Medya okuryazarlığı emperyalist projedir
Medya okuryazarlığı, bugün neredeyse tartışılmaz bir kavram olarak sunuluyor. Ne zaman medyadan şikâyet etsek, medya okuryazarlığının öneminden bahsedilir ve bir çözüm önerisi olarak hemen önümüze getirilir.
Kişilerin medya içeriklerini analiz edebilmesi, eleştirel düşünebilmesi ve kendi tercihlerini oluşturabilmesi için medya okuryazarlığının bir çıkış yolu olduğu öğretilir. Okullarda ders, projelerde başlık, sivil toplum çalışmalarında anahtar bir kavram… Herkes hemfikir: Medyayı doğru okumalıyız. Peki gerçekten öyle mi?
SİSTEMİ DÖNÜŞTÜRME DEĞİL SİSTEMİ OKUMA
Medya okuryazarlığı ilk olarak ABD’de kültürel hegemonyayı pekiştirme yöntemi olarak ortaya çıktı. Medya okuryazarlığı alanında öncü kabul edilen Len Masterman, bireyi eleştirici yapar ama sistemi dönüştürmeye değil sistemi okumaya yönlendirir. Marshall McLuhan, medyanın toplum üzerindeki etkilerini inceleyen ilk kişidir. “Küresel Köy” kavramı ile tanınır. ”Araç mesajdır” teziyle medya okuryazarlığının kültürel sömürüye hizmet eden teorik alt yapısını oluşturmuş ve ABD tarzı tüketim kültürünün yayılmasına zemin hazırlamıştır. Mesaj da köyün ağası da ABD emperyalizmidir. 1980’lerden itibaren ise UNESCO, medya okuryazarlığını küresel olarak yaygınlaştırma görevini üstlendi ve gelişmekte olan ülkelerde emperyalist Batı’nın kültürel saldırılarının sorgulamadan kabul edilmesini sağladı.
KÜLTÜR EMPERYALİZMİNİ ELEŞTİRMEZ
Medya sadece bilgi vermez. Aynı zamanda yaşam tarzı sunar, tüketim alışkanlıklarını belirler, aile ve toplumu şekillendirir, dönüştürür. Özellikle dijital platformlar üzerinden ABD merkezli kültürel dayatmalar yaygınlaştırılır. Televizyon, sosyal medya, reklamlar ve filmler aracılığıyla emperyalist kapitalist sistemin değerleri, yaşam biçimleri ve tüketim kültürü dayatılır. Medya okuryazarlığı, kültür emperyalizmini eleştirmez, sorunu kişilerin içerik seçimlerine indirger. Kapitalist emperyalist değerleri içselleştiren uyumlu bireyler yetiştirir. Reklamları, filmleri analiz etmemiz beklenir ancak kimin, neden, hangi kültürleri dayattığı sorusunu sormaya engel olur. Batı merkezli bilgi kaynağını “doğal ve evrensel” olarak sunar.
SİSTEM İÇİ UYUMLU ELEŞTİRİ ALANI
Sistemin sorgulanmasını engeller. Sorunu bireye yükler. Bireyin yeterince bilinçli olmamasını eleştirir. Ancak medyanın kimin elinde olduğu, algoritmaları kimlerin yönettiği, hangi içeriklerin öne çıkarıldığı öğretilmez. Küresel güç ilişkilerini görünmez kılar. Bireyi sorumlu tutarken, emperyalist medya tekellerini ve sistemi tartıştırmaz. Eleştirel düşünmeyi öğretir ama eleştirinin sınırlarını sistemin dışına taşırmaz. Bireye sistem içinde uyumlu bir eleştiri alanı sunar. Bu gerçeğin üzerinden atlayarak hepimizin tercihlerinde “özgür” olduğumuz yalanını pompalar.
ANALİZ EDER AMA SORGULAMAYI SINIRLAR
Medya okuryazarlığı reklamı analiz etmeyi öğretir. Ama reklamın arkasındaki küresel sermayeyi sorgulatmaz. Haberin dilini tartıştırır, o haberin hangi uluslararası ağların parçası olduğunu söylemez. Dezenformasyonun nasıl yayıldığını öğretir ama sistemi nasıl dönüştürdüğünü, içerikleri üreten medya yapılarının kimin kontrolünde olduğunu anlatmaz.
Medya okuryazarlığı, eleştiren ama dokunmayan, gören ama değiştirmeyen, analiz eden ama sorgulamayı sınırlayan bir okuryazarlık modelidir. Görünürde eğitim, gerçekte ideolojik bir işgal aracıdır. Batı’nın kültürel saldırı aracıdır. İşte bugün medyanın olumsuz yönlerini eleştirdiğimizde karşımıza bir çözümmüş gibi çıkan medya okuryazarlığı aslında o olumsuzluğu yaymanın projesidir.