Kadın edebiyatının önemli kalemlerinden Tansu Bele: Kimliksizleştirmeye karşı Cumhuriyet düzenini örnek alalım
Kadının tarih boyunca var olma çabasını yazılarıyla topluma sunan Tansu Bele’yle günümüz kadın mücadelesinin anlamını konuştuk. Bele, ‘Özgür aşk palavralarıyla kullanılan kadın, yine alınıp satılıyor, evlilik kurumları sapıklaştırılıyor, erkekler kadın, kadınlar erkek olmaya yönlendiriliyor.
Türk yazın dünyasının mücadeleci kalemlerinden Tansu Bele, kadının varoluşunun ve mücadelesinin toplumda yarattığı etkiyi hatırlatıyor. Batı’nın kadınları şekilden şekle sokan, tozlu raflardaki sıradan ve zayıf kadın tanımlarını elinin tersiyle itiyor. Yerine Türk kadınının devrimlerden aldığı gücü, kadın olma gururunu, yaşama iradesini ve vatan sevgisini çoğaltıyor. Tansu Bele, öykü, roman, deneme ve araştırma yazılarıyla kadınların toplumsal konumlarını ve haklarını savunmaya devam ediyor.
- Kadın mücadelesinde edebiyatın yeri nedir?
Bu konu Cumhuriyet tarihimizde de en önemli konulardan biridir. Benim yazma serüvenimin de başat konusu. Mustafa Kemal Atatürk, savaş alanındaki çadırında, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını okur; gelecekteki Türk toplumunun çağdaş temellerini kurgular. Çalıkuşu’nu 13 yaşımda okudum ve kadınların eğitimi konusu beni çok düşündürmüştü. Mustafa Kemal Atatürk, kadınlara sosyal yaşamda her türlü hakkı yasalarla sağlamıştı. Öyleyse neden kız çocuklarının okutulmaması ve Anadolu’da hâlâ küçücük yaşta evlendirilmeleri Türkiye gündemindeydi? Büyük kentlerimizde bile kızlar, görücü usulüyle evlendiriliyordu, ev dışında çalışmaları engelleniyordu.
Halide Edip ve Suat Derviş bana göre edebiyatımızda kadın hakları konusunda en önemli yapıtları yazan kadın yazarlardır. Halide Edip’in mandacılık serüvenine karşı çıktığım halde Atatürk’ün ona verdiği büyük değeri hiç unutmadım. Nezihe Muhittin de Cumhuriyet’in ilk döneminin önemli kadın yazarlarındandır. Bu yazarlar, Atatürk’e ve devrimlerine çok bağlıydılar, özellikle kadın devrimine. Kadınlarımızın toplumsal hakları için yazdıkları kitaplar ve yazılar, edebiyatımızı da toplumumuzu da etkiledi. Atatürk onlara verdiği sözü tuttu, Medeni Kanun’la birlikte kadınlara toplumsal haklarını verdi. Bunu, “Cumhuriyet Döneminde Bir Kadın / İlk Dönem Yapıtları” adlı Halide Edip kitabımda vurguladım.
KADIN, AŞK İLİŞKİLERİNİN ODAĞINDAYDI!
Küçük yaşlarımda ilgilendiğim kadın sorununa ilişkin denemeler, öykücükler falan yazıyordum. Ancak dikkatimi çeken, gerek kadın gerekse erkek yazarlarımızın romanlarında kadın figürünü sürekli aşk bağlamında ele almalarıydı.
Batı edebiyatında da durum aynıydı. Kadın, aşk ilişkilerinin odağındaki kişiydi her yapıtta. Tıpkı toplumda olduğu gibi. Oysa kadınlarımıza Atatürk’ün verdiği toplumsal haklar, eğitim ve çalışma haklarıydı. Bu konuyu, “Ah Benim Bir Başıma İstanbul Kadınlığım” adlı ilk öykümde, üç kuşak kadının Cumhuriyet döneminde sosyal açıdan nasıl büyük bir değişime uğradığını işledim. Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte kadınlarımız eğitim özgürlüğüne kavuşmuş, çalışma yaşamına katılmaya başlamışlardı.
KADIN NEYLERSE GÜZEL EYLER
O yıllarda Sevgi Soysal’ın yapıtları, beni çok etkilemişti. Kadının da duyan, düşünen, yaratan, kısaca aklı olan bir insan olduğunu yapıtlarımda hep vurgulamaya çalıştım. Cumhuriyet öncesi bir kadın dergisi yazısında denildiği gibi: “Kadınlık yalnızca meyve değildir.” Kadın da yaratır, düşünür, öğrenir ve gerçekleştirir. Neylerse güzel eyler. Ancak erkek, her zaman “Ben!” dediği ve kadını “insan”dan saymadığı için kadınlar, özellikle Batı’da kadın hakları konusunda büyük mücadele vermişlerdir. Batı, hiçbir zaman hiçbir alanda özgürlükçü olmamıştır. Kapitalist zihniyetli Batı erkeği her zaman çıkarcı, bencil ve sömürgendir, kendini her şeyden üstün görür. Biz ise Atatürk’ün sayesinde tez kavuştuk haklarımıza, oysa hâlâ daha kıymetini tam anlamış sayılmayız.
FEMİNİZM YOLUNDAN SAPTIRILMIŞ
Kadınlarımızın bu durumu, beni, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü Kadın Araştırmaları Enstitüsünde yüksek lisans yapmaya yönlendirdi. Eski öğretmenim Necla Arat’ın yönettiği bölümde, sınavımı kazanıp kadın sorunları konusunda yüksek lisans yaptım. “Türk Edebiyatında Erkek Yazarların Yapıtlarındaki Kadın Kimlikleri” adlı çalışmam Kültür Bakanlığınca Cumhuriyet’in 50. Yılı Edebiyat Yarışması’nda başarı ödülü aldı ve “Erkek Yazınında Kadın” başlığıyla Kaynak Yayınları tarafından basıldı. Yapıtımda da erkek yazarların kadına bir nesne olarak bakmalarını ortaya koymuştum.
Edebiyatımızda aynı tutumun sürdüğünü görmekteyim. Duygu Asena’nın dediği gibi, “Kadının adı yok!” Feminizm de artık bence yolundan saptırılmış, çığrından çıkmış durumda. Kadın, dünyada da bizde de erkeklerin gözünde salt “meyve” olma özelliğini sürdürmekte. Edebiyatımız da bu sarmalın içinde yuvarlanıyor.
KADIN MÜCADELESİ EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELEYLE İÇ İÇE
- Sizce kadın mücadelesinin toplumsal mücadeledeki önemi nedir?
Kadın sorunu, emperyalizme karşı mücadeleyle içiçe bir sorundur. Batılı erkeğin kapitalist düzeni kurması ve kendisini her alanda “üstün insan” ilan etmesi sonucunda, insanlığın tarihsel akışı değişti bana göre. Ya da erkek değiştirdiğini sandı. Doğada da insan üzerinde de egemenlik kurmaya kalkıştı. Yetmedi, kadını da ikinci sınıf vatandaş sayıp kendisini Nietsche’nin felsefesiyle “Tanrı benim!” olarak ilan etmesine yol açtı. Öyle bir an geldi ki Fichte’nin felsefesiyle milliyetçiliği, ırkçılık sayan kapitalizm sapığı faşistler, kadını “din (kilise), mutfak, çocuk (yatak)” sloganına mahkûm edip kendilerini dünyanın hâkimi yerine koydular. ABD ise William James, John Dewey, C.S. Peirce gibi Amerikan felsefecilerinin pragmatist (çıkarcı, faydacı) kuramlarına sarılıp kendisini yeni dünyanın hâkimi ilan etti. Avrupa’nın sömürgeciliğini devralıp geliştirerek emperyalizmi yarattı. Elbette beyaz erkeğin yine aklını yüceltip kadını dışlayarak, onu “aşk sarmalında özgürleştirdiğine” inandırarak, dünyayı sömürmeye devam etti, ediyor.
ÖZGÜR AŞK PALAVRALARI…
Özgür aşk palavralarıyla kullanılan kadın, yine alınıp satılıyor, kucaktan kucağa aktarılıp çetelerce pazarlanıyor, evlilik kurumları sapıklaştırılıyor, erkekler kadın, kadınlar erkek olmaya yönlendiriliyor. Buna da ‘feminist özgürlük’ deniliyor.
Kadın ve çocuğun kimlikleriyle, tarihin hiçbir aşamasında görülmedik biçimde oynanılıp saptırılıyor. Çünkü erkek kimliği bence emperyalist düzen eliyle iyice yozlaşmış durumda. Kanımca bu duruma karşı çıkacak olanlar, yine kadınlar. Kadın hem aklına sahip çıkacak hem kendisine hem de aile kurumuna. Nasıl mı? Cumhuriyet’in toplumsal düzenini örnek alarak.
Cumhuriyetimiz bu alanda dünyaya örnek olan bir model sunmuştu: Hem okuyan hem yuva kuran hem çalışan hem de çocuk yetiştiren kadın kimliği. Bu örnek, toplumumuza “namus” kimliği de sunmaktaydı. Cumhuriyet çocukları, bizler; “namus” kavramının yalnızca kadının simgesi olmadığını, namus denilen şeyin aldatmamak, yalan söylememek, başkasını kandırmamak demek olduğunu ve erkeği de kapsadığını öğrenerek yetiştik.
Çocuklarımız çok yalnız
Erkek eşini rahatça aldatabiliyor ama kadına yasak. Bence aşk bağlamında esas irdelenmesi gereken konulardan biri budur, edebiyatımızda. Erkek çocuk zaten her hakkı kendisinde görerek yetiştiriliyor. Oysa kadın, erkek ve çocuk ilişkilerinde önce arkadaşlık, eşitlik sevgisi esastır. Edebiyatımızda bu alanda da eser yok. Ben çocuk kitabı yazmaya bu yüzden yöneldim. Çünkü çocuklarımız çok yalnız. Sevginin anlamını bile bilmiyorlar. Dünyayı birbirine sokan emperyalizmin ortadan kaldırılması gerek…
Emperyalizm kadının elini kolunu bağlıyor
Emperyalizm “Kadına özgürlük veriyorum!” diyerek aslında onun elini kolunu bağlıyor, aşk masallarıyla aileden, erkekten koparıyor ve sokağa atıyor. Çünkü amacı ülkelerin toplumsal damarlarını koparmak.
1960’lı yıllarda İngiliz düşünür Bertrand Russell’ı, bitirme tezim olarak ele almıştım. Tamamen anti-emperyalist bir düşünür olan Russell’ın Batı’ya karşı açtığı barış mücadelesini anlatan tezimi kitaplaştırmak bugünlerime nasip oldu. Russell’la birlikte insanlığın kurtuluşunun, emperyalist insan düşüncesinin, özellikle de erkek egemen toplum zihniyetinin yıkılmasına bağlı olduğunu işleyen yapıtımda okullarda yaptığım söyleşiler de var.
“Bilimsel Eğitimden Doğan Çağdaş Düşünmek” adlı kitabım da aynı zamanda “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir!” diyen Atatürk’e teşekkürüm ve Türk gençliğine armağanımdır.”




