14 Ekim 2026 Çarşamba
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Japonya’nın ölüm kampı: 731. Birim

Tıbbi etiği hiçe sayan 731. Birim, canlı insanlar üzerinde yaptığı korkunç deneylerle tarihin en büyük katliamlarından birine imza attı. Savaş Yücel yazdı: “Yahudilere soykırım yapıldı da Çinlilere, Korelilere, Moğollara yapılmadı mı?”

Japonya’nın ölüm kampı: 731. Birim
A+ A-
SAVAŞ YÜCEL

Nazi Almanyası tarafından 2.Dünya Savaşı döneminde kurulmuş, bilinen en büyük toplama, zorunlu çalışma ve sistematik katliam kampı olan Auschwitz, Holokostun sembol yerlerinden biri olmuş, üstüne onlarca film yapılmış, yüzlerce roman yazılmıştır. Fakat onun kadar bilinmeyen başka bir soykırım merkezi de, 2.Dünya Savaşı’ndan hemen önce, Japon İmparatorluk Ordusu tarafından Mançurya’da inşa edilmiş olan Birim 731 kompleksidir. Bu kompleksin kurbanları Yahudi olmadıkları, çoğu Çinli, Moğol, Koreli oldukları için olsa gerek, batı merkezli dünyanın gündemine hiç girememişlerdir.

Japonya’nın ölüm kampı: 731. Birim - Resim : 1

731. Birim, 1935'te Mançurya’nın Harbin şehrinde kurulan ve savaş sırasında Çin ve Güneydoğu Asya'daki Japon biyolojik savaşının merkezi olarak kullanılan son derece gizli bir araştırma üssüydü. Üssün bulunduğu ve aslında Çin’e ait olan Mançurya bölgesi, 1931 yılında Japon ordusu tarafından işgal edilmişti. Bölgede, Japon Kwantung Ordusuna bağlı olarak, resmi adı “Salgın Önleme ve Su temini departmanı” olan bir birim kurulması kararının ardından bu görevin sorumluluğu Japon mikrobiyolog ve ordu sağlık subayı olan Shiro Ishii’ye verilmişti. Üssün ismi tamamen göstermelikti, çünkü 1925’te imzalanan Cenevre Protokolü, biyolojik ve kimyasal silahların kullanımını açıkça yasaklamıştı. Asıl işlevi kimyasal ve biyolojik silah deneyleri yapmak olan birimin direktörü olan Ishii, 1936'den 1945'e kadar İkinci Çin-Japon Savaşı sırasında, 731. Birimde biyolojik silahların geliştirilmesi ve uygulanmasına öncülük etti.

731. Birim, hastalık ve yaralanmaların silahlı kuvvetlerin savaşma yeteneği üzerindeki etkilerini analiz eden bir araştırma birimi olarak göreve başladı. Birim, bu araştırmaları, yaşayan hastalardaki yaralanmaları ve hastalığın seyrini gözlemleyerek, tıbbi etiğin sınırlarının epey ötesine taşıdı. İlk başta, bu hastalar ordu saflarından gönüllülerdi, ancak deneyler invaziv olmayan bir şekilde gözlemlenebileceklerin sınırlarına ulaştığında ve gönüllü kaynağı tükendiğinde, birim, Çinli savaş esirleri ve sivil esirler üzerinde çalışmaya yöneldi. Yani hastanın rızası kavramı ortadan kalkmış, araştırmacıların kısıtlamaları da onunla birlikte uçup gitmişti. Artık amaca giden her yol mübahtı. Bu sıralarda, tesislerde korkunç deneylerde kobay olarak kullanılan insanlara Japon yetkililer tarafından “maruta” denilmeye başlandı. Maruta Japoncada odun kütüğü anlamına geliyordu. Deneyler bittikten sonra cesetler yani “kütükler” krematoryumlarda yakılarak toplu bir şekilde imha ediliyordu. Japonya’nın ölüm kampı: 731. Birim - Resim : 2

Deney prosedürleri dört safhaya ayrılıyordu: ilk safha hastalıkların kasıtlı olarak bulaştırılması, ikincisi yeni istihdam edilen ordu cerrahlarının eğitilmesi, üçüncüsü standartlaştırılmamış tedavilerin denenmesi ve sonuncusu da insanın acı ve strese karşı toleransının sınırlarının keşfedilmesiydi. Viviseksiyon yani canlı sistemlerin işleyişini incelemek için anestezi olmadan insan bedenlerini parçalama uygulaması, standart deneylerin başında geliyordu. Binlerce insan, çoğunluğu Çinli esirler ile çocuklar ve yaşlı çiftçiler, kolera, veba, tifüs gibi hastalıklara kasıtlı olarak maruz bırakılıyor, daha yaşıyorlarken organları çıkarılıp inceleniyordu. Bir diğer deney ise kan kaybını incelemek amacıyla yapılan ampütasyon deneyleriydi. İnsanların kolları ve bacakları kesiliyor ve yer değiştirilerek tekrar vücuda dikiliyordu. Deneklerin bazılarının uzuvları da donduruluyor ve kangrenin ilerleyişini gözlemlemek için dolaşımları kesiliyordu. Sözde bilimsel çalışma adına, akla hayale gelmeyecek işler yapılabiliyordu; organların yerleri değiştiriliyor, insanlar gözleri patlayana kadar yüksek basınç odalarına kapatılıyor ya da santrifüjlere konulup ölene kadar döndürülüyordu. Kan nakli ve pıhtılaşma süreçlerini incelemek amacıyla, deneklere uyumsuz insan veya hayvan kanı enjeksiyonları yapılıyordu. Mahkumları baş aşağı asarak ne kadar sürede boğularak öldüklerini keşfetme veya emboli başlangıcını test etmek için arterlerine hava enjekte etmek de, rutin deneyler arasındaydı. Çeşitli hastalıklar enfekte edildikten, kimyasal silahlara maruz bırakıldıktan ya da ezilme yaralanmaları, kurşun veya şarapnel yaralanmaları geçirdikten sonra hamile deneklerden fetüsler alınıyor ve ne kadar etkilendikleri inceleniyordu. Biyolojik “deneylerin” yanı sıra konvansiyonel silah testleri de yapılıyordu. Mahkumlar, alev makinelerinin, el bombalarının ve çeşitli mermilerin etki menzilini belirlemek için kullanılıyordu. Silahların işlevleri, ölü veya ölmek üzere olan mahkumların vücutlarında ne kadar derin yaralar açtıklarına bakılarak belirleniyor ve silahlarda gerekli modifikasyonların yapılması için rapor ediliyordu. Çalışmaların sonuçlarına ait sivil dünyaya açık yazılan makalelerde araştırmaların “Mançurya maymunları” veya “uzun kuyruklu maymunlar” olarak adlandırılan insan olmayan primatlar üzerinde yapılmış gibi yazılıyordu. Japonya’nın ölüm kampı: 731. Birim - Resim : 3

Saha çalışması olarak, kitleleri enfekte etme kabiliyetlerini test etmek için özel olarak modifiye edilmiş uçaklardan çeşitli çeşitli biyolojik ajanlar atılıyordu. Toplumun su ve gıda kaynakları da kontamine ediliyor ve sonuçları belirlemek için, enfekte olmuş toplulukların yakınındaki arazide mobilize canlı muayene üniteleri kuruluyordu. Laboratuvarlarda yetiştirilen veba bulaşmış pireler, alçaktan uçan uçaklarla Çin şehirlerine saçılıp salgınlara yol açmışlardır. Nanjing’de tifo ve paratifo mikropları şehrin kuyularına, bataklıklarına ve evlerine yayılmış, yerel halka dağıtılan atıştırmalıklara bile hastalık bulaştırılmıştı. En az 12 büyük ölçekli biyolojik silah için saha denemesi yapılmış ve 11 Çin şehri Tularemi, kolera, çiçek hastalığı, botulizm gibi biyolojik ajanlarla saldırıya uğramıştır.

Japonya’nın 15 Ağustos 1945’te teslim olması sonrası; birimin sorumlusu Ishii ve Japon hükümeti, tesisleri ve deneyleri örtbas etmeye çalıştılar. Araştırmacılar hiçbir şey olmamış gibi Japonya'daki sivil hayata geri döndüler ve birçoğu üniversite öğretim üyelerinin önde gelen üyeleri oldu. ABD yetkilileri tarafından tutuklanan Ishii ve ekibi, yaptıkları korkunç deneylere ait bilgi ve belgeleri vermeleri karşılığında dokunulmazlık aldılar. Kirli pazarlığın sonucunda biyolojik ve kimyasal silah üretimine ve insanlar üzerinde yapılan deneylere ait tüm bulgular Amerika Birleşik Devletlerine teslim edildi. ABD elde ettiği bilgiler sayesinde biyolojik ve kimyasal silah üretimini geliştirirken, bu silahları Kuzey Kore ve Vietnam’da kullanmaktan geri durmayacaktı. Japonya’nın ölüm kampı: 731. Birim - Resim : 4

1945 yılında kurulan ve yine Hollywood tarafından filmleri yapılmış olan Nürnberg mahkemesi, Nazi liderlerini savaş ve insanlığa karşı işledikleri suçlar nedeniyle yargılarken, bir benzeri olan Tokyo Savaş Suçları Mahkemesi'nde (1946-1948) doğrudan 731. Birim mensubu olarak yargılanan hiç kimse olmamıştır. Mahkemede 28 üst düzey Japon lideri yargılanmıştır ama aralarında İmparator Hirohito ve kraliyet ailesi üyeleri ile 731.Birimin sorumlusu Ishii bulunmamaktadır. Nürnberg Mahkemeleri, tarihsel, hukuki ve psikolojik sonuçları itibarıyla İsrail'in 1948'deki kuruluşunu hızlandıran ve uluslararası arenada meşrulaştıran bir katalizör görevi görmüştür. Nürnberg, Avrupa Yahudilerinin vatansız kalmasının yarattığı yıkımı dünyaya göstererek, bağımsız bir Yahudi devleti fikrini uluslararası toplum için "ertelenebilir bir siyasi tartışma" olmaktan çıkarıp "acil bir insani zorunluluk" olarak göstermiştir. Fakat Japonların Çinliler, Korelilere, Moğollara yaptığı soykırım benzeri uygulamaların yargılanması ise ABD ve Batı açısından, işlevsel bir fayda sağlamayacağı, bu mağduriyetin sonuçlarından bir “ileri karakol” devleti çıkmayacağı için olsa gerek tarihin bir köşesinde unutulmaya terk edilmiştir.

Japonya’nın ölüm kampı: 731. Birim - Resim : 5

25-31 Aralık 1949 tarihleri arasında Sovyetler Birliği'nin Habarovsk kentinde düzenlenen mahkeme, ABD'nin Tokyo Savaş Suçları davalarında üstünü örttüğü biyolojik savaş ve insan deneyleri suçlarını dünya gündemine taşıyan ilk yargılamadır. Dava sürecinde, Japon İmparatorluk Ordusu'na bağlı 731. Birim ve 100. Birim üyesi 12 kişi, savaş esirleri ve siviller üzerinde ölümcül bakteriyolojik silahlar geliştirmekle suçlandı. Sanıklar, uçaklarla veba bulaşmış pireleri sivil yerleşimlere atarak salgın hastalık çıkardıklarını itiraf ettiler. Yargılanan 12 sanığın tamamı suçlu bulunarak 2 ile 25 yıl arasında değişen çalışma kampı cezalarına çarptırıldılar.

731. Birim’in gerçekleştirdiği doğrudan ve dolaylı katliamlar sonucunda, yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Japon hükümeti 731. Birim'in işlediği insanlık dışı suçlar için resmi bir özür dilememiş ve kurbanlara ya da ailelerine tazminat ödemeyi reddetmiştir. Uzun yıllar süren inkarın ardından, 28 Ağustos 2002’de Tokyo Bölge Mahkemesi, Japonya’nın Çin’de biyolojik silahlarla saldırılar uyguladığını ve sonuç olarak birçok insanı katlettiğini kabul etti. Nisan 2018’de Japonya Ulusal Arşivleri, 731. Birim’in 3.607 üyesinin bilgilerini araştırmacılar ile paylaştı. Japon Ordusunun Harbin’deki 731. Birim’ine ait yapıları, günümüzde Savaş Suçları Müzesi olarak ziyaretçilerini ağırlamaktadır.

Japonya’nın ölüm kampı: 731. Birim - Resim : 6

KAYNAKÇA

-Unit 731: Laboratory of the Devil, Auschwitz of the East (Japanese Biological Warfare in China 1933-45) , Tam Yue-Him , Yang Yan-Jun , Fonthill Media Ltd 2018

-Japan's Infamous Unit 731: First-hand Accounts of Japan's Wartime Human Experimentation Program, Hal Gold, 1996

Kaynak: Aydinlik.com.tr - HABER MERKEZİ
Japonya Çin ABD Vietnam