Milli Eğitim Bakanı Tekin: Ulus tanımı diğer unsurları ötekileştirdi
Toplantıda katılımcıların talepleri dinlenirken, karşılıklı istişare ortamı dikkat çekti. Bakan, yaptığı değerlendirmede toplumsal birlik ve beraberliğe vurgu yaparak, 'Farklılıklar zenginliğimizdir; her şey milletimizin birliği, ülkemizin dirliği içindir.' ifadelerini kullandı.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Beykoz’daki Anadolu İrfanı Değerleri Kahvaltı Buluşmaları kapsamında, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile yapılan değişiklikleri anlatmak ve talepleri dinlemek üzere sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcileriyle bir araya geldi. Programa, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen, Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Üyesi Füsun Kümet’in yanı sıra Horasan Erenleri Dernekler Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Oğuz Çepni Federasyonu, Anadolu Vakıflar Federasyonu ve Anadolu Abdallar Federasyonu olmak üzere çok sayıda federasyonun temsilcileri katıldı. Bunun yanı sıra 20’nin üzerinde Alevi derneği ile Alevi dedeleri de buluşmada yer aldı.
MEZHEPÇİLİK UYARISI
Toplantıda katılımcıların talepleri dinlenirken, karşılıklı istişare ortamı dikkat çekti. Bakan, yaptığı değerlendirmede toplumsal birlik ve beraberliğe vurgu yaparak, “Farklılıklar zenginliğimizdir; her şey milletimizin birliği, ülkemizin dirliği içindir.” ifadelerini kullandı.
Bakan ayrıca, Alevi ve Kürt meselesi üzerinden toplumsal fay hatlarını derinleştirmeye çalışan, mezhepçilik üreten karanlık odaklara karşı uyarılarda bulundu.
Türkiye’nin imparatorluk geleneğine sahip, 72 milletin bir arada barış içinde yaşadığı, herhangi bir milletin diğer millete karşı ayrıştırıcı, ötekileştirici bir hususun içerisine girmediği bir toplumsal tarihe sahip olduğunu ifade eden Tekin, şöyle konuştu:
‘TEK TİPLEŞTİREN, ÖTEKİLEŞTİREN POLİTİKALAR’
“Bilhassa 19. yüzyılda bütün dünyada imparatorluklar sona ererken, yerine kurulacak modern ulus devletlerin en çok arzu ettikleri şey bir ulus tanımı yapmak ve bu ulus tanımını da diğer unsurları ötekileştirerek ya da tek tipleştirerek bir kavramsallaştırmaya girmek. 19. yüzyılda dünyanın tamamındaki imparatorluklarda bu çaba var. Fakat bugün geldiğimiz noktada tek tipleştiren, ötekileştiren, ayrıştıran politikalar toplumda hem ciddi bir enerji, emek israfına sebebiyet veriyor hem toplumun bazı kesimlerini sürecin dışında tutacak, onları ayrıştıracak bir çatışma kültürünü devamlı hale getiriyor. Türkiye’de bilhassa 1990’lı yıllarda bunun sonuçlarını çok bariz şekilde gördük. Etnik ya da dini sebeplerle toplumda ayrışmanın, çatışmanın varlığından siyasal ya da ekonomik çıkar elde eden kitleler, bu çatışmayı körükleyen, devam ettirmeye çalışan politikaları takip ettiler. Alevi, Sünni, Türk, Kürt başta olmak üzere bu çatışma kültürünün, kendi siyasal ve ekonomik çıkarlarını devam ettirme arzusundaki kişiler tarafından körüklendiğini hep beraber biliyoruz.”