12 Haziran 2026 Cuma
İstanbul 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Kıtaları aşan ses Nazım Hikmet: ‘Türk milletini yok edemezler’

Eserleriyle kıtaları aşan Nâzım Hikmet, vefatının 63. yılında tarihi arşivlerle anılıyor. Usta şairin 1954 yılında Budapeşte Radyosu’nda yaptığı “Türk milletini yok edemezler” vurgusu ve fikir dünyasının ilk harcı olan "Aydınlık" mirası zamana meydan okuyor.

Kıtaları aşan ses Nazım Hikmet: ‘Türk milletini yok edemezler’

Yalnızca Türk edebiyatını değil dünya edebiyatını da derinden etkileyen ve eserleriyle Pekin’den Havana’ya, Taşkent’ten Darüsselam’a kadar kıtaları aşan bir sese sahip olan usta şair Nâzım Hikmet, 3 Haziran 1963’teki vefatının ardından 63. ölüm yıl dönümünde yad ediliyor. Edebi mirası Türkiye’nin Asya ve Afrika coğrafyasıyla kurduğu en güçlü diplomatik ve kültürel köprülerden biri olma özelliğini koruyan şair, ezilen milletlerin bağımsızlık savaşlarına kongrelerde, meydanlarda ve eserlerinde verdiği destekle evrensel bir direniş sembolü olarak kabul ediliyor. Eserleri Kazakçadan Çinceye, İspanyolcadan Arapçaya kadar pek çok dile çevrilen Nâzım Hikmet’in anıldığı ölüm yıl dönümünde, 1954 yılında Budapeşte Radyosu’nda yaptığı konuşma ile düşünce dünyasında önemli bir yeri bulunan "Aydınlık" dergisi dönemi yeniden dikkatleri çekiyor.

‘TÜRKİYE’DE EN MÜHİM MESELE EVİMİZİN BAĞIMSIZLIĞI MESELESİDİR’

Nâzım Hikmet’in 1954 yılında Budapeşte Radyosu’nda yaptığı konuşmadaki tahlilleri vefat yıl dönümünde yeniden hafızalarda tazeleniyor. Konuşmasında Türkiye’nin o dönemki en mühim meselesinin yurt ve ev bağımsızlığı olduğunu belirten usta şair, mürteci, vatan haini ve inkılap düşmanı kavramlarına açıklık getirerek şu ifadeleri kullanmıştı:

"Şu 1954 senesinde Türkiye'de kime mürteci derler, kime vatan haini derler, kime inkılap düşmanı derler, kime şu bizim Türkiye'deki tabiriyle Kemalizm prensiplerinin can düşmanı derler. Bunları anlamak lazım. Şimdi benim kanaatıma göre Türkiye'de ki bugünkü en mühim mesele yurt meselesidir, evimizin meselesidir, evimizin bağımsızlığı meselesidir. Bir defa her şeyden evvel bizim kendi evimizde o evlerin o evin sahibi gibi yaşamamız lazım. Kim bizi bizim eve hırsıza sokmuşsa ve kim bizim evde bizi bu hırsıza hizmetçi yapmışsa, mürteci olan odur. Kemalizm prensiplerine düşman olan odur, vatan haini olan odur."

‘HALKLARI MAHVETMEK KÂBİL DEĞİLDİR, TÜRK MİLLETİ YAŞAYACAKTIR’

Konuşmasının devamında Türkiye'nin o yıllarda yabancı hakimiyeti altına sokulmaya çalışıldığını, milli sanayinin ve köylünün müstemleke kölesi haline getirilmek istendiğini savunan şair, siyasi ve dini kanaati ne olursa olsun gerçek milli bağımsızlığı, Amerikan hakimiyetinin son bulmasını ve hayatın ucuzlamasını isteyen herkesi "ileri Türk insanı" olarak nitelendirmişti. Türkiye'de yaratılan atmosfere rağmen halkın yok edilemeyeceğini vurgulayan Nâzım Hikmet, konuşmasını şu sözlerle tamamlamıştı:

"Peki bu, Türk idarecilerinin Türkiye'de yarattıkları bu terör havası, Türkiye'de milli bağımsızlık ve barış savaşını durdurmuş mudur? Halkları mahvetmek kâbi değildir. Teşekkür eden bir millet, yaşayan bir millet ölmez artık. Türk milleti de böyle. Türk milleti denilen bir millet var. Türkiye halkı denilen bir halk var. Bu halkın yok olması imkansız. Neden istiyorum yani? Bugün yapılan terör, şu veya bu partiye karşı değildir. Bugün yapılan terör, şu veya bu kanaata karşı değildir. Şu veya bu sınıfa karşı değildir. Bugün yapılan terör, Türk milletine karşıdır ve Türk milletini imha etmek için, yok etmek için yapılan terördir. Türk milleti yok olmaz. Her şeye rağmen Türk milleti yaşayacaktır ve her şeye rağmen biz bir ikinci milli bağımsızlık savaşından uzaklaşacağız."

SOKAKLARDA ‘AYDINLIK’ DİYE BAĞIRAN ŞAİR

Nâzım Hikmet'in fikir dünyasında ve edebi geçmişinde, 1 Haziran 1921'de Dr. Şefik Hüsnü tarafından İstanbul'da aylık fikir dergisi olarak kurulan ve ilerleyen süreçte Doğu Perinçek ile arkadaşları tarafından da sürdürülen Aydınlık dergisinin çok önemli bir yeri bulunuyor. Büyük şair, İstanbul'da bulunduğu dönemde derginin sadece yazarlığını değil, teknik sekreterliğini de üstlenmişti. Yazılarını ve şiirlerini "N. H." rumuzu ile "Ahmet" takma adını kullanarak yayımlayan Nâzım, dergiyi koltuğunun altına alıp caddelerde “Aydınlık, Aydınlık, sosyalist mecmua, Aydınlık” diye bağırarak satıyordu. Şair, Moskova'dan kız kardeşi Samiye Hanım’a gönderdiği bir mektupta da bu duruma işaret ederek, "Ben her boş vakit buldukça şiir yazıyorum. Şiirlerimi okumak istersen Aydınlık mecmuasını al. Orada (N. H.) bir de ‘Ahmet’ imzası benimdir" öğüdünü vermişti. Ayrıca 1922 yılında Moskova'da kaleme aldığı bir şiirindeki, "Sen benim hangisinden olduğumu anlamak istiyorsan cebime sok kafanı! Burada: Aydınlık’ı okuyan kara ekmek sana doğruyu söyler" dizeleriyle bu aidiyetini doğrudan aktarmıştı.

95 YIL SONRA ÇEVRİLEN 'AYDINLIK' ŞİİRİ VE 'AYDINLIKÇILAR' MİRASI

Usta şair, sokakta satış yaptığı sırada okurlarını daha yakından tanıma fırsatı bularak, Sirkeci’den Cağaloğlu yokuşuna çıkan köşede dergi satarken Aralık 1924’te meşhur "Aydınlıkçılar" şiirini yazdı. Şiirde, işçilerden, vatmanlardan, dikiş diken kadınlardan ve köylü ırgatlardan bahsederek, "Bütün bunların / Şunların / Onların / Hepsi / Hepsinin alnında orak çekiçten tacı / Hepsi Aydınlıkçılardan, / Hepsi Aydınlıkçı!" ifadelerine yer vermişti.

Bunun yanı sıra, Nâzım Hikmet'in tamamen Osmanlıca harflerle kaleme aldığı ve Eylül 1924'te Aydınlık Gazetesi'nde yayımlanan "Aydınlık" başlıklı şiirinin Latin harflerine ilk çevirisi ise ancak 95 yıl sonra gerçekleştirilebildi dize dize şu şekilde aktarılmıştı:

"Aydın Aydınlık Aydınlık. / Aydın Aydınlığım benim / Gökte ay gibi değil / Gökte yay gibi gerilen ay gibi aydınlatmıyorum tepeden / toprakda sınıfların kavgasını! / Bağlıyım ben / çamurlu kanlı kara / topraklara. / Ben o topraktaki kavgadan doğdum, / İçindeyim o kavganın, / İçinden aydınlatıyorum ben o / kavgayı: / Biz görelim, / onlar / kör olsunlar / diye! / Evet onlar, / onlar / kof çınarlar kibi karanlıklarda sallanıp yıkılırken, / onları ben / ateş aydınlığımın altına koyarak, / oyarak / göz bebeklerinin deliğini; / aydınlatıyorum / köklerine saplanan baltamızın / çeliğini! / Aydın Aydınlık Aydınlık!"

Kaynak: Aydinlik.com.tr - HABER MERKEZİ
Nazım Hikmet Türkiye Aydınlık Türk Edebiyatı