15 Haziran 2026 Pazartesi
İstanbul 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

İranlı Doç. Dr. Mededlu Aydınlık'a konuştu: 'BAE artık düşman üssü... Üçlü ittifak İsrail'in Babülmendep planını bozar'

Ramin Mededlu'ya göre Körfez'de İran’a yönelik sertlik yanlısı ve uzlaşmacı iki farklı grup var. BAE'nin üçüncü 'hasım ülke' olduğunu kaydeden uzman, İsrail’in Somaliland üzerinden Babülmendeb’e yerleşerek Türkiye, İran ve Yemen’i baskılama planına karşı üç ülkeyi ortak harekete çağırdı.

İranlı Doç. Dr. Mededlu Aydınlık'a Konuştu: 'BAE Artık Düşman Üssü... Üçlü ittifak İsrail'in Babülmendep planını bozar'
BAE liderliği

İran'a yönelik savaşın Körfez ülkeleriyle Tahran arasındaki ilişkileri nasıl şekillendireceği Batı Asya gündeminin en kritik başlıklarından biri haline geldi. İran, savaşın ilk gününden itibaren bölgedeki Amerikan üslerini ve kendisine yönelik saldırıların başlatıldığı Körfez topraklarını hedef aldı. Son günlerde Batı basınında çıkan haberlerde ise bazı Körfez ülkelerinin de savaşın aktif olduğu dönemde İran’a misilleme saldırıları düzenlediği öne sürüldü.

SON BİR HAFTADA BASINA YANSIYANLAR

Wall Street Journal, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) nisan ayı başlarında Basra Körfezi’ndeki Lavan Adası’nda bulunan bir rafineriyi hedef aldığını yazdı. İsrail basını mart ayında İran’daki bir tuzdan arındırma tesisinin vurulduğunu iddia etti.

Bloomberg, BAE'nin Suudi Arabistan ve Katar'a İran'a yönelik kolektif saldırılar düzenlemeyi teklif ettiğini ancak reddedildiğini bildirdi.

Financial Times, İsrail’in BAE’ye “İran füzeleri ve İHA’larını püskürtmek” amacıyla gelişmiş silah sistemleri gönderdiğini aktardı. Habere göre Tel Aviv yönetimi, Abu Dabi’ye kritik ve anlık istihbarat desteği de sağladı. ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz da İsrail'in BAE'ye Demir Kubbe füze bataryası konuşlandırdığını kabul etti.

Reuters ise Suudi Arabistan'ın mart sonunda İran topraklarına yönelik hava saldırıları düzenlediğini duyurdu. Haberde daha sonra iki taraf arasında gayriresmî bir gerilim düşürme mutabakatı oluştuğu, İran’ın saldırılarının da ciddi ölçüde azaldığı ifade edildi.

İŞBİRLİKÇİ DİPLOMASİ VE TEHDİT

İsrail Başbakanlık Ofisi ayrıca Başbakan Binyamin Netanyahu ile BAE lideri Muhammed bin Zayed Al Nahyan’ın 26 Mart’ta Abu Dabi’de görüştüğünü açıkladı. BAE görüşmeyi yalanlasa da Tel Aviv yönetimi iddiasında ısrar etti. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ise zirveden ve BAE saldırılarından haberdar olduklarını belirterek “İsrail işbirlikçileri hesap verecek” mesajı verdi.

TABLOYU TAMAMLAYAN AÇIKLAMALAR

Tüm bu gelişmelerin ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “İran’a yönelik savaşın amaçlarından biri Tahran’ın Arap ülkeleriyle normalleşmesini engellemek” sözleri dikkat çekti. İsrail’in ABD Büyükelçisi Mike Huckabee’nin “Körfez ülkeleri İsrail ile İran arasında bir seçim yapmalı” çıkışı da bölgede yeni bir saflaşma arayışına işaret etti.

Batı Asya’daki yeni dengeleri, Körfez ülkelerinin İran’a yaklaşımındaki farklılaşmayı, BAE’nin giderek sertleşen çizgisini ve Somaliland üzerinden Türkiye, Yemen ve İran’a yönelik baskı girişimlerini İran İmam Sadık Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramin Mededlu ile konuştuk.

'BÖLGESEL YAKLAŞIMLAR FARKLI'

İranlı Doç. Dr. Mededlu Aydınlık'a konuştu: 'BAE artık düşman üssü... Üçlü ittifak İsrail'in Babülmendep planını bozar' - Resim : 1
Ramin Medudlu

Körfez’de İran’a karşı kalıcı bir blok oluşuyor mu?

Körfez’de İran’a karşı yekpare ve kalıcı bir Arap-İsrail blokunun ortaya çıktığı şeklindeki anlatı, bugünlerde ana akım Batı medyasının hâkim söylemi olsa da, bölgedeki saha gerçekleriyle pek örtüşmüyor.

Körfez ülkeleri arasındaki iç anlaşmazlıklar, Amerika’nın askerî gücüne dair imajın bölgede iflas etmesi ve İsrail’in bölge güvenlik dosyalarında aktifleşmesi, yalnızca bir Arap-İsrail blokunun oluşmadığını değil, aynı zamanda Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) eski bütünlüğünün de tehdit altında olduğunu gösteriyor.

Hatırlayalım; Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn, 2017’den 2021’e kadar Katar’ı abluka altına almış, İran ve Türkiye ise Katar’a destek vermişti. Umman da Konsey üyelerinin ABD ile olan askerî bağlarını her zaman eleştiren bir tutum sergiledi. BAE’nin İsrail ile güvenlik ve siyasi işbirliğini derinleştirmesi ise diğer üyelerle arasındaki fay hattını büyüttü.

İç anlaşmazlıklardan kaynaklanan bu kırılma, İran'a yönelik son savaşta bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Bu savaşta KİK üyeleri arasında dört farklı yaklaşım gördük:

- Umman’ın savaşa karşı çıkarak İran’la dostane ilişkilerini derinleştirmesi

- Katar’ın savaşa muhalefet edip İran’la diplomatik temas kurması

- Suudi Arabistan’ın savaşın bölgesel ölçekte yayılmasına temkinli yaklaşması

- BAE’nin İran’la gerilimi tırmandırmak için ABD ve İsrail ile tam uyum içinde hareket etmesi

'BÜTÜNLÜKLERİ PARÇALANDI'

Bu farklı yaklaşımlar nedeniyle KİK'ten tek bir politika çıkmadı. BAE, İran’ın karşısındaki üçüncü hasım ülke olarak belirdi; Suudi Arabistan gerilimi kontrol altında tutmaya ve İran’la diplomatik iletişim kanalını açık bırakmaya çalıştı; Katar arabulucu rolünü korurken İran’la gizli müzakerelere girişti; Umman ise özellikle Hürmüz Boğazı konusunda İran’la birlikte hareket etti.

Bu farklılıklar, KİK ülkelerinin İran’a yönelik farklı bakış açılarından kaynaklanıyor:

- BAE’nin sert caydırıcılık anlayışı

- Suudi Arabistan’ın kontrollü rekabet stratejisi

- Katar ve Umman’ın normalleştirici etkileşim yaklaşımı

Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: İran’a karşı ne bölgesel ne de bölge dışı güçleri kapsayan kalıcı bir bloktan söz etmek mümkün değil; tam tersine, Körfez ülkeleri arasındaki eski bütünlük parçalanıyor.

'ABU DABİ DOSYASI TEL AVİV VE WASHINGTON'DAN AYRI TUTULAMAZ'

İranlı Doç. Dr. Mededlu Aydınlık'a konuştu: 'BAE artık düşman üssü... Üçlü ittifak İsrail'in Babülmendep planını bozar' - Resim : 2
BAE lideri Muhammed Zayed Al Nahyan

BAE-İsrail askeri yakınlaşması hangi seviyeye kadar ilerleyebilir? İran’ın kırmızı çizgileri bu süreçte nerede başlar?

BAE, İbrahim Anlaşmaları’nın ardından 2020’den itibaren İsrail’le askerî ve güvenlik ilişkilerini hızla geliştirdi. Artık bu ilişkilerin taktiksel işbirliğinin ötesine geçerek stratejik ortaklığa dönüştüğünü söyleyebiliriz. BAE’ye ait hava savunma sistemlerinin İsrailli subaylarca kontrol edilmesi, İsrail Hava Kuvvetlerinin İran’daki füze rampalarını vurması ve İsrail’in taarruz operasyonlarının BAE savunmasıyla entegre edilmesi, Elbit Systems ile imzalanan 2 milyar dolarlık anlaşma ve Hermes 900 İHA’larının teknoloji transferiyle BAE’de üretilmesini öngören mutabakat…

Bütün bunlar, İsrail ile BAE arasında stratejik askerî ve güvenlik işbirliğinin varlığını gösteriyor. Bu işbirliği, BAE’yi basit bir güvenlik ithalatçısından çıkarıp İran’a yönelik tehdidin ortak üreticisi konumuna dönüştürdü.

İran’ın BAE’ye yönelik bakışındaki değişimi de son savaşın sonuçlarından biri olarak değerlendirmek gerekir. Bu savaşta İsrail ile BAE arasındaki stratejik işbirliğinin İran’ı düşmanlaştırma temelinde örüldüğü netleşti. İran’ın dört kırmızı çizgisi –BAE’nin doğrudan savaşa girmesi, BAE topraklarının İran’a yönelik operasyonlar için kullanılması, radar sistemleriyle İran’ın izlenmesi ve Hürmüz Boğazı’nın güvenlik mimarisini değiştirme girişimi– o ülke tarafından çiğnendi.

Tahran’ın nazarında BAE artık ne bir ülke ne de Körfez’deki diğer devletler gibi bir komşudur. Tıpkı Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi gibi, bağımsız ulus-devlet vasıflarını taşımayan bir “düşman üs” hükmündedir. İran’ın kırmızı çizgileri çiğnenmiş olmasına rağmen Abu Dabi dosyasını neden ABD ve İsrail’den ayrı değerlendirmediği sorusunun yanıtı da budur.

İRAN'IN KARŞI TEDBİRLERİ

İranlı Doç. Dr. Mededlu Aydınlık'a konuştu: 'BAE artık düşman üssü... Üçlü ittifak İsrail'in Babülmendep planını bozar' - Resim : 3
Dumanlar savaş sırasında vurulan bir BAE rafinerisinden yükseliyor.

İsrail’in BAE sahasını İran’a karşı daha aktif kullanması mümkün mü? İran buna nasıl karşılık verebilir?

BAE’nin ateşkesin ilk gününde İran’a ait adalara saldırması, ABD’yi İran adalarını işgale teşvik etmesi ve Hürmüz Boğazı’nı “özgürleştirme” operasyonunda o ülkeyle birlikte hareket etmesi, BAE’nin Körfez’deki diğer ülkeler gibi görülemeyeceğini, aksine ABD ve İsrail’in İran’la doğrudan savaşının üçüncü tarafını oluşturduğunu gösteriyor.

ABD ve İsrail’in, iki taraflı bir oyun başlatarak hem savaşı BAE üzerinden sürdürmeleri hem de ateşkesi ihlal etmediklerini iddia etmeleri ihtimal dışı değildir. Savaşın seyri, İran’ın ekonomik, askerî ve siyasî düzeylerde kendisini böyle bir senaryoya hazırladığını ortaya koyuyor.

İran’ın dolaylı ihracat ve ithalatında merkezî limanı Cebel Ali’den Pakistan ve Türkiye limanlarına kaydırması, savaş boyunca BAE’ye yönelik ağır füze ve dron saldırıları gerçekleştirmesi, savaşın yeniden başlaması halinde askerî hedef listesini genişletmesi ve Hürmüz operasyonunun ardından BAE’yi denizden abluka altına alması, İran’ın da sert bir caydırıcılık stratejisini benimsediğini belirgenleştiriyor.

SOMALİLAND SAHASI: TÜRKİYE, İRAN VE YEMEN'E BASKI

İranlı Doç. Dr. Mededlu Aydınlık'a konuştu: 'BAE artık düşman üssü... Üçlü ittifak İsrail'in Babülmendep planını bozar' - Resim : 4
İsrail ayrılıkçı Somaliland'ı tanıyan dünyadaki ilk devlet olmuştu.

Somaliland hattı üzerinden Yemen ve Kızıldeniz eksenli yeni bir İsrail nüfuzu oluşuyor mu?

Bu oldukça önemli bir soru. BAE ile İsrail arasındaki stratejik işbirliği yalnızca Basra Körfezi ile sınırlı kalmamış, Afrika’ya da uzanmıştır. Bu işbirliği doğrudan Türkiye’nin, Suudi Arabistan’ın ve İran’ın bölgedeki çıkarlarını hedef alıyor. İran açısından bakıldığında, İsrail’in Somaliland’ı resmen tanıması doğrudan Babülmendeb Boğazı’na nüfuz etmeyi amaçlayan stratejik bir hamledir. Bu hedefe daha önce BAE’nin Yemen iç savaşına katılımıyla ulaşılmaya çalışılmış ancak BAE ile Suudi Arabistan arasında anlaşmazlık çıkınca başarısız olunmuştu.

İsrail şimdi Somaliland’ı kendi deniz ve hava üssüne dönüştürerek yalnızca Yemen üzerinde hâkimiyet kurmayı değil, aynı zamanda İran’ın Kızıldeniz’deki deniz stratejisini sınırlamayı ve deniz trafiğine müdahale kapasitesi kazanmayı amaçlıyor. BAE’nin Somaliland’daki askerî ve ticari varlığı da bu dosyada BAE ve İsrail çıkarlarının örtüştüğünü netleştiriyor.

Kanaatimce İran, Türkiye ve Suudi Arabistan aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakarak BAE-İsrail ilişkilerine karşı somut politikalar benimsemeli ve Yemen ile birlikte hareket ederek Somaliland’daki İsrail-BAE askerî varlığını meşru hedef saymalıdır.

İran Birleşik Arap Emirlikleri İsrail Suudi Arabistan Türkiye Yemen Katar