14 Ekim 2026 Çarşamba
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Miçotakis'ten Meis Adası'nda askerli poz

Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Ege’de kara sularını 12 mile çıkarma iddiasını yeniden gündeme getirmesinin hemen ardından Türkiye’ye yalnızca 1950 metre uzaklıktaki Meis Adası’na geldi. Ankara’nın tutumu ise son beş yılda büyük ölçüde pasifleşti

Miçotakis'ten Meis Adası'nda askerli poz
HABER MERKEZİ

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Ege ve Doğu Akdeniz’de yeni bir gerilimin kapısını aralayan açıklamalarının ardından Türkiye’nin burnunun dibindeki Meis Adası’na geldi.

Miçotakis’in üç günlük programının resmî gerekçesi, Ada’nın 13 Eylül 1943’te İtalyan işgalinden kurtuluşunun 83. yıl dönümü. Ancak ziyaretin zamanlaması, programa katılan askerî heyet ve Meis’in Türk-Yunan deniz yetki alanları mücadelesindeki özel konumu, töreni basit bir anmanın ötesine taşıyor.

Miçotakis dün Belediye Başkanı Nikolaos Asvestis’le görüşerek Ada’daki yeni altyapı projelerini inceledi. Bugün ise Meis’in “kurtuluş” törenlerine katılarak konuşma yapacak. Yunan kaynaklarına göre Parlamento Başkanı Nikitas Kaklamanis’in yanı sıra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dimitrios Houpis ve Silahlı Kuvvetler’in üst düzey isimleri de törenlerde hazır bulunacak.

Yunan basını ayrıca Miçotakis’in Meis çevresindeki Karaada ve Fener Adası’na gitmesinin de gündemde olduğunu bildiriyor.

12 MİL ÇIKIŞININ ARDINDAN GELDİ

Ziyaretin zamanlaması dikkat çekici. Miçotakis, birkaç gün önce Ege’deki kara sularını 12 mile çıkarma iddiasını yeniden gündeme getirerek bunun Yunanistan’ın “devredilemez hakkı” olduğunu savundu. Atina’nın uygun gördüğü zamanda bu hakkı kullanabileceğini söyledi.

Bu açıklamanın hemen ardından Yunan Başbakanı’nın Meis’e gitmesi, Ankara’ya yönelik yeni bir siyasi mesaj olarak yorumlanıyor.

Ancak Meis’teki sorun yalnızca 12 mil konusu değil. Ada, Atina’nın Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarını Antalya Körfezi önlerine kadar daraltmayı amaçlayan tezinin merkezinde bulunuyor.

10 kilometrekare büyüklüğündeki Meis Adası, Türkiye kıyılarına sadece 1950 metre uzaklıkta. Yunanistan buna karşılık Meis ve çevresindeki adaları esas alarak Doğu Akdeniz’de on binlerce kilometrekarelik deniz yetki alanı talebinde bulunuyor. Söz konusu taleplerinin hayata geçmesi durumunda Yunanistan ve Güney Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölgeleri birleşiyor ve Türkiye’nin açık sulara çıkışı kapatılıyor.

MEİS TAM ETKİ ÜRETEBİLİR Mİ?

Nitekim dönemin Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar da bu çelişkiyi, “10 kilometrekarelik bir ada için 40 bin kilometrekarelik deniz yetki alanı talep ediliyor.” sözleriyle gündeme getirmişti.

Meis’in Türkiye ile Yunanistan arasındaki bir deniz yetki alanı sınırlandırmasında ne ölçüde etki yaratabileceği tartışmanın merkezinde yer alıyor. Ada, Türkiye ana karasına yaklaşık 2 kilometre, en yakın büyük Yunan adası Rodos’a 100 kilometrenin üzerinde, Yunan ana karasına ise yaklaşık 580 kilometre uzaklıkta.

Üstelik Meis’in ekonomik yaşamı tarih boyunca tamamen Anadolu kıyılarıyla bağlantılı oldu.

Uluslararası yargı kararlarında küçük adaların karşılarındaki uzun ana kara kıyılarını kesmesi ve hakkaniyetsiz sonuç üretmesi durumunda adaların çevrelendiği ve yok sayıldığı çok sayıda örnek bulunuyor.

Dolayısıyla Yunanistan’ın “Her ada ana kara kadar deniz yetki alanı üretir.” iddiası uluslararası deniz hukukunda geçerli değil.

KARAADA VE FENER YUNAN’IN DEĞİL

Diğer yandan Aydınlık’ın daha önce ortaya koyduğu araştırmalara göre Yunan tezinin önünde iki temel engel daha bulunuyor: Karaada ve Fener Adası. Çünkü Atina’nın Meis’le birlikte bir ada grubu gibi değerlendirdiği bu iki adanın Yunanistan’a hangi hukuki işlemle devredildiği dahi tartışmalı.

Meselenin başlangıç noktası Lozan Barış Antlaşması. Lozan’ın 15. maddesiyle Menteşe Adaları ve Meis, İtalya’ya bırakıldı. Meis çevresindeki Karaada ve Fener Adası ise bu maddede İtalya’ya devredilen yerler arasında isimleriyle yer almadı.

İki adanın durumu daha sonra Türkiye ile İtalya arasında yapılan 4 Ocak 1932 tarihli sözleşmeyle düzenlendi ve Karaada ile Fener İtalya’ya devredildi. İtalya, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Paris Barış Antlaşması’yla On İki Ada’yı Yunanistan’a bıraktı. Ancak Paris Antlaşması’nın 14. maddesinde 4 Ocak 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesi’ne herhangi bir atıf yapılmadı. Yani Karaada ve Fener Adası, Yunanistan’a devredilen adalar arasında isimleriyle sayılmadı.

Aslında Yunanistan da bu hukuki boşluğun farkında. Bu nedenle Paris Barış Konferansı sırasında 4 Ocak 1932 Sözleşmesi ile 28 Aralık 1932 tarihli belgeye açıkça atıf yapılmasını istedi. Ancak Sovyetler Birliği buna karşı çıktı. Sovyet heyeti, Türkiye’nin konferansta bulunmadığına ve 28 Aralık 1932 tarihli belgenin hukuken geçerli bir uluslararası antlaşma niteliği kazanmadığına dikkat çekti. Bunun üzerine söz konusu belgelere Paris Antlaşması’nda atıf yapılmadı. Bu ayrıntı, bugün Yunanistan’ın Karaada ve Fener üzerindeki egemenlik iddiasının en tartışmalı noktalarından birini oluşturuyor.

Atina’nın Ege’deki egemenlik tezlerinde sık sık dayandığı 28 Aralık 1932 belgesi de başlı başına tartışmalı. Söz konusu belgenin bir toplantı tutanağı olduğu; uluslararası antlaşma niteliği kazanması için 1933-1937 yılları arasında Türk Dışişleri Bakanlığı ile İtalya’nın Ankara Büyükelçiliği arasında yazışmalar yapıldığı ancak sürecin sonuçlandırılamadığı görülüyor. Dokuz ayrı mektuba rağmen belge yürürlüğe giren bir uluslararası antlaşmaya dönüştürülemedi.

Daha da dikkat çekici olanı, Yunanistan’ın 1947’den sonra 1962’ye kadar Türkiye’ye çeşitli notalar vererek bu belgenin içeriğinin geçerli olup olmadığını teyit ettirmeye çalışmasıydı. Bu girişimler de Atina’nın belgenin hukuki statüsü konusundaki tereddüdünü gösteren unsurlardan biri olarak değerlendiriliyor.

SAHİP OLMADIĞINI DEVREDEMEZSİN

Burada uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri devreye giriyor: “Nemo plus juris ad alium transferre potest quam ipse habet.” Yani hiçbir devlet, sahip olduğundan daha fazla hakkı başka bir devlete devredemez.

Türkiye’nin tezine göre İtalya’nın 1947’de sahip olduğu egemenlik haklarının kapsamı belirlenmeden, Paris Antlaşması’ndaki genel “bitişik adacıklar” ifadesi üzerinden Türkiye’nin daha önceki haklarının Yunanistan’a geçtiğini kabul etmek mümkün değil.

Üstelik Türkiye, 1947 Paris Barış Antlaşması’nın tarafı değildi. Bu nedenle hukukçular, Karaada ve Fener’in Yunanistan’a devredildiğinin hukuken kanıtlanamadığını ve Türkiye’nin bu adalar üzerindeki egemenlik tezinin gündeme getirilmesi gerektiğini vurguluyor.

MEİS’İN ÖNÜNÜ KAPATIYORLAR

Bu egemenlik tartışmasının deniz yetki alanları bakımından çok daha büyük bir sonucu var. Karaada, Meis’in batısında; Fener Adası ise doğusunda bulunuyor.

Emekli Tümamiral Cihat Yaycı’nın Aydınlık’a daha önce yaptığı değerlendirmeye göre Karaada ve Fener’in statüsü, Yunanistan’ın Meis üzerinden MEB talebinin temelini de doğrudan etkiliyor. Yaycı, iki adanın konumuna dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Fener Adası ve Karaada, Meis Adası’nın batı, güney ve doğusunu kapatmaktadır.”

Başka bir ifadeyle, Karaada ve Fener üzerindeki Yunan egemenliği kabul edilmediğinde, Meis’in Yunanistan’ın iddia ettiği biçimde Türkiye’nin önüne doğru kesintisiz bir deniz alanı üretmesi çok daha tartışmalı hale geliyor.

İSKÂNLA DENİZ ALANI KAZANILMAZ

Atina’nın ikinci hamlesi ise iskân politikası oldu. Yunanistan 1995’ten itibaren Meis çevresindeki küçük adalarda nüfus ve tesis oluşturarak buralarda fiilî durum yaratmaya yöneldi. Karaada’ya 15, Fener Adası’na 9 kişi yerleştirildi. Ancak burada Güney Çin Denizi Tahkim Kararı önem kazanıyor.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 121/3. maddesine göre insan yerleşimine elverişli olmayan veya kendine ait ekonomik hayatı bulunmayan kayalıklar münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı üretemiyor. Hakem Mahkemesi de Güney Çin Denizi kararında coğrafi oluşumların statüsü değerlendirilirken sonradan yapılan yapay değişikliklerden ziyade doğal durumlarının esas alınması gerektiğini belirtiyor. Dolayısıyla sonradan insan yerleştirilmesi, tesis yapılması veya dışarıdan kaynak aktarılması, bir kayalığa otomatik biçimde tam etkili ada statüsü kazandırmıyor.

ADA GAYRİ ASKERÎ STATÜDE

Miçotakis'ten Meis Adası'nda askerli poz - Resim : 1

Meis’teki tartışmanın bir başka boyutu ise egemenlikten bağımsız olarak son derece açık: Ada gayri askerî statüde.

Gayri askeri statü (demilitarized), silahsızlandırılmış statüden (disarmed) farklı olarak egemen ülkenin tüm tahkimat olanağını ortadan kaldıran, üç boyutlu devlet ilkesi gereğince hava, kara ve deniz ülkesinde geçerli olan bir rejimi ifade ediyor. Örneğin silahsızlandırılmış ifadesinin kullanılması askeri amaçlarla kullanılmayan askeri hava araçlarının uçuşuna ve hatta ikametine müsaade ederken, gayri askeri statü ne uçuşlara, ne Sahil Güvenlik gemilerine ne de insansız deniz ve hava araçlarına izin veriyor.

Londra Antlaşması’nın 5., Atina Antlaşması’nın 15., Lozan Anlaşması’nın 13., Boğazlar Sözleşmesi’nin 4. ve 6. maddesi ile 1947 Paris Antlaşması’nın 14. maddesi ile ilgili ekleri, gayri askeri statünün tartışmaya mahal vermeyecek şekilde kabulünü içeriyor. Bu sözleşmelerde hava ve deniz ülkesine yönelik özel hükümler getirilmediği için de rejimin en geniş yorumuyla uygulanması gerekiyor. Nitekim Finlandiya’nın güvenliğini gözeterek “1921 tarihli Aaland Adası’nın Tarafsızlaştırılmasını Düzenleyen Sözleşme”de, gayri askeri statü içindeki çeşitli imtiyazların özellikle tanımladığı görülüyor. Bu bakımdan mevcut rejimde Yunanistan’ın değil adalara asker çıkarması, askeri amaçlarla kullanılan sivil uçakların hava sahasından geçmesine dahi müsaade edilmemesi gerekiyor. Aynı şekilde 1994 tarihli San Remo Manüeli gereğince askeri faaliyetler için kullanılan ticari gemilerin dahi önlenmesi, askeri gemi statüsündeki Sahil Güvenlik botlarının da geri çekilmesi gerekiyor.

Nitekim Türkiye, daha önce defalarca gayri askeri statünün bozulması durumunda adaların devir şartının ortadan kalkacağını ve mülkiyetinin tartışmaya açılacağını açıkça beyan etti. Ancak Miçotakis’in Genelkurmay’lı ve askerli Meis çıkarması, bu uyarıları dikkate almadığını gösteriyor.

MÜSAADE ETMEYECEKTİK!

Türkiye, Meis’in gayri askerî statüsünün ihlaline daha önce en üst düzeyde tepki göstermişti. Dışişleri Bakanlığı, 30 Ağustos 2020’de Yunanistan’ın Meis’e asker sevk ettiğine ilişkin haberler üzerine yaptığı açıklamada, “Meis, 1947 Paris Barış Anlaşması ile silahsızlandırılmış statüdedir.” ifadelerini kullanmıştı. Bakanlık, Yunanistan’ın Ada’daki askerî faaliyetlerinin antlaşmalara aykırı olduğunu vurgulayarak şu uyarıyı yapmıştı:

“Kıyılarımızın hemen karşısında böyle bir provokasyonun amacına ulaşmasına müsaade etmeyeceğimizi vurguluyoruz.”

Ankara’nın altı yıl önceki açık itirazına karşın bugün tablo farklı. Miçotakis’in gayri askerî statüdeki Meis’e Genelkurmay Başkanı ve üst düzey askerî heyetle yaptığı ziyaret karşısında, haberimizin hazırlandığı saate kadar kamuoyuna açıklanmış bir tepki bulunmuyordu.

Üstelik ziyaret Meis’le de sınırlı değil. Miçotakis’in Karaada ve Fener Adası’na da gitmesi de gündemde. Böylece Atina, Ankara’nın altı yıl önce “Müsaade etmeyeceğiz!” dediği bölgede siyasi ve askerî görünürlüğünü artırırken Türkiye tarafından aynı düzeyde bir karşılık verilmiş değil.

2020’DE DE AYNI SENARYO

Bugünkü ziyaretin çarpıcı bir tarihsel benzeri de var. 13 Eylül 2020’de dönemin Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakelaropulu Meis’e gitmişti. Aydınlık o ziyarette Sakelaropulu’nun askerî helikopterle Ada’ya indiğini, bir radar uçağı ile dört F-16’nın kendisine refakat ettiğini ve Ada’da Yunan donanma gemilerini ziyaret ettiğini duyurmuştu. Üstelik Sakelaropulu’nun Meis’ten önce Karaada’ya da çıktığı bildirilmişti. Aydınlık o gün haberini, “Yunan Cumhurbaşkanı Türk adasına çıktı” başlığıyla vermişti. Altı yıl sonra aynı tarihlerde bu kez Yunanistan Başbakanı, Genelkurmay Başkanı ve askerî heyet aynı yerde.

HARBİYELİNİN YÜZME MESAFESİ

Meis’in Türkiye’ye yakınlığını en çarpıcı biçimde dönemin Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar anlatmıştı. Akar 24 Aralık 2021’de yaptığı açıklamada, “Türkiye’ye 1950 metre mesafede Meis Adası var. Harp Okulu öğrencisinin yüzme standardı 2 bin metre. Yani yüzerek giderler.” demişti. Ardından Deniz Harp Okulu öğrencileri de planlı açık deniz yüzme eğitimi kapsamında 1950 metre yüzmüştü. Mesaj açıktı: Yunan ana karasına yaklaşık 580 kilometre uzaklıktaki Meis, Anadolu kıyılarına bir harbiyelinin standart yüzme mesafesinden bile daha yakın.

Yunanistan