Kaçmayacak imha olacaklar!
Büyük Taarruz’un başarısının ardında iki temel anahtar vardı. Sakarya’dan sonraki 11 aylık hazırlık, kurmay heyetinin dâhi planı ve Türk milletinin kahramanlığı ile kazanılan İstiklal Harbi, Türk milletine bağımsızlığını verdi. Bu savaş, emperyalizmin yediği en büyük tokatlardan biriydi.
24 Ağustos 1922’de Başkumandan Mustafa Kemal, Afyon’un Şuhut kasabasına gelir. İsmet ve Fevzi Paşalarla Hacıvelioğlu konağına yerleşir ve son kontroller için Kocatepe’ye çıkar. Tetkiklerin ardından yeniden Şuhut’a gelir, komutanlar ile son toplantı yapılır. Artık geride bırakılan 11 aylık hazırlık sürecinin meyvelerinin toplanacağı güne gelinmiştir.
25 Ağustos günü Mustafa Kemal, beraberindeki komuta heyetiyle birlikte Kocatepe’ye çıkar ve Başkumandanlık flaması 1800 metreye dikilir. Bölgenin en yüksek tepelerinden biri olan Kocatepe’den, taarruz edecek tüm tepelerin hepsi gözüküyordu. Ancak ne olursa olsun, o tepelerin ardında görünen tek bir şey vardı: Bağımsızlık.
26 Ağustos saat sabah 04.25… Dakikalar sonra bir topçu subayı olan İsmet Paşa’nın aylarca üzerinde çalışarak, yeni atış cetvelleri hazırlayarak başarı oranını neredeyse yüzde 100’e çıkarılan Türk topları, Yunan hatlarını bombalayacaktı. 1914’ten bu yana verilen bağımsızlık mücadelesinin son cephaneleri, üzerlerinde “bağımsızlık” ve “özgürlük” yazarcasına ileriye fırlayarak düşmana atılacaktı.
BÜYÜK TAARRUZ’UN BAŞARI GİZLERİ
Büyük Taarruz’un başarısının ardında iki temel anahtar vardı: Gizlilik ve imha hedefi. 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesi’nin ardından Türk ordusu, halihazırda dağılmaya yüz tutmuş Yunan ordusunu bir an önce Anadolu’dan atmak için taarruz etmeye hazırlanıyordu. Ancak mevsimin kışa dönmesi, Yunan istihbaratının taarruz planından haberdar olması ve ordunun tam olarak taarruza hazır olmaması, Sad Planı olarak adlandırılan bu taarruzun tarihini ertelemişti. Önlerindeki 11 ay boyunca hem siyasi yollar katedilmiş hem de ordunun ihtiyaçları karşılanmıştı. Artık Türk ordusu sayıca Yunan’ın gerisinde değildi.

27 Temmuz 1922 günü Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Kazım Özalp’in yaptığı toplantıdan tek bir sonuç çıktı: Büyük Taarruz!
Bu taarruz, Yunan’ı Anadolu topraklarından biraz daha geriye atmayı ya da sıradan bir mağlubiyet yaşatmayı değil, imha etmeyi amaçlıyordu. Mustafa Kemal’in tabiriyle “düşmanın kuvveyi asliyesi” vurularak cephe yarılacak, düşmanın kaçarak yeniden mevzilenmesine izin verilmeyerek imha edilmek üzere durmaksızın taarruz edilecekti. Bu karar, 28 Temmuz günü futbol müsabakası kılıfıyla bir araya gelmiş olan kolordu kumandanlarına da bildirildi; ordunun gizlice hazırlanması emri verildi.
Burada gizliliğin üzerinde duruyoruz çünkü Başkumandanın bahsettiği “düşmanın kuvveyi asliyesinin vurulması” çok zor bir işti. Savaşlarda düşmanın en zayıf yeri vurularak cepheler yarılırken Mustafa Kemal, en zor olanı ancak geri dönüşü olmayacak olanı istiyordu. Düşman taarruzu beklememeliydi. Özellikle Ankara’da dolaşan yabancı ülkelerin temsilcileri taarruzun olup olmayacağı bilgisini almaya çalışıyorken her şeyin sır olması gerekiyordu. Bu yüzden Dahiliye Vekili Ali Fethi Bey Avrupa’ya gönderilerek Türklerin barış yoluyla işleri çözmek istediği mesajı verildi. Öteki taraftan Sovyetler Birliği temsilcilerine yapılacak taarruz hakkında bilgiler veriliyordu. Bu ince çizgi bile İstiklal Harbi’nde kimin dost kimin düşman olduğu ortaya çıkıyordu.
ATLAR BİLE GİZLİLİĞE UYDU

Ordunun ikmali, düşmanın fark etmemesi için gece yapılıyordu. Gündüzleri boşaltılmış köylerde dinlenen Türk ordusu, geceleri topların geçeceği yolları yapıyor, taarruza kalkacağı tepelere yerleşiyordu. Fahrettin Paşa’nın kumanda ettiği Süvari Kolordusunun atları dahi bu gizlilik planına uyuyor, nallarının sesi bile çıkmıyordu.
İstiklal Şairimiz Mehmet Akif, 1936 yılında Büyük Taarruz için şöyle söyler: “Allah’ım ne muazzam zaferdi o, ortalık hercümerç oldu; beş altı saat içinde bir başka dünya doğdu. Ve biz mest olduk... Artık benim ne düşünecek ne yazacak, hatta ne yaşayacak takatim kalmıştı. Bizim dilimiz tutulmuştu, ordu bizzat yazıyordu.”
Bu satırlar, Türk ordusun büyük başarısını en güzel anlatan satırlardır. En başından beri bir sanat eseri gibi inceliklerle donatılmış olan taarruz hazırlıkları ve planı, bu incelikle hazırlandığı için başarılı olabilmişti. Türk milletinin azim, feraset ve kararlılığı ile Mehmetçiklerin korkusuzluğu ve dehalarından şüphe edilemeyecek komuta kademesinin yönetimiyle Türkler bağımsızlığının kapısını aralamıştı.
BİRKAÇ SAATTE AŞILAN MEVZİLER
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’daki Başkumandanlık Meydan Muharebesi ile çözüldü. Yunan ordusu çaresizce hattını savunmaya çalışıyordu. Ancak Sakallı Nurettin Paşa’nın komutasındaki 1. Ordu, süngü hücumuyla Yunan’ın üzerine atıldı, İngilizlerin “Türkler bu hatları 6 ayda aşsalar, 6 günde aştık desinler” diye övdükleri hatları birkaç saatte aştı ve düşmanın elindeki tepeleri bir bir aldı. Mustafa Kemal, dürbünle takip ettiği muharebede bir an duraksayıp, “Hacıanesti! Gel de kurtar ordularını” diyerek Yunan ordusunun perişan halini ilan ediyordu.
Türk ordusunun Dumlupınar’daki başarısının ardından Yunan ordusu tam bir panik ve dağılma içinde Batı’ya doğru kaçıyordu. Süvari Kolordusu kaçmalarını önlemek, imhayı gerçekleştirmek için Ahır Dağı arkasından yaptığı harekatla Yunanları afallatmış, kapana kısılmalarını sağlamıştı. Zaten İzmir’deki karargahıyla iletişimi kopan Yunan ordusu, büyük korkular içinde İzmir’e doğru hareket ediyordu. Mustafa Kemal bu sırada Yunan ordusunun geri hatlarda mevzilenmemesi için o tarihi emri verdi: “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
İTİLAF DEVLETLERİNİN TEKLİFİ
Mustafa Kemal’in bildiği önemli bir şey vardı, imha üzerine kurulmayacak bir taarruz, başarılı olsa dahi kesin çözüm olmayacaktı. Askeri başarının arkasından gelmesi gereken siyasi başarı, Yunan ordusunun imhasıyla kazanılacaktı. Kaldı ki öyle de oldu. Türk ordusu henüz İzmir’e dahi girmemişken İtilaf Devletleri’nden mütareke teklifleri gelmeye başladı. Mustafa Kemal ise Anadolu için bir mütarekenin söz konusu olmadığı çünkü Anadolu’nun kurtulduğunu, ancak Trakya için mütareke konuşulabileceğini söyleyerek bu teklifleri reddetti.
Sakarya’dan sonraki 11 aylık hazırlık, kurmay heyetinin dâhi planı ve Türk milletinin kahramanlığı ile kazanılan İstiklal Harbi, Türk milletine bağımsızlığını verdi. Bu savaş, emperyalizmin yediği en büyük tokatlardan biriydi. Türkiye artık başı dik, özgür ve bağımsız bir ülke olarak tarih sahnesinde yerini alacaktı. Mehmet Akif’in dediği gibi, ordu bizzat yazarak bu yeri sağlamıştı.