekçilerin tamamı bu aleti kullanır. İş bitince etrafı bununla temizlerler.
Peki nedir bu aletin olayı? Sadece sağlamlık mıdır? Hayır. Aletin tasarımı akıllıca ve ergonomik yapılmış. (Kalite tasarım ile başlar). Fiyatı ucuz yani hedef kitle bütün yaş ve gelir gruplarını kapsıyor. Elektrik kablosu çok uzun böylece priz tak çıkart derdi yok, bütün evi, okulu vs. hallediyor. Toz torbası çok büyük, kilolarca toz yutuyor böylece aylarca aletin torbası götürüyor. Kablo sarma mekanizması manuel ama pratik, tutukluk yapmıyor Motor güçlü. ( Daha sonraki yıllarda AB mevzuatları uyarınca biraz zayıflatıldı elektrikli süpürge motorları). Hortumun çapı büyük yani büyük parçaları da alet yutuyor. Aletin gövdesi plastik ve görece hafif. Bakmayı çocuk oyuncağı gibi göründüğüne, aletin ilk tasarlanması döneminde İngiltere'de şömine bacalarını, kurumları temizlemek, kömür tozu problemi konusu var idi ve bu ağır işin gerekliliklerine göre tasarlanmış bir ürün aslında.
İngiltere'ye ilk taşındığım sene, Brezilyalı bir temizlikçi kadın bir dönem eve geliyordu. Evde başka (ve daha pahalı olan çubuk tipi) bir elektrikli süpürge vardı ama kadın telefonunda bana bu aletin resmini gösterip satın almamı istedi. (İngilizcesi yoktu, resmini gösterdi). Bende ilk defa gördüğüm bu ürünü internetten satın aldım, montajını yaptım ve Henry ile tanıştık. Birkaç sene sonra başka bir eve taşınmıştık, Ukraynalı bir temizlikçi Henry'nin hortumunu kopardı. Makinayı getirdi bana dedi ki 'Benim kocam bunu tamir edebiliyor sen de edersin'. Kadının meydan okumasını kabul ettim, aleti biraz kurcaladım ve gerçekten hortum bağlantısının akıllı tasarımı sayesinde kolayca hortumu yerine taktım. Özellikle böyle tasarlanmış, hortumu millet güçlü çekince, akerdeon tipi hortum darbeyi emiyor ve fazlasını birleşme noktasındaki tırnaklara iletiyor ve bir tırnak atıyor. Onlarca defa haşin kullanımda tüm tırnaklardan hortum kurtulup çıkıyor ve sonra klipsi sökünce kolayca ilk tırnağa geri takılıyor. Standart bir tasarım olsa hortum defalarca kopar. O zaman anladım ki bu alet ömürlük. Neresi bozulursa bozulsun kolayca tamir edilebilir veya standart parçası değişebilir şeklinde tasarlanmış. O zamana kadar diğer pahalı marka olan çubuk elektrikli süpürge, narin yapısından dolayı ufak tefek sorunlar çıkardı ve kullanılamaz hale geldi. Garantisi bittiğinden, yedek parçası da pahalı olduğundan makina 3 senede çöp olmuştu.
İNGİLTERE’DE OLUYORSA BİZDE DE OLUR
Bu yazıyı reklam olsun diye yazmıyorum. Asıl konumuza gelelim. İngiltere gibi gelişmiş ve pahalı işgücü kullanan bir ülkede bu firma üretim yapıyor. üstelik Somerset gibi pahalı bir şehirde fabrika kurmuşlar. Ürettikleri makinanın tüm parçalarını İngiltere içindeki yerli tedarikçilerden temin ediyorlar. Bu bir firma politikası. İlk başlarda yurtdışından gelen bazı parçalar zaman içinde yerlileştirilmiş. Firmanın öyle ahım şahım bir teknolojisi yok, ürünler de pek teknolojik değil ama on numara iş görüyor. Firma ihracat da yapıyor, pekala yurtdışına fabrika kurabilirmiş ama kurmayı seçmemiş. Satış fiyatı da pahalı değil hatta ucuzca. Öyle Daysonla filan kıyaslanamayacak kadar ucuz. (Makinanın klasik modelinin İngiltere satış fiyatı 129 GBP yani bizim Arçelik in web sitesinde toz torbalı kategorisinde sunulan üç modelden en ucuz olanının fiyatı kadar.)
Nasıl oluyor da İngiltere gibi her şeyin pahalı olduğu bir ülkede üretilen, elektrikli süpürge gibi gayet standart , her evde olan bir ürün böylesi bir yerli malzeme politikası ile üretilip, makul fiyata satılıp, üstelik üreticisi kâr edebiliyor? Bir ipucu vereyim, firma hiç reklam yapmıyor. Hiç derken abartmıyorum sıfır reklam. Reklama ihtiyacı yok çünkü, ananenizin evinde kullanılan, gittiğiniz her yerde zaten gördüğünüz, 50 metre uzaktan tanınan herkesin aşina olduğu ürün işte... Yıllar geçmiş Koreliler, Japonlar, Almanlar, Çinliler her yerinden elektronik düğme fışkıran makinalar yapmışlar, uluslararası pazarlarda satmışlar, hiçbiri Henry'yi İngiltere pazarındaki tahtından alamamış.
Asıl sorumuza gelelim: Biz neden yapamadık? Neden bizim pazarımız Siemensler, Samsunglar, Daewoolar, Fakirler vs. bir sürü ithal marka ile dolu? Yani bizim pazarımızdaki ithal makinaların çoğu Çin’de üretilen benzer makinalar, üzerlerine farklı yabancı markalar yapıştırılmış. Haksızlık etmeyelim, güçlü yerli üreticilerimiz de var. Hükümet aslında bu alanda kötü politika izlemiyor. Gümrük vergilerini, ÖTV'yi artırmış ve ithalatı kısıtlamış. Yerli üretime alan açmış. Yerli üreticiler de elbette büyümekteler ama elektrikli süpürge deyince aklımıza inovatif bir yerli tasarım gelmiyor. Tüm kamu kurumlarında kullanılan, marifetli, hem satın alma, hem işletme masrafı ucuz olan bir marka maalesef gelmiyor.
SANAYİ BAKANLIĞIMIZIN DİKKATİNE!
Bu vesile ile politika yapıcılarımıza (Sanayi Bakanlığımız ?) Henry'ye benzer bir elektrikli süpürgenin tasarlanması, üretilmesi ve tüm kamu kurumlarında kullanıma alınması yönünde özel sektör ile işbirliği yapılması konusunda çağrıda bulunalım. Misal, ilgili bakanlık bir hedef fiyat belirlersin (misal 100 EUR), bu fiyattan her sene kamuya belirli adette satın alma taahhüdünde bulunsun ve bu alanda gerekli ölçek ekonomisine ve inovatif tasarıma sahip bir milli firmanın oluşmasının önünü açalım. Belediyelerimiz, kamu kurumlarımız da bu ortak makinayı kullanarak işletme maliyetlerinden tasarruf etsinler. Bu işlerde standartlar ve ölçek ekonomisi elbette çok önemlidir.
DESİGNED BY ASELSAN
Gelin konuyu yavaş yavaş Aselsan'a bağlayalım.
Neden Aselsan'a bağlıyoruz? Çünkü Aselsan bir kamu firması, sivil alanda da mühendislik çözümleri üretiyor, benzer tasarımları üretme konusuna aşinalar, ve bizim elektrikli süpürge üreticilerimizin istihdam edemeyeceği kalitede mühendisleri bünyesinde barındırıyorlar.
İtirazınızı duyar gibi oluyorum: "Aselsan'ın dünya kadar işi var, önemli savunma sanayi işleri üretiyor, bir de elektrikli süpürgesi üretimi angaryasını çıkartma başlarına'. Evet bu itiraz haklı bir itirazdır, Aselsan'ın sınırlı insan ve bütçe kaynaklarını en kritik savunma sanayisi projelerine aktarmalıyız. Fakat yine de öneriyi biraz uyarlayacak ve tezimi savunacağım.
Gelin Aselsan'ı bu konuya akıllı şekilde sokalım. En az kaynaklarını alarak en çok kamusal fayda üretmelerinin önünü açalım. Aselsan elbette hiçbir şekilde elektrikli süpürgesi üretimi işine girmemelidir. Bu konuda mutabığız. Aselsan'ın yapması gereken elektrikli süpürgeyi tasarlamak ve seçeceği bir yerli üreticiye ürettirmek olmalıdır. Üretimden de 'lisans' bedeli altında para kazanmalıdır. Misal, süpürge 100 EUR'ya satılacak ise Aselsan her satılan süpürgeden 10 EUR kasasına atmalıdır. Yani Aselsan bir kez tasarımı yapacak, ürünü lisanslayacak, sonra üretime, pazarlamaya, muhasebeye, servise, personel konularına karışmadan kasasına paralar dolacak. Fena iş mi? Elbette ürün pazarlanırken ilgili firma Aselsan tasarımı olarak ürünü pazarlayacak. Bunun için " Designed by Aselsan : DB Aselsan" logolu olarak ürünün pazarlanması uygun olacaktır.
Diğer bir itiraz noktası şu olabilir: Savunma sanayisi firmalarımızın özellikle Bilgi İşlem altyapısı, network erişimleri, dış dünya ile iletişim konuları fazlaca güvenlik gerektirir ve çalışanlar fazlaca güvenlik kontrolüne tabi olurlar. Sivil ürünlerin üretimi için bu bir ayak bağı olacaktır. Bu bağlamda Aselsan'ın sivil ürünler üreten ve normal güvenlik yönetimi kapsamında işleyebilecek birimlerinin ayrı çatı altında daha farklı standartlar ile yönetilmesi uygun olur.
Bu işe Aselsan el attığında, Henry örneğindeki gibi zaman içinde tüm parçalar yerli hale gelecektir ve belki de Aselsan'ın mevcut tedarikçilerinin bir kısmına ilave iş imkanı oluşacaktır. Kimi filtre yapacak, kimi elektrik motoru, kimi plastik enjeksiyon, kimi hortum, kimi tekerlek, kimi tutacak, kimi kablo yapacak. Bu da Aselsan tedarikçilerinin ölçek ekonomisi sorununu bir nebze azaltabilir. Elbette Aselsan, ismini verdiği ürünün belirttiği standartlarda üretildiğini ve sonucun kaliteli olduğunu güvenceye almak için üretimi lisansladığı firmayı denetlemelidir. Ürünün tüm hakları Aselsan'a ait olmalıdır. 5 tane tasarım mühendisi, 3 ayda bu ürünü tasarlayabilir ve prototip üretim aşamasına geçilebilir.
Dünyada elektrikli süpürge pazarı 50 milyar dolardır. Türkiye'nin bu pazardan ekonomisi oranında 2% pay alması durumunda 1 milyar dolarlık bir pazardan bahsediyoruz. Aselsan ürününe bu pazardan gayet güzel ekmek çıkar.
Gelin bu konuyu genelleyelim. Aselsan bünyesinde bir birim kuralım, bu birimin işi, kamuda, özel sektör ve ev hanelerinde kullanılan çeşitli ürünleri tasarlamak, patentlemek ve lisans altında ürettirmek olsun. Bu iş modelini Aselsan'a pozitif nakit akışı ve gelir üretecek şekilde tasarlayalım yani kurulum aşamasında belki 1 milyon dolarlık sembolik bütçe ile ofis kiralanır, personeller ayrılır sonrasında firma yapacağı tasarımlar ve lisans gelirleri ile sürekli olarak Aselsan'a gelir üretir. Yani Aselsan'dan kaynak çekmiyoruz aksine Aselsan'ın askeri projelerinde kullanılabilecek ilave kaynak yaratıyoruz.
Peki 'Designed by Aselsan' kapsamında hangi ürünlerin tasarımı yapılabilir? Elektrikli süpürge iyi bir örnek. Sonrasında lityum iyon bataryalı, ıslak tip, hastane tipi, robot tip, endüstriyel tıp modeller de çalışılabilir. Traktör arkasına takılan zeytin ağacından zeytin toplayan makinalar, narenciye toplama makinaları vb. tarımda kullanılan, Türkiye'deki küçük çiftçilerin kullanımına uygun çözümler tasarlanabilir. Çim biçme makinaları, fırın, buzdolabı, çamaşır makinası, televizyon, bilgisayar, yazıcı, artırılmış gerçeklik gözlükleri, cep telefonu, akıllı saat, oyun konsolu, küçük ev eşyaları, spor ekipmanları, müzik aletleri, bahçe aletleri gibi tasarımlar zaman içinde ulusal fayda ve fizibilite sonuçlarına göre devreye alınabilir.
Kritik bir noktayı vurgulayalım. Bahsettiğim ürünlerin bir kısmını Türk sanayicileri zaten üretebiliyor fakat özel sektör yatırım yaparken kamusal fayda hesabı yapmaz. Ürünlerin uzun süre dayanıklılığı, işletme maliyetinin düşüklüğü, akıllı tasarım konuları da ön planda değildir. Özel sektör kısa zamanda yüksek kâr bırakacak ürünleri hızla devreye almaya bakar. Ülkemizde üretilen elektrikli süpürgelerin kalite düzeyi hepimizin malumudur bu sebeple yurtdışına gidip gelenlere son dönemlerde elektrikli süpürge siparişleri artmıştır. Aselsan ürünleri ile piyasaya getirilecek yaklaşım farklı olacaktır ve özellikle kamu alım garantileri ile kamusal fayda ve asgari ölçek garanti edilebilir.
İşin pazarlama tarafına da bakalım. Öncelikle hepimizin malumu olduğu üzere üzerinde 'Aselsan' yazan, makul fiyatla satılan her ürüne toplumumuz yeterli desteği verir ve gerekli tüketici talebini oluşturur. Ürüne sıfır reklam dahi yapılsa ürün pazar payı alır. Alınacak ürünlerden Aselsan'a para kalacağı için, vatandaş tüketim tercihini yaparken milli savunma sanayisine kaynak aktarmaya da memnuniyetle razı olacaktır.
DEVLET ÜRETİM POLİTİKALARINDA DAHA ÇOK MÜDAHİL OLMALI
Son olarak bir adım daha geri çekilelim ve iyice konuya makro çerçeveden bakalım. Bu yazıda aslında önerdiğimiz konu, nitelikli personel istihdam eden, iyi maaş ödeyen becerikli bir Devlet firmamızın komutanlığı altında, çeşitli tüketici ürünlerinin fason olarak yerli sanayine ürettirilmesi önerisidir. Bu öneri aslında günümüzde moda olan özel sektör ve liberteryen ekonomi anlayışlarına zıttır ve fazlaca ekonomide devlete alan tanır. Liberteryen anlayışa göre Devlet bu işlere girerse kaynak israfı olur, üç liralık iş on üç liraya yapılır, işler uzar, kadrolar şişer vs... Açıkçası bu noktalarda Liberteryen anlayışın argümanlarını tümden reddetmiyorum. ( Bu konuda mesela Pegasus vs. THY; Baykar vs. Tusaş finansal, operasyonel, kamusal fayda üretimi konularında karşılaştırma yapmak ilginç olur, belki başka bir yazıda...) Ancak Türkiye şartlarında ve dip toplamda yine de Aselsan öncülüğünde özel sektöre iş yaptırmanın alternatif senaryolardan daha faydalı olacağı ve daha çok istihdam, kalkınma ve ekonomik katma değer yaratacağını iddia ediyorum. Neden? Çünkü içinde çırpındığımız ekonomik yapı zaten özel sektör üzerinden yatırım yapmaya, istihdam yaratmaya müsaade etmiyor. Dünyada ise müthiş bir inovasyon var ve sürekli inovatif ürünler dünya pazarlarına akıyorlar. Eskiden şehirde yaşayan bir vatandaşın satın alması için birkaç bin çeşit ürün sunulurken artık Amazon benzeri platformlar sayesinde milyonlarca çeşit ürün sunuluyor.
Gümrük duvarları ile pazarımızı korumak doğrudur ama bir süre sonra vatandaşımızın refahı ve hayat kalitesi rakip ülkelere göre bazı alanlarda geride kalabilir. Global ekonomik düzeni yöneten tayfa zaten devletin olduğu alanlara yatırım yapmaz ve maksimum özelleştirme talep eder. Sosyalist devletleri yıkıp kapitalizme döndürmeye ve kaynaklarını yönetmeye çalışır. İstihdam piyasalarını yani bordrolu insanların maaşını yani hayatını kontrol etmek politik gücü de beraberinde getirir ve küresel ölçekte bu durumu gözlemlemekteyiz.
VAR MI EKONOMİDE MUCİZE BEKLEYEN SAFTİRİK?
Ülkemizde, yakın zamanda ekonomik durumda kimse mucize beklemiyor, beklememelidir de. Bu sebeplerden dolayı ( başka sebepler de var ama yazıyı uzatmayalım) vakit kaybetmeden elimizdeki devlet imkânlarını kaldıraç olarak kullanarak yurtiçi üretimi artırmalıyız. Aselsan'a ürün tasarlatıp, tüm fikri mülkiyet hakları Aselsan'da kalacak şekilde bu ürünleri özel sektöre ürettirip pazarlatmak, (net) kamu kaynağı tüketmeden istihdam sağlar, ekonomik büyüme sağlar ve kamuya kaynak yaratır. Diğer taraftan bu işi denemenin pek maliyeti yok. Küçük ölçek ile bir deneme başlatılabilir, tutarsa iş büyütülür, baktık becerilemedi, proje her zaman rafa kaldırılabilir. Proje başarılı olduğu ölçüde zaman içinde öğrenerek büyütülür ve yolculuk boyunca ortaya çıkacak ticari fırsatlar da değerlendirilebilir.