İBB ‘yolsuzluk’ davasında savunmalar sürüyor: ‘Kaçak işlem yapılacağını düşünmedim’
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu ve 414 sanığın yargılandığı davanın dokuzuncu haftasında savunmalar odak noktası oldu.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘Yolsuzluk’ davası, dokuzuncu haftasında sanık savunmalarıyla devam ediyor. 11 Kasım 2025 tarihinde hazırlanan 3 bin 809 sayfalık iddianamede "Örgüt lideri" olmakla suçlanan İmamoğlu'nun, rüşvetten ihaleye fesat karıştırmaya kadar uzanan 142 farklı eylem nedeniyle 2 bin 352 yıla kadar hapsi isteniyor. Toplamda 77'si tutuklu 414 sanığın hakim karşısına çıktığı bu kritik celsede, teknik personelin ve görevlilerin yaptığı savunmalarla devam etti.
‘KAÇAK BİR İŞLEM YAPILACAĞINI DÜŞÜNMEDİM’
Duruşmada ilk olarak savunma yapan kantar sorumlusu Volkan Ateş, çalışma sahasının devletin pek çok birimi tarafından düzenli olarak kontrol edildiğini belirtti:
"Ben kantar sorumlusuydum. Görevim, kantara gelen hafriyat sorumlularıyla görüşmek, İSTAÇ’ın evrak işlemlerini temin etmek ve araçların kantardan girişlerini sağlamaktı. Kantardan araç geçtikten sonra benim sorumluluk alanım bitiyordu. Kantarlarda yaptığımız işlemler zaten standart işlemlerdi. Kullandığımız sistem de İSTAÇ’ın bütün sahalarda kullandığı bir sistemdi. Bu sistemi 2015’ten beri kullanıyoruz. Savcılığa ilk ifadeye gittiğimiz zaman verdiğim evrak listesinde de istediğimiz evraklar ve uyguladığımız işlemler yer alıyordu. Hepsi arşiv dosyasında, kantar sisteminde kayıtlı zaten. Araç döküm sahasına girdikten sonra benim yapacağım ya da yönlendireceğim bir işlem yoktu. Oranın sorumluluğuyla ilgilenen başka kişiler vardı. Kantarlarla ilgili söyleyebileceklerim sadece bu kadar, başka birşey yok. Zaten şöyle bir durum da var; kaçak döküm suçlaması nedeniyle söylüyorum. Sultangazi Belediye Başkan Yardımcısının, Orman Bölge Müdürlüğü’nün, Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın, İstanbul Vali Yardımcısının ve Enerji Bakanlığı’nın hemen hemen her ay uğradığı bir yerde kaçak bir işlem yapılacağını hiç düşünmedim."
Savunma sonrasında Ekrem İmamoğlu'nun denetimlere dair sorusunu da yanıtlayan Ateş, sahaya ayda bir MAPEG’in, Çevre Bakanlığı’nın ve sürekli olarak Orman Bakanlığı devriye ekiplerinin geldiğini teyit etti.
‘HARİTA MÜHENDİSLİĞİ DIŞINDA SIFAT ALMADIM’
İddianamede Kuzey İstanbul şirketinde "genel müdür" olduğu belirtilen harita mühendisi Yağmur Cansu Yeşilyurt ise savunmasında, bu bilginin gerçeği yansıtmadığını ve görev süresi boyunca sadece mesleğini icra ettiğini söyledi:
" 'Örgüte üye olmak' suçlamasıyla maddi hiçbir delil olmadan tutuklu bulunduğumu düşünüyorum. Bir örgütten bahsediyoruz ancak biz 15 kadın tutukluyduk ve ben 14’üyle aşağıdaki nezarethanede tanıştım. Hayatım boyunca hiçbir örgüte ya da siyasi partiye üye olmadım. Hiçbir örgütsel faaliyette bulunmadım. Şirketlerde SGK’lı olarak çalıştım ve harita mühendisliği görevi yaptım. Maden ocaklarının ölçülmesi, takiplerinin ve hesaplamalarının yapılmasıyla madencilik faaliyetleri kapsamında kullanılacak tesisler ve ofislerin inşasında görev aldım. Görevlendirmem, Murat Gülibrahimoğlu’nun beni harita mühendisi olmam sebebiyle görevlendirmesi üzerine oldu. İşçi işveren ilişkisi ve mesleki faaliyet dışında suç teşkil edebilecek ya da suça delalet edebilecek herhangi bir eylemim olmadı. Daha sonra Murat Gülibrahimoğlu, Güney Cebeci şirketine beni genel müdür olarak tayin etti. Güney Cebeci'de genel müdür olmam 2024 yılının Haziran ayında gerçekleşti. Şirkete 2025 yılının Mayıs ayında kayyum atandı. Bu süre zarfında herhangi bir imza yetkisi kullanmadım. Maaşım dışında herhangi bir para almadım, para transferi yapmadım. Şirket adına toplantılarda temsil görevi üstlenmedim. Zaten bunları gerektirecek herhangi bir durum oluşmadan şirket hesaplarına bloke konularak kayyum atandı. Tüm çalışma hayatım boyunca edindiğim izlenim, Murat Gülibrahimoğlu’nun tüm bakanlıklar, valilikler ve kamu kurum kuruluşlarıyla koordineli şekilde çalıştığı, çalışanlarına da yalnızca bilmeleri gereken konular ve mesleki uzmanlık alanlarıyla ilgili bilgi verdiği, bunun dışındaki konularda diyalog dahi kurmadığı yönündeydi. İddianamede benim Kuzey İstanbul isimli şirketin genel müdürü olduğum yazılmış. Bunun bir hata olduğunu düşünüyorum çünkü Kuzey İstanbul’da çalıştığım 10 yıl boyunca harita mühendisliği dışında herhangi bir sıfat almadım. Bu sebeple iddianamede yer alan bilgilerin ne benimle ne de görevimle ilgisi bulunmaktadır. Harita mühendisliği dışında herhangi bir işe dahil olmadım. Cebeci Maden Sahası’nın maden bölgesi olması sebebiyle buradaki en yetkili kurum Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, ardından da yönetmelikle belirlenen valilik makamıdır. Kaldı ki sözkonusu şirkete kayyum atandıktan sonra da aynı faaliyetlere devam edildi. Kaçak döküm şüphesi olsaydı bu faaliyetlere devam edilmezdi diye düşünüyorum. Anında kayyum bu faaliyetleri durdururdu. Bahsettiğim bu kadar kamu kurum ve kuruluşunun denetlediği bir yerde kaçak hafriyat sisteminin kurulmasında nasıl bir görev almış olabilirim. Müdahil olmadığım bir işte kamu savunma makamlarının bu kadar rahat bir şekilde ortaya bir iddia atıp, herhangi bir delile dayandırmadan beni suçlamalarını anlamlandıramıyorum."
İBB ‘yolsuzluk’ davasında duruşma yarıda kaldı! Mahkeme saygısızlığa izin vermediGündem