İran’a karşı savaş ve açılan kara kutu
İran İslam Devrimi zaferinden bu yana Batı medyasında İran’a yönelik propaganda faaliyetlerine sıkça tanık olundu.
Türkiye medyası da bu durumdan tamamen müstesna değil. Özellikle bazı yayın organları, bilhassa iktidara yakın medya kuruluşları, son yıllarda İran hakkında zaman zaman olumsuz ve gerçeği tam yansıtmayan bir tablo çizmeye çalıştı. Bu tür medya anlatılarının Türk kamuoyunun bir kesiminin İran’a bakışını etkilediğini söylesek abartmış olmayız.
Bu durum turizm alanında da gözlemlenebilir. İranlı turistler uzun yıllardır Türkiye’ye gelen yabancılar arasında ilk iki sırada yer almakta ve yıllar içinde sayıları iki milyonun üzerine çıkmaktadır. Buna karşın İran’ı ziyaret eden Türk turistlerin sayısı bunun oldukça altında kalmıştır. Son yıllarda iki milyondan fazla İranlı Türkiye’ye seyahat ederken, İran’a giden Türk turist sayısı bunun dörtte birinden bile az olmuştur.
Bu tablo, iki komşu halkın birbirini yakından tanımasını da sınırlamıştır. Oysa İran ve Türkiye, yüzyıllar boyunca ciddi bir çatışma yaşamadan yan yana var olmuş, derin kültürel ve dini ortaklıklara sahip iki komşu ülkedir. Türkiye ile İran, yalnızca komşu iki ülke değil; aynı zamanda tarih boyunca aynı coğrafyanın yükünü, hikmetini ve sorumluluğunu paylaşmış iki köklü medeniyetin taşıyıcılarıdır. Halklar arasındaki yakınlaşmanın artması, doğal olarak siyasi ve bölgesel işbirliğine de olumlu yansıyacaktır.
İRAN HALKI KARALAMAYI NASIL PÜSKÜRTTÜ?
Türk kamuoyunun bir bölümü için İran uzun süre adeta bir “kara kutu” niteliği taşıdı; hakkında yeterli ve doğrudan bilgi bulunmayan, daha çok medya anlatıları üzerinden şekillenen bir ülke görüntüsü hâkimdi. Ancak “Üçüncü Dayatılmış Savaş” olarak adlandırılan süreç, bu algıda önemli değişimlere yol açtı.
Savaş başlamadan önce bazı Türk medya yorumcuları, İran’dan Türkiye’ye ve diğer ülkelere kitlesel bir göç yaşanabileceğini öne sürüyordu. Hatta Türkiye sınırlarının olası bir İranlı göç dalgasına hazırlandığına dair doğrulanmamış haberler de gündeme gelmişti. Bazı analizlerde ise İran’daki siyasi yapının baskılar karşısında çözülebileceği iddia ediliyordu.
YALAN ÇIKAN ÖNGÖRÜLER
Ancak savaşın başlamasıyla birlikte bu öngörülerin büyük ölçüde gerçeği yansıtmadığı görüldü. İlk günlerde kitlesel bir kaçış yaşanmadığı gibi, yurt dışında yaşayan bazı İranlılar, özellikle Türkiye’de bulunanlar uçuşların durmasına ve kara yolculuğunun zorluklarına rağmen ülkelerine dönmeye çalıştı. Bu durum, bölgedeki birçok savaş örneğiyle kıyaslandığında dikkat çekiciydi. Suriye iç savaşı ve Ukrayna savaşında geniş çaplı göç ilk sonuçlardan biri olurken, İran’da farklı bir tablo ortaya çıktı.
Kapıköy sınır kapısında görev yapan Türk gazetecilerin aktardıkları da bu gerçeği ortaya koydu: İran halkının önemli bir kısmı ülkesini terk etmeye niyetli değildi. Bu durum Türkiye’de sosyal medyada geniş yankı buldu ve çok sayıda olumlu yoruma konu oldu.
Dikkat çeken bir diğer gelişme ise gece düzenlenen halk buluşmalarıydı. Soruyoum; Dünyanın neresinde, savaş hâlindeki bir ülkede insanların sokaklara çıkarak açıkça kendi ülkelerine ve silahlı kuvvetlerine destek verdiğini gördünüz? Bu sıra dışı tablo, önümüzdeki yıllarda akademik araştırmalara ve kapsamlı analizlere konu olacak niteliktedir.
İran İslâm Cumhuriyeti’nin, kendisini “süper güç” olarak tanımlayan Amerika Birleşik Devletleri’ne ve aynı zamanda İsrail’e karşı sergilediği duruş da uluslararası gözlemciler açısından dikkat çekiciydi. Halkın dayanışmasını gösteren görüntülerin yayılması, özellikle Türkiye’de İran’a yönelik algının bir kesimde yeniden şekillenmesine yol açtı.
DİKKAT ÇEKİCİ YORUMLAR
Türkiye’de sosyal medya platformlarında İran hakkında çok sayıda olumlu değerlendirme paylaşıldı. Bazı şehirlerde İran halkına destek gösterileri düzenlendi; hatta 72 kişilik bir Türk vatandaş grubunun dayanışma amacıyla İran’a gittiği görüldü.
Tüm bu gelişmeler, İran’a ilişkin önceki medya anlatılarının sorgulanmasına neden oldu. Sürecin ardından Yeni Şafak, Hürriyet ve Sabah gibi önde gelen Türk gazetelerinde de İran halkının direnişi ve ülkenin savunma kapasitesi üzerine daha dengeli ve dikkat çekici yorumlara yer verildi. Bu durum, bu kez medya söylemini etkisiz hâle getirenin bizzat İran halkı ve silahlı kuvvetleri olduğunu göstermektedir.
Bölgemizin büyük tehditler altında olduğu bu kritik dönemde, Türk ve İran milletlerinin birbirini doğru tanıması ve omuz omuza durması, bölge üzerindeki kirli projeleri başarısızlığa uğratacak en büyük güçtür.