Kıvılcımlı’da dini anlayış tartışması! Aynı eleştiriler Maturidi’ye yapılabilir mi?
Anadolu’da itikat düzeyinde en önemli belirleyicilerden Maturidi, İslam’ı toplum gerçekliğiyle anlamlandırdı… Dünyayla, gerçeklikle bağları son derece gelişkin olan İslam’ı, Batıcı bir teoloji ve metafizikle açıklama, İslam’ı dünyevi gerçekliklerden koparma çabası İslam'ın zaferlerini gölgelemektir
Geçenlerde Hasan Karademir, Mirat Haber bünyesinde ‘Hikmet Kıvılcımlı’nın Dini Anlayışının Eleştirisi’ başlıklı bir yazı kaleme aldı.(1) Hikmet Kıvılcımlı, İslamiyet içerisinde bugünün toplumuna mücadele hattı çizen ve toplumsal gelişmeyle İslamiyet arasında bir korelasyon kuran bir tarz ortaya koymuştur. Bunu yaparken de Batı’nın, Doğu’nun bütün değerlerini hakir gören anlayışlarına karşı da önemli bir tepki geliştirmiştir.
Hasan Karademir’in, Kıvılcımlı’nın tutumuna itibar etmenin yanı sıra onun tarih, sosyoloji ve bilim ile İslam’ı beraber değerlendirmesini bir dayatma olarak görmesi de büyük bir hatadır.
Halbuki İslam dininin temel prensiplerinde tarihin, sosyolojinin dışında olmak gibi bir iddia yoktur. Zaman (tarih) ve mekândan (maddi koşullar, coğrafya) münezzeh olma Allah’a mahsustur. Hz. Muhammed, Kur’an ezcümle İslam dini, tarihin dışında değerlendirilemez. Maddi gerçeklerin dışında İslam’ın değerlendirilmeye çalışılması sadece ve sadece İslam’ın kazanımlarını görmemizi engeller.
KUR’AN’IN İNDİĞİ DÖNEM
Acaba, İslamiyet’i tarih dışında değerlendirmek için ortaya koyulan bu çaba; Arap bedevi toplumunda diri diri gömülen kız çocuklarını sırtında taşıyarak devrim yapan Hz. Muhammed’i bugünün yargılarıyla ‘kadın düşmanı’ olarak göstermeye çalışan tarih bilmez, toplum bilmez akımlara ne cevap verecek?
Bir başka yönüyle de konuya yaklaşmak gerekirse, büyük Türk alimi İmam Maturidi, ayetlerin gelmesinde nuzül dönemi şartlarının etkisi olduğunu kabul etmektedir. Teʾvîlâtü’l-Kur’ân isimli eserinde bunu çok ciddi düzeyde işlemiştir. Maturidi’nin, Kur’an’ın indiği dönemin kültürünü gözettiği yönünde bir yaklaşıma sahip olduğu kabul edilebilir. Zira onun Kur’an’ı dil bağlamında Arap kültürünün unsurlarını dikkate alan bir kitap veya metin olarak gördüğü söylenebilir. Ona göre Kur’an, dil ve üslup açısından Araplarda ne varsa içermektedir ve mana itibariyle kelimelerin anlamları o dönem Arapların anladığıdır. Onların bilmediği anlamların kelimelere yüklenmesi ve Kur’an’a Arap dili dışında başka yollarla yaklaşmak doğru değildir. Ona göre Kur’an’da Arapların dil ve edebiyat geleneğinin dışına çıkacak yeni icat edilmiş yabancı bir ifade yoktur.(2)
Acaba Hikmet Kıvılcımlı’ya bu eleştirileri getirenler, Anadolu’da itikat düzeyinde en önemli belirleyicilerden olmuş ve aynı zamanda da tarih ve toplum gerçekliğiyle İslam’ı anlamlandıran Maturidi’ye de aynı eleştirileri getirmeye cesaret edebilecekler mi?
NEDEN TARİH İÇERİSİNDE?
“Hakiki teori berrak olmak ve somut koşullar ile var olan ilişkiler içinde geliştirilmek zorundadır.” – Friedrich Engels
Bütün realiteler, toplumsal koşul ve dinamiklerle değerlendirilir. İslam’ın azameti de ancak tarihsel gerçekliklerle barışık olarak ortaya konulabilir.
İslam’ın büyük başarılarından biri de gerçekçi olmasıdır. Kelime-i Şehadet müslümanlar için bir yönüyle ‘Muhammeden abdühû ve resûlüh.’ diyerek Hz. Muhammed’in kulluk yönüyle diğer tüm insanlarla eşit olduğuna şahitlik etme kaidesidir. Hz. Muhammed, etten kemikten, dünyaya nasıl geldiği belli ve diğer tüm insanlarla insanlık yönüyle eşittir. Kendisini, davasını ulvi bir kalkanla değil kılıcıyla, ordusuyla savunmuştur. Doğa olaylarına ve doğa kanunlarına bağlı şekilde dünyaya gelmiş, yaşamış, savaşmış, başarılı olmuş ve ölmüştür.
Çarpıcı bir örnek olarak, Hz. Muhammed, oğlu İbrahim’in öldüğü gün Güneş tutulması üzerine şöyle demiştir:
“Bunlar hiç kimsenin ölümünden veya yaşamasından/doğmasından dolayı tutulmazlar.” (Buhari, Küsuf, 1, 15; Müslim, Küsuf, 5)
Cahiliye döneminde Güneş ve Ay’ın tutulması kerametli, büyük insanların vefatıyla ilişkilendirilmiştir. Hz. Muhammed ise bu tutumuyla batıl inanca karşı savaş açmış; doğa olayını, batıl inançlar olarak nitelendirmekten kurtarmıştır. Doğa kanunlarıyla eşgüdümlü şekilde kendini hak dava etmiştir.
Sormak lazım: Doğa olaylarıyla, tarihle bu kadar barışık olan ve dinini böyle tebliğ eden Hz. Muhammed’i ve İslam’ı bu şekilde gerçeklikten, tarihten, maddeden koparma; maddeyle ve maddenin kanunlarıyla açıklama çabasını hakir görme, İslamiyet’e zarar dışında ne verir?
İSLAM’IN İLERİCİ ROLÜ
Bütün tarihsel gerçekler ışığında İslam’ı ve Hz. Muhammed’i değerlendirdiğimizde, İslam’ın bir silahlı devrim yaptığını, putları yıktığını, Mekke’yi özgürleştirdiğini; Hz. Muhammed’in ise bu silahlı devrimin önderi olduğunu görüyoruz. İslam putları yıkmıştır, insan olarak nitelendirilmeyen köleleri hukuk sahibi yapmıştır, yaşama hakkına sahip olmayan kadınları hukuk sahibi yapmıştır.
Hakeza tevhit anlayışı da İslam’la birlikte eskimiş olan Hristiyanlık dini gibi teslis vb. idealist, metafizik anlamlandırmaları reddetmiştir. Hz. Muhammed’i Allah’ın kulu olarak bütün insanlıkla eşitlemiştir. Tevhit anlayışı, putları yıkmıştır. Putlar, kabile toplumunun bölünmüşlüğünün sembolüdür. Kabile toplumu da coğrafyada sermayeyi azınlık bir grubun elinde tuttuğu sosyal sistemdir. Ticaretin çok az olduğu, sosyal adaletsizliğin ayyuka çıktığı Arap toplumunda Hz. Muhammed, putları yıkarak kabile toplumunu bitirmiş ve ticaret devrimi yapmıştır.
İslam’ı tarihin dışına çıkarıp, transandantal mahiyete(!) hapsettiğimizde İslam’ı bütün bu ilerici yönlerinden koparmış oluyoruz.
Yine soruyoruz: Dünyayla, gerçeklikle bağları bu kadar gelişkin olan İslam’ı, Batı’nın mağlup dini gibi Batıcı bir teoloji ve metafizikle açıklama, İslam’ı dünyevi gerçekliklerden koparma çabası, İslam’ın zaferlerini gölgelemekten başka nedir?
(1) Hasan Karademir, Hikmet Kıvılcımlı’nın Dini Anlayışının Eleştirisi, Mirat Haber 22.04.2026
(2) Matüridi, Kitabü’t Tevhid Tercümesi (çev. Bekir Topaloğlu), İstanbul: İSAM Yayınları 2005, s. 243.
(*)Öncü Gençlik Ankara İl Başkanı.