Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan: 'Baskın seçim 2026 sonbaharında'
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ‘Türkiye, bir baskın seçime doğru gidiyor.’ dedi. ‘Oh be dedirtecek aday’ çıkışına açıklık getirdi. Arıkan’ın Mansur Yavaş ve Abdullah Gül ile ilgili sözleri dikkat çekti.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Ulusal Kanal’da önemli açıklamalarda bulundu. Ulusal Kanal Ankara Temsilcisi Adnan Türkkan ile birlikte yönelttiğimiz soruları yanıtlayan Arıkan, iç ve dış siyasete dair değerlendirmelerini paylaştı. Arıkan, iki hafta önce yaptığı “Oh be dedirtecek aday” çıkışına açıklık getirdi. O ismin belli olduğunu ve bunu birlikte hareket ettiği siyasi partilere danışmadan duyurmayacaklarını aktaran Arıkan’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve 13. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili ifadeleri dikkat çekti.
Arıkan, Cumhur İttifakı’yla neden olmayacağını dair gerekçelerini sıraladı. Hükümeti, Amerika’ya karşı tavır alamamakla itham etti. Ülke ekonomisini bir yılda düzeltebileceklerine inandıklarını bildirdi. “Türkiye, bir baskın seçime doğru gidiyor.” dedi. NATO tartışmasına da değindi.
‘GELSİNLER GÖREVLERİNE DEVAM ETSİNLER’
Aynı zamanda Kayseri Milletvekili olan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, sözlerine Birleşmiş Milletler istatistikleri ile başladı. “Mutluluk sıralaması yapılmış. 147 ülke arasında 94. sıradaymışız. Aslında ‘Memleket gibiyiz.’ deyince bu istatistik bizim için önemli bir gösterge.” cümlelerini kurdu.
Red kararı verilen Saadet Partisi’ne kayyum atanması talepli davaya ilişkin şöyle konuştu:
“Yerini beğenmeyen, partideki pozisyonu beğenmeyen herkes dava açmaya kalkarsa evin yol bulunamaz. Bu davayı açan arkadaşlarımızın hepsi gelsinler, yetkili organlarımızın uygun gördüğü yerlerde görevlerine devam etsinler. Bu kararlarından vazgeçmelerini arzu ediyorum.”

‘BASKIN SEÇİME HAZIRLANILIYOR’
Mahmut Arıkan sonra Türkiye’nin bir baskın seçim iklimine doğru ilerlediğini öne sürdü. ‘Varlık barışı’ adı altındaki yurt dışındaki paraları vergi imtiyazlarıyla ülkeye getirme çalışması ile Dünya Ekonomik Forumu ve BlackRock Başkanı Laurence Doglas Fink’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaretini gerekçe gösterdi. Kaynağı belirsiz para ile sahte bolluk yaratılacağını ve faizlerin düşürüleceğini iddia eden Arıkan öngörüsünü şöyle temellendirdi:
“Bir yönetilememe krizi var. İktidar ise ısrarla seçime ihtiyaç olmadığını söylüyor. Genişmelere merceği büyüterek baktığımızda sanki erken seçim değil de baskın seçim olacakmış gibi bir kanaatim var. Nereden bu kanaate vardık? Varlık barışından dolayı. Diğer tarafı da Fink geldi. Ciddi bir parayı yöneten finans uzmanı Sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşme yaptı. Fink’in talebi yarım saat, bir saat içerisinde yerine getirildi. Faizlerin de tekrar aşağı ineceği görülüyor. Bu metotla bir parasal rahatlama sağlanarak 2026 senesinin sonbaharında bir baskın seçime hazırlanılıyor.”
‘2 BUÇUK MİLYON İNSANA İSTİHDAM PLANI’
Arıkan kaynağı belirsiz varlık sahiplerine vergi muafiyeti sağlanacağına esnafa, çiftçiye, KOBİ’ye ve yatırımcı iş insanına destek sunulmasını önerdi. Hükümete “Ülkenin sorunlarını 23 yılda neden çözmediniz, elinizi kim tuttu?” diye sordu. Türkiye’nin ekonomik sorunlarını çözmek için kaynağı güvenle, ahlakla, hukukla, planlamayla ve üretimle yaratabileceğini savundu ve hazırladıkları ‘Türkiye Kalkınma Planı’ndan bahsetti:
“Biz bir Türkiye Kalkınma Planı açıkladık. Bunun içerisinde 41 master projemiz var. 41 Master projenin altında da yüzden fazla uydu projelerimiz var. Türkiye'nin hangi ilinde, hangi ilçesinde, hangi yatırımı yapacağımızın hepsinin planlaması burada. Mesela kendi enerjimizi üreteceğimiz toryum pilot reaktörünü yapacağız. Yarı iletken çip ve mikroçip fabrikası inşa edeceğiz. Silüsyum saflaştırma tesisi yapacağız. Ve bunun toplamında 2 buçuk milyon insanımıza istihdam alanı oluşturacağız. Gayrisafi milli hasılamıza tam 528 milyar dolar katkı sağlayacağız.”
‘İLKE MERKEZLİ HAT KURMAK GEREKİYOR’
Saadet Partisi Genel Başkanı, “Bize bir yıl yeter, emin olun.” diye devam etti ve her an yapılabilecek bir seçime hazır olduklarını beyan etti. “Çıkışınızın arkasında bir isim var mı yok mu?” sorusunu şöyle yanıtladı:
”Ben öncelikle şunu ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin yeni bir siyaset anlayışına ihtiyacı var. Yeni bir devlet yönetim kadrolarına ihtiyacı var. Durumu düzeltebilmek için pansuman tedavilerden geçici ittifak aritmatiklerinden öte bir şeyler yapmak gerekiyor. Yani ben onu demeye çalıştım orada. İlke merkezli bir hat kurmak gerekiyor. ‘Kimle kazanırız’dan ziyade Türkiye nasıl kazanır sorusunun cevabını aradığımızda daha doğru işler yapacağımızı düşünüyorum.
“İsmimiz her zaman için var. Ama benim ismim ortak aday çıkarılmazsa bir anlam ifade etmeyeceğini biliyorum. Tek başımıza yüzde 50 artı 1'i alacağımız iddiasında değilim. Bu ucuz kahramanlık olur. Bizim adayımız kazandığında oy vermeyen insanlar da ‘Oh be!’ diyecekler. Teklif ettiğimiz aday seçildiği takdirde oy vermeyen insanlar da yarından kaygı duymayacaklar. Muhalefetle beraber ülkeyi yöneteceğiz. Ben onu demeye çalışıyorum orada.”

YAVAŞ VE GÜL YORUMU
Arıkan, Abdullah Gül’ün çalışmalarına dair “Sayın Gül ile yakın zamanda herhangi bir görüşme yapmadım.” dedi. Mansur Yavaş’la ilgili kanaatini de aktardı. “‘Oh be!’ dedirtecek adayınız, diğer muhalefet bileşenlerinin de kabul edebileceği ya da etme ihtimalinin yüksek olduğu bir isim mi?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Evet. Vakti geldiğinde o insanlarla, ortaklarımızla bu isim etrafına birleşebilirsek ben bunu söyleyebilirim. Olabildiğince ittifak paydaşlarımızı çoğaltmanın gayreti içerisinde olacağız. Yol yürüdüğümüz diğer partilerden arkadaşların rızasını almadan ‘Benim adayım şu.’ demek doğru bir metot değil.
“Sayın Yavaş, kamuoyu yoklamalarında her zaman yukarılarda oy alan bir isim. Kendi ağzından ‘Ben Cumhurbaşkanı adayı olmayı düşünüyorum.’ demediği müddetçe ki en son açıklamasında ‘Benim derdim Ankara.’ dedi; ona dair değerlendirmeyi kendi adıma doğru bulmam. Ama derse ki ‘Ben adayım, ülkenin yönetimine katkı sağlamak istiyorum.’ o zaman değerlendirme mutlaka yapılır.”
‘CUMHUR İTTİFAKI’NI MÜMKÜN GÖRMÜYORUM
Mahmut Arıkan, Cumhur İttifakı’nda yer alıp almayacağıyla ilgili şu yorumu yaptı:
“Cumhur İttifakı'nda Saadet Partisi'nin yer alabilmesini çok mümkün görmüyorum. Gerekçelerim var. Nedir bunlardan bir tanesi? İran-Amerika-İsrail savaşı yaşanıyor. Biz Amerika'yı bu savaş boyunca bir tek kere ağzımıza almadık. Amerika'yla alakalı bir tek olumsuz cümle kurmadık. Sanki İran, İsrail tarafından tek başına bombalanıyormuş gibi, İsrail'in arkasında Amerika yokmuş gibi bir değerlendirme yapıyoruz. Suudi Arabistan'daki toplantı yine bizim itiraz ettiğimiz hususlardan bir tanesi. İstanbul Boğazı'nda ve güneyde NATO komutanlıkları kurulması bizim itiraz ettiğimiz hususlardan bir tanesi.
“Kürecik Radar Üssü... Arkadaşlar ben burayı hakikaten kabullenmekte zorlanıyorum. Kürecik dediğimiz yer, İsrail'e istihbarat sağlayan bir yer. Tamam biz NATO'ya ait Kürecik Radar Üssü’nü açtık ama Amerika NATO üyesi. Amerika'nın da aldığı istihbaratı İsrail'e vermeme ihtimali söz konusu olabilir mi? Biz buna itiraz ediyoruz. Amerika'nın Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’a karşı bir kişi çıkıp da 2009'da olduğu gibi ‘One minute!’ deyip masaya yumruğunu vuramadı.”
‘NATO İHTİYAÇ OLAN BİR YAPI’
Mahmut Arıkan, ABD-İsrail saldırganlığını durdurmak için de önerilerde bulundu. Ankara’daki NATO zirvesi öncesi tartışmaları da yorumladı:
“Beyaz Kuşak Projesi'ni derhal hayata geçirelim. Nedir Beyaz Kuşak? İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, Mısır... Beş ülke biraraya gelerek saldırmazlık anlaşması imzalasınlar. Emin olun Amerika o gün tedirgin olacak.
“Bugün emperyalizmi hedefe koyarak bir birliktelik olmak lazım. Emperyalizmin hedefinde sadece Müslüman coğrafya yok. Birçok coğrafya var. Bugün beğenirsin beğenmesin; Sanchez çıktı İspanya'da bir duruş ortaya koydu. Meloni birçok kişinin Türkiye'de ciddiye almadığı biri ‘Trump NATO üslerimizi kapatmamızı mı istiyorsun?’ dedi. Avrupa da bu tehlikeyi gördü.
“Ben ‘Türkiye NATO'dan çıksın.’ düşüncesinde değilim. NATO bugünkü konjektürde ihtiyaç olan bir yapı. Türkiye'nin de orada olması gerekir. Ama Türkiye'nin rol verilen bir üye değil, rol veren bir ülke konumunda olması gerekir. Bu toplantıyı da ev sahibi olarak bir fırsata çevirmesi gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde Amerikalı yönetici Kent ‘ABD, NATO'dan çıkacak. Çıkma gerekçesi de Türkiye-İsrail savaşında İsrail'in yanında yer alabilmesi olacak.’ dedi. Türkiye'deki zirvede bunun sorulması gerekir. Sıradan bir gazeteci değil bu açıklamayı yapan. ‘Madem böyle bir niyetiniz varsa, hadi buyurun burada konuşalım.’ denmesi lazım. Sağlıklı bir NATO'nun devamı ihtiyaç ama uzun vadede yine kendi savunma sistemimizi bugün olduğu yerden çok daha iyi noktalara getirmek mecburiyetindeyiz.”