06 Ekim 2026 Salı
İstanbul 17°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

İsrail yeni cephenin adını koydu: Doğu Akdeniz

Netanyahu ‘Akdeniz’de mutlak kontrol’ mesajı verirken İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı Harel, ‘Akdeniz’de güç dengesini değiştirmek isteyenlere söylüyorum: 'Mesafe dokunulmazlık sağlamayacak!’ diyerek Türkiye’yi tehdit etti

İsrail yeni cephenin adını koydu: Doğu Akdeniz
HABER MERKEZİ

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, işgal altında tuttukları Suriye topraklarına sürpriz bir ziyaret yaptı. Savunma Bakanı Yisrael Katz ve Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tamir Yadai ile birlikte Şeyh (Hermon) Dağı'na çıkan Netanyahu, burada dikkat çeken mesajlar verdi. “Roş Aşana arifesinde Hermon Dağı'nın tepesindeyiz, Hermon'un zirvesindeyiz. Şam burada, Lübnan şurada, Suriye Golan’ı şurada.” diyen Netanyahu, “Biz ise Hermon'un zirvesinden Yermük'e kadar bütün bölgeyi ve buradan Akdeniz'e kadar olan alanı kontrol ediyoruz. Daha önce benzeri görülmemiş mutlak bir kontrol.” ifadelerini kullandı.

Netanyahu’nun “Akdeniz'de mutlak kontrol” sözleri tartışılırken İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Eyal Harel daha tehditkâr mesajlar verdi. 8 Eylül'de Hayfa Deniz Üssü'nde düzenlenen deniz subayları mezuniyet töreninde konuşan Koramiral Harel, İsrail Deniz Kuvvetlerinin harekât alanının artık İsrail'in yakın çevresiyle sınırlı olmadığını söyledi. “Yeni deniz sahasında artık uzak cephe diye bir şey yok.” diyen Harel, “Akdeniz ve Kızıldeniz'deki güç dengesini değiştirmek isteyenlere söylüyorum: Faaliyetleri görüyoruz, takip ediyoruz ve bunlara hazırlanıyoruz. Mesafe, bize zarar vermek isteyenlere dokunulmazlık sağlamayacak. Deniz Kuvvetleri, İsrail Devleti'nin hareket serbestisinin veya ulusal deniz sahasındaki stratejik çıkarlarının tehdit altında olduğu bir gerçekliği kabul etmeyecektir.” ifadelerini kullandı.

Harel, İsrail Deniz Kuvvetlerinin “İsrail Devleti'nin ve İsrail Ordusu’nun gücünü, binlerce mil uzaktan ona meydan okumak isteyenlere ulaştırmak için inşa edildiğini” söyledi. Sözlerini daha da ileri taşıyan Harel, İsrail'in gerektiğinde gizli operasyonlara başvuracağını ekledi: “Orada ve başka her yerde olacağız; açıkta ve gizlide. Sorumluluğumuzu ve görevimizi her yolla yerine getirmek için.”

KANAL 12: MESAJ TÜRKİYE’YE

İsrail Kanal 12 ise Harel’in sözlerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a “açık bir caydırıcılık mesajı” olarak sundu. Harel konuşmasında Türkiye veya Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın adını anmasa da, Kanal 12 bu sözlerin “Akdeniz havzasında artan gerilim ve Ankara'nın hedefleri” bağlamında değerlendirilmesi gerektiği belirtti.

Ankara-Tel Aviv arasındaki rekabeti Türkiye'nin Mavi Vatan Doktrini ve Türk Deniz Kuvvetlerinin son yıllardaki büyümesiyle ilişkilendiren Kanal 12, Türk Deniz Kuvvetlerinin geniş deniz gücüne işaret etti. Buna karşılık İsrail'in sayısal olarak daha küçük bir deniz gücüne sahip olduğunu belirten kanal, İsrail Deniz Kuvvetlerinin Tel Aviv yönetiminin bu tablo karşısında Deniz Kuvvetlerini büyütmeye hazırlandığı bildirdi. İsrail'in önümüzdeki 10 yılda deniz gücünün geliştirilmesine yaklaşık 20 milyar dolar ayırmayı planladığı; yeni Reşef sınıfı savaş gemilerinin de bu yapılanmanın parçalarından biri olduğu ifade edildi.

İSRAİL’İN SIR DENİZALTISI

Bu noktada pek konuşulmayan bir tehdidi ise Aydınlık tespit etti. İsrail ve Türkiye arasındaki gerilim Doğu Akdeniz’e taşınırken Türk basını Türk Donanması’nın İsrail’e karşı üstünlüğüne odaklandı; ancak İsrail’in son yıllardaki en tehlikeli adımını gözden kaçırdı.

İsrailli savunma planlamacıları, uzun yıllar deniz gücünü kara ve hava gücü lehine ihmal ederken, bu paradigma son yıllarda keskin biçimde değişmeye başladı. Daha önceleri kıyı savunma ve genel karakol görevleri icra etmekle yetinen İsrail Donanması, hidrokarbon kaynaklarının keşfiyle birlikte görev spekturumunu genişletti. Bu değişimin kırılma noktası, Dolphin sınıfı denizaltıların envantere girmesiydi. Böylece caydırıcı bir güç çarpanıyla tanışan İsrailliler, hızla ikinci vuruş yeteneğine yöneldiler.

İkinci vuruş gücü, hasım ülkenin kendisi için doğacak ağır sonuçları gözeterek eylemlerinden vazgeçmesine dayanıyor. Dünyadaki en etkili yöntem olarak da nükleer başlıkların denizaltına indirilmesi gösteriliyor. Böylece düşman, yerini bilmediği bir denizaltıdan, her an nükleer başlık takılmış bir füze ile muhatap olabilir. İşte bu kabiliyet, İsrail Donanması'nın konuşulmaya başlamasının en temel sebebi.

Bugün Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü, İsrail’in 80 nükleer harp başlığına sahip olduğunu ileri sürüyor. Bir dönem ABD Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten Colin Powell ise 200 rakamını telaffuz etmişti. Her ne kadar tam sayı bilinmese de, İsrail'in nükleer güce sahip olduğu genel bir kabul görüyor. İsrail ise bu kabiliyetini denizin altına indirme konusunda önemli çalışmalar yürütüyor. Bunun son örneği ise birkaç yıl önce İsrail için Almanya'da inşa edilen INS Drakon denizaltısı oldu.

Ünlü deniz araştırmacısı H I Sutton, denizaltıyla ilgili şu bilgileri paylaştı: “İsrail Donanması, denizaltı gücünün gizliliğiyle tanınıyor. Halihazırda kullanımdaki 5 adet Dolphin-I/II sınıfı denizaltının, nükleer başlıklı füzeler taşıdığı kabul ediliyor. Son denizaltı INS Drakon ise Almanya’nın Kiel kentinde sessizce denize indirildi. Denizaltının, yeni ve daha büyük füzelere sahip olduğu görülüyor.”

INS Drakon'un devasa bir yelkene sahip olduğunu belirten Sutton, bu yelkenin gelişmiş yeni füzeleri içerebileceğini belirtiyor:

“Bu alana iki büyük füze silosu ya da daha büyük olasılıkla 4-8 küçük füze silosu yerleştirilebilir. Ayrıca nükleer silahlı olabilecekleri de makul bir varsayımdır. Büyük yelken için başka açıklamalar da düşünülebilir. Muhtemelen özel kuvvetler ekipmanıyla ilgilidir. Ya da otonom sualtı araçları, insansız hava araçları, dolanan mühimmatlar ve hatta bir kurtarma denizaltısı için hangar olabilir. Ancak bunların hiçbiri füze hipotezi kadar ikna edici değil.”

INS Drakon, yelkendeki yeni füzelerine ek olarak, pruvasında da dört adet ekstra torpido kovanı bulunduruyor. Bu ekstra tüplerin normal 533 mm torpido tüplerinden daha büyük olduğunu belirten Sutton, “Bunların İsrail tarafından geliştirilen seyir füzelerine tahsis edildiği anlaşılmaktadır. Bu füzeler nükleer silahlı olabilir ve İsrail’in nükleer caydırıcılığının bir parçasını oluşturduğuna inanılmaktadır.” diyor.

Nükleer harp başlıklı seyir füzeleri için hem torpido tüplerine hem de dikey fırlatma tüplerine sahip olmanın şaşırtıcı olabileceğini belirten Sutton, sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Muhtemelen füzelerin bir seti konvansiyonel, diğeri ise nükleer silahlı olacaktır. Bu, nükleer caydırıcılığı korurken kara saldırı görevlerine de izin verecektir.”

ERDOĞAN’IN UNUTULAN KONUŞMASI

İşte tam da bu noktada Türkiye-İsrail güç karşılaştırması konvansiyonel olmaktan çıkıyor. Türk uzmanlar da bir süredir uçak gemisi inşa etmek yerine denizaltılara ağırlık verilmesini öneriyor. Tabi bu denizaltılara nükleer başlık koymak ayrı bir mesele. Bu konuda Türkiye’nin eriştiği kapasite bilinmese de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha 5 Eylül 2019 tarihinde Sivas'ta Orta Anadolu Ekonomi Forumu'nda yaptığı bir konuşma, önemli işaretler veriyor:

“Birlerinin elinde nükleer başlıklı füze var, bir tane iki tane değil… Ama benim elimde nükleer başlıklı füze olmasın! Ben bunu kabul etmiyorum. Şu anda dünyada gelişmiş ülkeler içinde neredeyse nükleer başlıklı füzesi olmayan ülke yok, hepsinde var. Hatta isim vermeyeceğim. Bir tanesi şu anda cumhurbaşkanı değil, ziyarete gittiğimde bana dedi ki, 'Bize böyle böyle diyorlar, benim elimde şu anda 7 bin 500 kadar nükleer başlıklı var ama Rusya'nın Amerika'nın elinde 12 bin 500, 15 bin nükleer başlıklı füze var, ben de yapacağım.' dedi. Şimdi hale bakın, onlar nerede, neyin yarışını yapıyor, bize de ne diyorlar? 'Sakın ha sen yapma!' diyorlar. Yanı başımızda İsrail. Var mı? Var. Ve bütün her şeyiyle onunla korkutuyor. Değerli kardeşlerim biz şu anda çalışmamızı yürütüyoruz.”

‘SAVAŞ GEMİLERİ KARŞI KARŞIYA GELDİ’ İDDİASI

İsrail’in Türkiye’ye ilişkin yeni tehdit değerlendirmesinin arkasında Doğu Akdeniz’de iki ülkenin deniz kuvvetleri arasında yaşandığı belirtilen olaylar da bulunuyor.

Kanal 12’nin haziran ayında yayınladığı bir habere göre İsrail Deniz Kuvvetlerine ait bir füze gemisi, Kıbrıs açıklarında Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile yürütülen askerî işbirliği kapsamında seyir halindeyken dört Türk savaş gemisi bölgeye geldi. İsrail kanalının iddiasına göre Türk gemileri İsrail savaş gemisine doğru hızla yaklaşarak birkaç yüz metreye kadar yaklaştı.

Kanal 12 olayı, İsrail savaş gemisinin Türk savaş gemileriyle “neredeyse bir deniz çatışmasına girdiği” bir karşılaşma olarak nitelendirdi. Olayın kesin tarihi ve Türk gemilerinin isimleri açıklanmazken, iddia Türk makamlarınca da henüz doğrulanmadı.

3+1 ŞER İTTİFAKI TÜRKİYE’Yİ KUŞATIYOR

İsrail basınının Türkiye’ye ilişkin değerlendirmelerinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile kurulan askerî ortaklık öne çıkıyor. Kanal 12, İsrail’in Doğu Akdeniz’deki yapılanmasını askerî-operasyonel işbirliği, enerji ortaklığı ve ABD desteğiyle birlikte ele aldı. İsrail-Yunanistan-GKRY üçlüsünün ABD’nin katılımıyla oluşturduğu “3+1” mekanizmasının bölgedeki yeni güç mücadelesinin önemli unsurlarından biri olduğu belirtildi. Bu dörtlü arasında askeri işbirliği mekanizmaları her geçen kurumsallaşırken, silahlanma ve üs kurma hamleleri de üst üste atılıyor. Tehdidin merkezinde ise Kıbrıs Adası yer alıyor.

Doğu Akdeniz İsrail