14 Nisan 2026 Salı
İstanbul
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

İran çöker mi, yoksa yeniden mi yükselir? Bölgesel dengeleri belirleyecek gerçek

Medya ve kamuoyundaki tartışmalar, dış kaynaklı anlatıların etkisi altında şekilleniyor. İran’ın en az konuşulan ama en belirleyici gücü toplumsal dayanıklılık… Tarihsel hafızası, kurumsal sürekliliği ve toplumsal bağları, İran’ın farkını ortaya koyuyor.

İran çöker mi, yoksa yeniden mi yükselir? Bölgesel dengeleri belirleyecek gerçek
NOROUZ POURMAND*

Ortadoğu’da son dönemde en çok sorulan sorulardan biri şu: İran bir kırılma noktasına mı gidiyor, yoksa bir kez daha baskılardan güçlenerek mi çıkacak? Türkiye’de medya ve kamuoyundaki tartışmalar, çoğu zaman sahadaki gerçeklikten ziyade dış kaynaklı anlatıların etkisi altında şekilleniyor. Oysa İran’ı anlamak için uzaktan bakmak yetmez; içeriden okumak gerekir.

“Rejim değişikliği” söylemi uzun yıllardır tekrar ediliyor. Ancak İran, klasik anlamda çözülebilecek bir devlet yapısına sahip değil. Tarihsel hafızası, kurumsal sürekliliği ve toplumsal bağları, bu ülkeyi bölgedeki pek çok örnekten ayırıyor. Bu nedenle İran’da olası değişimler, dış müdahalelerin değil, iç dinamiklerin ürünü olabilir. Bu gerçek çoğu zaman göz ardı ediliyor.

İran çöker mi, yoksa yeniden mi yükselir? Bölgesel dengeleri belirleyecek gerçek - Resim : 1

TÜRKLER SİSTEMİN MERKEZİNDE YER ALIYOR

İran toplumunun en kritik unsurlarından biri olan Türkler ise dışarıdan çizilen tablonun aksine bir “ayrışma unsuru” değil, sistemin merkezinde yer alan güçlü bir bileşendir. Siyasetten ekonomiye, kültürden bürokrasiye kadar geniş bir alanda etkin olan bu kesim, ülkenin bütünlüğünü zayıflatan değil, aksine güçlendiren bir rol oynuyor.

Askerî kapasiteye dair tartışmalar da benzer bir yüzeysellik taşıyor. “İran’ın kaç füzesi kaldı?” sorusu, gerçeği anlamaktan çok uzak. Asıl mesele sayı değil; üretim kabiliyeti, stratejik derinlik ve caydırıcılık mimarisidir. İran, yıllar içinde geliştirdiği yerli savunma altyapısıyla, sadece mevcut kapasitesini değil, sürdürülebilir gücünü de inşa etmiş durumda.

TOPLUMSAL DAYANIKLILIK

Buna karşılık, İran’daki günlük hayata dair çizilen karamsar tablo da gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Ülkede hayat devam ediyor; pazarlar açık, sosyal ilişkiler canlı ve toplum, ekonomik baskılara rağmen ayakta kalmayı sürdürüyor. Bu durum, İran’ın en az konuşulan ama en belirleyici gücünü ortaya koyuyor: toplumsal dayanıklılık.

Güvenlik ve suikastlar meselesi ise daha geniş bir çerçevede ele alınmalı. Günümüz dünyasında hiçbir ülke istihbarat savaşlarının dışında değil. İran da bu rekabetin tam ortasında yer alıyor. Buna rağmen devlet yapısının sürekliliğini koruyabilmesi, dikkatle incelenmesi gereken bir unsur olarak öne çıkıyor.

KALICI OLAN MİLLETİN ONURUDUR

Tam da bu noktada İran’da sıkça dile getirilen bir gerçek, bugünü anlamak için anahtar niteliği taşıyor; Demir ve betondan yıkılan köprüler ve altyapılar yeniden yapılır; ancak tarihte kalıcı olan, bir milletin onurudur. Bu yaklaşım, yalnızca bir söylem değil; İran toplumunun krizler karşısındaki refleksini tanımlayan bir gerçekliktir.

Türkiye boyutuna gelince… İran kamuoyu, Türkiye’yi ne sadece bir rakip ne de koşulsuz bir müttefik olarak görüyor. İki ülke arasındaki ilişki, tarihsel bağlar ile jeopolitik rekabetin iç içe geçtiği karmaşık bir dengeye dayanıyor. Ancak açık olan şu; İran toplumunda Türkiye ile dengeli, karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki isteği güçlü biçimde varlığını koruyor. Peki İran bu süreçten daha güçlü çıkarsa ne olur?

Bu soru, aslında Türkiye dahil tüm bölge ülkeleri için kritik önemdedir. Güçlü bir İran, bazı dengeleri zorlayabilir; ancak aynı zamanda yeni işbirliklerinin de kapısını aralayabilir. Bu noktada belirleyici olan, ülkelerin bu gerçeği nasıl okuyacağıdır.

İRAN’I ANLAMAYA HAZIR MIYIZ?

Sonuç olarak, İran’ı yalnızca krizler üzerinden tanımlamak, bölgeyi yanlış okumak anlamına gelir. İran ne çöküşün eşiğinde bir ülke ne de tek boyutlu bir güç hikâyesidir. İran, tüm baskılara rağmen ayakta kalmayı başaran ve her krizden sonra kendini yeniden tanımlayan bir aktördür.

Bu yüzden asıl soru şudur; İran’ı anlamaya hazır mıyız, yoksa onu sadece görmek istediğimiz gibi okumaya devam mı edeceğiz?

*İranlı gazeteci ve belgesel yapımcısı.

İran