Prof. Dr. Engin Berber: Yunan Ordusu Haritasızlıktan Murat Dağı'nda Kaybolup Türk Ordusuna Esir Düştü
Prof. Dr. Engin Berber, 15 Mayıs İzmir'in işgalinin arka planındaki askeri fiyaskoları anlattı. Emperyalizmin aparat olarak sahaya sürdüğü Yunan ordusunun haritasızlıktan Murat Dağı'nda kaybolup esir düştüğünü belirten Berber, işgalin lojistik çöküşünü açıkladı.
İzmir'in emperyalist güçler tarafından işgal edilmesinin üzerinden tam 107 yıl geçti. Birinci Dünya Savaşı’nın devamı niteliğindeki bu işgal, sadece siyasi bir macera değil, aynı zamanda büyük bir askeri fiyaskoya sahne oldu. Tarihçi Prof. Dr. Engin Berber, emperyalizmin vekil gücü olarak Anadolu'ya sürülen Yunan ordusunun yaşadığı lojistik çöküşü ve askeri başarısızlıkları çarpıcı ayrıntılarla açıkladı. Atina yönetiminin büyük bir kışkırtma ile gözü kapalı bir maceraya sürüklendiğini belirten Berber, Yunan ordusunun Anadolu coğrafyasında nasıl bir batağa saplandığını ortaya koydu.
İZMİR'İN İŞGALİ'NİN 107. YILI
Aydınlık: 107 yıl önce bugün İzmir işgal edildi. Biraz daha geriye gidersek İzmir’in işgali, I. Dünya Savaşı’nın devamı niteliğinde görmek mümkün mü? Kurtuluş Savaşı da bu paylaşım savaşının devamı olarak değerlendirilebilir mi?
Prof. Dr. Engin Berber: Elbette bir süreklilik var. Şöyle ki; 1914’te I. Dünya Savaşı başladığında taraf devletler savaşın üç ay içinde biteceğini düşünüyordu. Ancak savaş dört yıl sürdü. O dönemde Avrupa’da kullanılan ifadeyle “dört Noel geçti.” Üç ayda biteceği düşünülen savaş dört yıla uzadı. Bu süreçte tarafların insan gücü ve maddi kayıpları çok büyüdü. Savaşı sürdürebilmek için yeni katılımlar oldu. Yunanistan 1917’de, İtalya ise 1915’te İtilaf Devletleri safında savaşa katıldı. Öte tarafta Bulgaristan da İttifak Devletleri yanında yer aldı. Savaş uzayınca özellikle İtilaf Devletleri içindeki çoğulcu demokrasilerde kamuoyu baskısı oluştu. İnsanlar savaşın bir an önce bitmesini istiyordu. Ancak Almanya ve müttefikleri yenilince, mütareke koşullarını uygulayacak vekil güçlere ihtiyaç duyuldu. Bunlardan biri de Yunanistan’dı. Yunanistan Anadolu’ya İtilaf Devletleri tarafından gönderildi. Tabii Yunanistan da buna son derece hevesliydi. Çünkü imparatorlukların çözüldüğü, ulus devletlerin yükseldiği bir dönemde Venizelos yönetimi, yeniden büyük bir Yunan imparatorluğu kurma hayali peşindeydi. Sonuç ise hüsran oldu. Dolayısıyla Yunanistan, Paris Barış Konferansı’nda alınan karar doğrultusunda, İtilaf Devletleri’nin gerçekleştiremediği askeri operasyonları yürütmek üzere Anadolu’ya gönderildi.
LOZAN’DA YUNANİSTAN’LA DEĞİL; İNGİLTERE, FRANSA VE İTALYA’YLA MASAYA OTURDUK
Aydınlık: Genellikle “Türk-Yunan Savaşı” anlatısı öne çıkarılır. Ancak sizin analiziniz, emperyalist güçlerin Yunanistan’ı adeta kullanışlı bir aparat gibi sahaya sürdüğü yönünde.
Prof. Dr. Engin Berber: Kesinlikle öyle. Aynı şeyi Ermenistan için de söylemek mümkündür. Doğu Anadolu’da Erivan merkezli Ermeni hükümetinin Kazım Karabekir Paşa komutasındaki 15. Kolordu’ya karşı yürüttüğü faaliyetler de aslında aynı bağlamdadır. Hem Atina hükümeti hem Erivan hükümeti, İtilaf Devletleri’nin aparatı olmuştur. Türk Kurtuluş Savaşı doğrudan emperyalizme karşı verilmiş bir savaştır. Ne yazık ki Türkiye’de bazı çevreler bunu küçümsemeye çalıştı. “300 yıl yönettiğimiz Yunanistan’a karşı savaştık” diyerek meseleyi basitleştirdiler. Ama gerçek bu değildir. Somut kanıt mı istiyorsunuz? Lozan’a bakın. Biz Lozan’da Yunanistan’la değil; İngiltere, Fransa ve İtalya’yla masaya oturduk. Çünkü karşımızdaki asıl güç onlardı.
“YUNANİSTAN GÖZÜ KAPALI BİR MACERAYA SÜRÜKLENDİ”
Aydınlık: Peki askeri açıdan baktığınızda, Yunanistan’ın Anadolu harekatını nasıl okuyorsunuz?
Prof. Dr. Engin Berber: 1980’lere kadar Yunan iç siyasetinin en büyük tartışması “Anadolu felaketinin sorumlusu kimdi?” sorusuydu. Düşünün; bir ülke yaklaşık 60 yıl boyunca iç siyasetinde bunu tartışıyor. Askeri açıdan baktığımızda ise durum çok net. Küçük Asya Orduları Komutanlığı teklif edilen General Metaxas görevi kabul etmedi. Çünkü Anadolu coğrafyasının gerçeklerini görüyordu. Bir ordunun Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemesi demek; ikmal hatlarından binlerce kilometre uzaklaşması demektir. Yol yok, altyapı yok, iklim zor. Üstelik geri çekilen ordunun kaynakları yok ederek ilerlediğini düşünün. Yunan ordusunun ciddi lojistik sorunları vardı. Örneğin Sakarya Savaşı sırasında bazı birliklerin üzerinde hâlâ yazlık kıyafetler bulunuyordu. Anadolu’nun haritası bile yoktu. Geri çekilme planı yapılmamıştı. Hatta Murat Dağı’nda kaybolup Türk ordusuna esir düşen tümenler oldu. Çünkü ellerindeki haritalar yetersizdi. Kısacası, Yunanistan kötü planlanmış ve siyasi hırslarla yürütülen bir maceraya sürüklendi.
HASAN TAHSİN VE “İLK KURŞUN” TARTIŞMASI
Aydınlık: 15 Mayıs gününe dönersek… Hasan Tahsin meselesi yıllardır tartışılıyor. İlk kurşunu gerçekten o mu attı? O günün atmosferi nasıldı?
Prof. Dr. Engin Berber: Hasan Tahsin son derece eylemci ve vatansever bir kişilikti. Daha önce Teşkilat-ı Mahsusa adına Bükreş’te Bakst kardeşlere suikast düzenlemiş bir isimdir. 15 Mayıs öncesinde yazılarına baktığınızda, olası Yunan işgalini gördüğünü ve buna karşı silahlı direnişi savunduğunu açıkça görürsünüz. Ben Hasan Tahsin’in eyleminin organize bir planın parçası olduğunu düşünmüyorum. Bu tamamen bireysel bir vatanseverlik refleksidir. Ancak sembolik değeri çok büyüktür. İlk kurşunu onun mu, başkasının mı attığı; İzmir’de mi, Ayvalık’ta mı, Dörtyol’da mı atıldığı açıkçası benim için çok önemli değil. Önemli olan o kurşunun atılmış olmasıdır. O kurşun işgalcilere şu mesajı vermiştir: “Türk milleti bu işgali boyun eğerek kabul etmeyecektir.”
“İZMİR İŞGAL EDİLİNCE ANADOLU AYAĞA KALKTI”
Aydınlık: İzmir’in işgali Anadolu’da nasıl bir psikolojik etki yarattı?
Prof. Dr. Engin Berber: Mondros’tan sonra Musul işgal edildi, İskenderun işgal edildi. Ancak Anadolu bu işgallere İzmir’deki kadar tepki vermedi. İzmir işgal edilince ülke ayağa kalktı. Erzurum’dan, Muş’tan, Anadolu’nun dört bir yanından İstanbul’a protesto telgrafları yağdı. Çünkü İzmir, İstanbul’dan sonra Osmanlı’nın en önemli şehriydi. Anadolu’nun dünyaya açılan ticaret kapısıydı. İnsanlar İzmir’i ülkenin gözbebeği olarak görüyordu. Bu yüzden İzmir’in işgali sadece askeri değil, psikolojik bir kırılma yarattı. Kuvayı Milliye ruhu büyük ölçüde bu atmosfer içinde doğdu.
“TARİH TEKERRÜR ETMEZ, HATALAR EDER”
Aydınlık: Aradan 107 yıl geçti. Sizce bugün benzer riskler var mı?
Prof. Dr. Engin Berber: Ben tarihin tekerrür ettiğine inanmıyorum. Hataların tekrarlandığına inanıyorum.
Bugün Yunanistan’da ciddi bir kesim, Türkiye ile yaşanacak olası bir çatışmanın Yunan halkının değil; emperyalist güçlerin çıkarlarına hizmet edeceğini düşünüyor. Yunanistan son yıllarda adeta ABD’nin yüzen uçak gemisine dönüştü. 33 üs kuruldu. Buna itiraz eden ciddi bir kamuoyu da var. Dolayısıyla mevcut iktidarlar bazı yanlışlar yapabilir ama Yunan halkının tamamının buna destek vereceğini düşünmüyorum. Öte yandan Doğu Akdeniz’de ve Ege’de gerilim riski elbette mevcut. Ancak ABD’nin de gücünün sınırları olduğunu İran savaşında gördük. Amerika’nın öncelikleri arasında “Türkiye ile Yunanistan’ı savaştırmak” gibi bir hedef olduğunu düşünmüyorum.
Röportaj tamamını izleyin: