Lübnanlı Profesör Wakim: Halk Hizbullah ve İran’ın yanında
İsrail’in son saldırılarının Lübnan’ı İran direnişinden koparmak amaçlı olduğunu belirten Jamal Wakim, ‘Lübnan Hükümeti, halkın çoğunluğunun rızası olmadan İsrail ile doğrudan müzakerelerde ısrar ediyor.’ dedi.
Lübnan Üniversitesinden Prof. Dr. Jamal Wakim, sorularımızı yanıtladı. Tarih ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Wakim, Netanyahu’nun müzakereleri engellemek için Lübnan’a saldırdığını belirtti. Halkın, Lübnan Hükümeti’nin İsrail’le müzakere isteğine karşı çıktığını söyleyen Wakim, iç çatışma çıkabileceği uyarısı yaptı. Wakim, İran’ın Lübnan’a sahip çıkan tavrının bu oyunu bozacağını belirtti.
‘ATEŞKES TÜM CEPHELERİ KAPSAMALI’
- Sayın Wakim, davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. İsrail’in Lübnan’a yönelik artan saldırılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İsrail’in son günlerde tırmandırdığı saldırganlık ve yüzlerce hava harekatıyla doğrudan sivilleri hedef alması, maalesef 300’den fazla can kaybına ve binlerce yaralıya yol açtı. Bu saldırıların temel amacı, Lübnan’ı İran’dan koparmaktır. Çünkü Tahran’ın ateşkes konusundaki kararlılığını; bu ateşkesin Irak ve Lübnan dahil tüm cepheleri kapsaması gerektiğini çok iyi biliyoruz.
Netanyahu tam da bu yüzden iki süreci birbirinden ayırmak istiyor. İran ile bir noktada ateşkesi kabul etmek zorunda kaldığı için bu manevraya başvurdu. Önce Lübnan’a saldırarak bu iki süreci birbirinden ayırabileceğini ve aynı zamanda İran’ı müzakereleri kabul etmekten vazgeçirebileceğini düşündü. Böylece her şeyi engelleyebilir ve hatta bölgesel düzeyde savaşı sürdürebilirdi. İşte bu yüzden bu saldırıları başlattı.
‘NETANYAHU ARAP-İSLAM ÜLKELERİNİN SESSİZLİĞİNE GÜVENİYOR’
- Peki Lübnan halkı Netanyahu’nun bu saldırıları hakkında ne diyor?
Tabii ki bu bir suçtur, bir savaş suçu olarak kabul ediliyor. Ancak İsrail’in kurulduğu günden beri savaş suçları işlediğini çok iyi biliyoruz. Ne yazık ki, uluslararası toplum olarak adlandırdığımız yapının gözü önünde, İsrail bu saldırıları cezasız bir şekilde gerçekleştiriyor. Özellikle bir yanda ABD’nin tam desteğine, diğer yanda ise Arap-İslam dünyasının içine düştüğü derin sessizliğe ve göz yummasına güveniyor.
‘HÜKÜMET SALDIRILARA KARŞI ORDUYA EMİR VERMİYOR’
- Mart ayının başından beri Hizbullah’ın İsrail’in saldırılarına karşı savaştığını biliyoruz. Peki Lübnan Ordusu İsrail saldırılarına karşı ne yapıyor? Sadece ordu değil; Lübnan Ordusu ve Beyrut Hükümeti, bu saldırılar karşısında şu an tam olarak ne yapıyorlar?
Lübnan Ordusu, bu çapta bir saldırıya misilleme yapacak askeri donanıma ve kapasiteye sahip değil. Daha da önemlisi hükümet, ordunun bu konuda inisiyatif alması için gereken siyasi desteği veya doğrudan emri vermiyor.
Hükümete gelince; o da tamamen ABD’nin kontrolü altında ve Lübnan direnişine, Hizbullah’a karşı yürütülen komploların içine çekilmiş durumda. Çünkü onlar da Lübnan’ı İran’dan ayırmak istiyor. Bence şu anda Lübnan Hükümeti, halkın çoğunluğunun rızası olmadan İsrail ile doğrudan müzakerelerde ısrar ediyor. Ve bu durum, korkarım ki Lübnan’da iç çatışmalara yol açacaktır.
‘MİKATİ HÜKÜMETİ İKTİDARDA KALAMAZ’
- Netanyahu Hükümeti amacına ulaşırsa, Lübnan savunmasız duruma gelecektir...
Yapamayacaktır. Bakın hükümet, dediğim gibi, tamamen Amerikan etkisi altında. Ancak İran, Hizbullah dahil tüm müttefiklerine ve direniş hattına sadık kalmakta ısrarcı. Bu kararlılığın sahadaki dengeleri bozacağına ve tamamen değiştireceğine inanıyorum. Bunun Lübnan’da bir iç çatışmaya yol açacağını da sanmıyorum. Ama aynı zamanda, mevcut yönetimin (Mikati Hükümeti kastediliyor) iktidarda kalma şansının yüksek olduğunu da düşünmüyorum. Bir noktada görevden alınacaklarına inanıyorum.
Şİİ’LERİN YÜZDE 90’I SÜNNİLERİN YARIDAN FAZLASI DİRENİŞİ DESTEKLİYOR
- Lübnan halkı şu anda Hizbullah’ı destekliyor. Bunu söyleyebiliriz, değil mi?
Lübnan halkı sosyolojik olarak bölünmüş durumda olsa da Şii nüfusun büyük çoğunluğu, diyelim ki yüzde 90’ı Hizbullah’ı destekliyor. Lübnan’ın mezhep ayrımına göre bölündüğünü biliyorsunuz. Şii nüfusun desteği tamdır. Sünnilerin ise yarısından fazlası direnişin yanında. Hatta Hristiyanlar ve diğer inanç grupları arasında da Hizbullah’ı destekleyenler var. Dolayısıyla Lübnan halkının çoğunluğunun Hizbullah’ı desteklediğini söyleyebiliriz.
- Peki Lübnanlılar İran’ın tutumuna ne diyor? İran’ın direniş adına ABD ve İsrail’e karşı gösterdiği duruşu nasıl karşılıyorlar?
Tabii ki Hizbullah’ı destekleyen kesimler İran’a büyük sempati duyuyor ve onları destekliyorlar. Hizbullah’a karşı olan kesimler ise ABD yanlısı bir çizgiyle İran karşıtlığı yapıyor.
- Bildiğiniz üzere ABD ve İsrail, daha önce İran’daki üniversite tesislerine yönelik saldırılar düzenledi. Siz bir profesörsünüz, Beyrut Üniversitesi’nde görev yapıyorsunuz. Lübnan’daki eğitim tesislerine de benzer saldırılar bekliyor musunuz?
Kuşkusuz üniversiteleri hedef almak birer savaş suçudur. Bu suç hem Amerikalılar hem de İsrailliler tarafından İran üniversitelerine karşı bizzat işlendi. Hatta İran’ın bölgedeki Amerikan üniversitelerine aynı şekilde misilleme yapacağına dair bazı söylentiler yayılmıştı. Ancak bunlar sadece söylentiydi; çünkü İran böyle bir savaş suçu işlemez, üniversiteleri hedef almaz. Elbette, İran’da ya da dünyanın başka bir yerinde olsun, eğitim kurumlarına yönelik her türlü saldırıyı şiddetle kınıyoruz.
‘SIRA TÜRKİYE’YE GELECEK BİRLİK OLMALIYIZ’
- Peki, Lübnan’ın başkenti Beyrut’tan Türk halkına mesajınız nedir?
Bence Araplar, İranlılar ve Türkler dahil olmak üzere tüm Orta Doğu halkları birbirine kenetlenmeli. İsrail’in sadece İran’ın çıkarlarını değil, tüm bölge varlığını hedef alan planının farkında olmalıyız. İsrailliler, İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye geleceğini çok açık bir şekilde ifade ettiler. Orta Doğu’daki Müslüman halkların güvenliğini baltalamayı amaçlayan bu siyonist planı engellemek için herkes omuz omuza vermelidir.
- Bu çok önemli bir uyarı. İran’dan sonra hedef Türkiye dediniz. Siyonistler, İsrailli politikacılar da aynı şeyi söylüyorlar. Hedeflerini hiç gizlemiyorlar. Aslında onlar hedeflerini açıkça ilan ediyorlar.
Evet, kesinlikle. İsrailliler ve siyonistler bunu gizlemiyor. Netanyahu, İran’daki Şii direnişinden sonra, kendince “Sünni aşırılıkçılık” olarak adlandırdığı Türkiye’nin yönetimiyle yüzleşmesi gerektiğini açıkça söyledi. Yani bu, Türkiye’ye yönelik doğrudan bir tehdittir. Bu tehdide karşı ne yapacaklarına karar vermek artık Türk halkına kalmış.
- Çok teşekkür ederim Sayın Profesör Dr. Jamal Wakim. Eklemek istediğiniz son bir nokta var mı?
Ben teşekkür ederim. Türk halkına, İran halkına ve Arap halkına selamlarımı sunuyorum. Hepimizi tehdit eden bu siyonist tehlikeye karşı uyanık olalım.
- Sizin, ailenizin ve tüm Lübnan halkının güvende olmasını diliyoruz. Çok teşekkür ederim.

