13 Haziran 2026 Cumartesi
İstanbul 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Örnek ve yol gösterici model: Köy enstitüleri

Emekli öğretmen Mediha Demirağ, Köy Enstitüleri modelini anlattı, bugün eğitimde yaşanan sorunlara çözümlerini sıraladı: Özümüze dönmek, kendi kültürümüz ve değerlerimizle sistemi yeniden yapılandırmak.

Örnek ve yol gösterici model: Köy enstitüleri
DEVRİM AŞKIN KARASOY

Köy Enstitülerinin kuruluşunun 86. yıldönümünde emekli öğretmen Mediha Demirağ ile eğitimde bağımsızlık, üretim ve aydınlanma fikrinin izlerini sürdük. “Bugün okul katliamlarıyla daha da görünür hale gelen çürüyen sistemin panzehiri nedir?” diye sorduk.

EĞİTİMLE ÜRETİMİ BİRLEŞTİRDİ

- Köy Enstitülerinin yarattığı eğitim modeli ve hedefi neydi?

Köy Enstitüleri, okullardan ve dersliklerden öte bir toplum tasavvuruydu. Bugünün çalkantılarını anlamak için o ruhu yeniden düşünmek gerekiyor. Köy Enstitüleri, eğitim ile üretimi birleştirerek kendi kendine yeten, aydınlık bir toplum hedefledi. Amaç; düşünen, üreten ve dönüştüren nesiller yetiştirmekti.

Enstitüler, Cumhuriyet’in aydınlanmacı ve kamucu projesinin bir parçasıydı. Halkın doğrudan özne olduğu bir kalkınma anlayışını temsil ediyordu. Bu bütün, ulusal bağımsızlık fikriyle tamamlanıyordu.

Örnek ve yol gösterici model: Köy enstitüleri - Resim : 1
Mediha öğretmen, öğrencileriyle

ÜRETEN TÜRKİYE’NİN TEMELLERİ ATILDI

Köy Enstitülü öğrenciler, eğitim aldıkları okul binalarını, sıralarını yaparak umutlarını inşa ettiler. Kütüphanelerde kitap okudular, tarlalarda ekip biçtiler, hayvan yetiştirip süt sağdılar, yoğurt ve peynir ürettiler. Atölyelerde demir dövüp sahnede mandolin çaldılar. Ürettikleriyle kendi döner sermayelerini oluşturup okullarının gerekli ihtiyaçlarını, eğitim araç gereçlerini temin ettiler. Üreten Türkiye’nin temelleri böylece atılmış oldu.

- Enstitülerden gençler nasıl mezun oldu?

Köyüne dönen öğretmen, sadece bilgi taşıyan değil iyi bir ziraatçı, marangoz, dikiş bilen, yapı ustası ve her türlü el becerisine sahip, ‘iş içinde iş için eğitim’ anlayışıyla üreten, kendine yeten, ülkesini kalkındıran bireyler yetiştirmek üzere donanımlı kişilerdi.

Köy Enstitüleri, Anadolu halk kültüründen beslenerek evrensel kültürü başarmış özgün bir modeldi. Büyük önderimiz “Köylü milletin efendisidir.” diyerek çiftçinin ve üretimin önemini belirtmiş, ekonomik kalkınmanın ve bağımsızlığın yolunun buradan yükseleceğini vurgulamıştır. Köy Enstitüleri, kısa sürede Türkiye Cumhuriyeti için kazandırdıklarıyla vazgeçilmezdir.

BİLİM İNSANLARI KAZANDIRDI

Köy Enstitüleri programı, Cumhuriyet’in temel hedeflerini gerçekleştiriyordu. 1940-1946 yılları arasında 15 bin dönüm tarla, tarıma elverişli hale getirildi. 750 bin fidan dikildi, 1200 dönüm bağ oluşturuldu. 150 büyük çaplı inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 100 km yol, 16 su deposu, 20 uygulama okulu ve 12 elektrik santrali yapılmıştır. 17 bin 346 öğretmen, 8 bin 675 eğitmen ve bin 599 sağlık memuru yetişti. Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Talip Apaydın gibi düşünce, sanat ve bilim insanlarını kazandırdı.

Örnek ve yol gösterici model: Köy enstitüleri - Resim : 2
17 Nisan 1940’ta Anadolu’nun kalbinde topraktan yükselen ışık, Köy Enstitüleriydi. Köyünden gelen çocuk, yine köyü için yetiştirilen bir aydınlanma projesiydi. Felsefesi ‘iş içinde, iş için eğitim’di, Cumhuriyet Devrimlerini yurdun her köşesine taşıyacak, bilimsel, üreten, kalkınan Türkiye modeliydi.

1946 YILINDA KARŞI DEVRİM BAŞLATILDI

- Neden kapatıldı?

Gelişmeler, feodal yapıyı ve onunla işbirliği yapan emperyalizmi adeta korkuttu. Siyasi çıkarlar uğruna ülkeyi yönetenler, teslimiyetçi bir anlayışla, 1946 yılında kuruluşunda ve uygulamasında emeği geçen kıymetli görev insanlarını, Hasan Âli Yücel’i Milli Eğitim Bakanlığından, İsmail Hakkı Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürlüğü görevinden alarak yerlerine getirilen isimlerle karşı devrimi başlatmış oldu.

18 Mart 1950’de yürürlüğe giren Fulbright Anlaşması ile Eğitim Komisyonuna 4 Türk, 4 Amerikalı üye seçilmiş, verilecek kararlara ABD Büyükelçisi de dâhil edilerek eğitimi yönlendirmişlerdir. 18 Şubat 1952 tarihinde resmen NATO’ya üyelik imzalanmış, bilerek ve istenerek teslimiyetçi bir anlayış benimsenmiştir. Enstitüler, yapısal değişikliklerle özünden uzaklaştırılmış, 27 Ocak 1954 yılında çıkarılan 6234 Sayılı Kanun’la tamamen kapatılarak öğretmen okullarına dönüştürülmüştür. Yetmemiş, NATO binası olarak Kızılçullu Köy Enstitüsü seçilmiş, oradaki emek ve eğitimdeki devrimci ruh yok edilmek istenmiştir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği ve eğitimi ABD’ye teslim edilmiştir.

- Bugün laik, bilimsel eğitimi tırpanlayan uygulamalar nelerdir?

Eğitimin kamusal hizmet olarak sunulduğu, merkezi bir yapıya bağlı ve ücretsiz eğitim veren kurumlar olmalıdır. Tevhid-i Tedrisat, eğitimde çok başlılığa son vererek, eğitimi laik ve milli bir duruma getirmek için konulmuş bir yasadır. Ancak bu yasa göz ardı edilerek zamanla değişen kararlarla eğitim karmaşık hâle getirilmiş, özel okullarla öğrenciler adeta müşteri gibi görülmeye başlanmıştır.

Günümüzde eğitim sistemi, çıkmaz noktasına getirilmiştir. Eğitimde bilgi, seçenek işaretlenmeye indirgenmiş. Düşünen, müzik, resim, spor ve sanatsal etkinliklerle doğayla iç içe büyüyen bireyler yerine, bilgisayar oyunları, toplumdan izole eden televizyon programları ve medya dizilerine mahkûm edilen bireyler yetişmektedir.

ÖRNEK BİR TOPLUM OLABİLİRDİK

- Köy Enstitüleri hangi bütünün parçasıydı? Sürdürülseydi bugün nasıl bir Türkiye’de olurduk?

Köy Enstitüleri, Cumhuriyet Devrimlerinin bir parçasıydı. Sürdürülseydi hiç kuşkusuz Atatürk’ün sözüyle muasır medeniyet seviyesine ulaşır, onu geçebilirdik. Ürettikleriyle kendine yeten, güçlü ekonomisiyle dünyaya açılan, sanatçısı, sporcusu, bilim insanlarıyla örnek olabilecek bir toplum olabilirdik.

Örnek ve yol gösterici model: Köy enstitüleri - Resim : 3

ATATÜRK, İKİ KURUMU MİLLİ OLARAK NİTELEDİ

“Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızı korumak, hak ettikleri değerlerle yetiştirmek zorundayız. Bunun için elbette bir çözüm vardır: Özümüze dönmek, kendi kültürümüz ve değerlerimizle, milli bir anlayışla sistemi yeniden yapılandırmak. ‘İş içinde, iş için eğitim’ anlayışıyla donanmış, yeteneklerinin farkında, müzik aleti çalabilen, merak eden, araştıran, kitap okuyan, sanat etkinliklerine katılan, üreten bireyler yetiştirmek, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, vatan ve bayrak sevgisiyle kimlik kazanmış bireyler yetiştirmek mümkün. Bunun örneği geçmişte var. Büyük Önderimiz iki kurumu ‘milli’ diyerek nitelendirmiştir: Milli Savunma ve Milli Eğitim. Yeni bir Üretim Devrimi’yle Milli Eğitim Hükûmet Programı uygulamaya geçmek zorundadır.”

Örnek ve yol gösterici model: Köy enstitüleri - Resim : 4

Üreten Türkiye’nin temelleri atıldı

Köy Enstitülü öğrenciler, eğitim aldıkları okul binalarını ve sıralarını yaparak umutlarını inşa ettiler. Kütüphanelerde kitap okudular, tarlalarda ekip biçtiler, hayvan yetiştirip süt sağdılar, yoğurt ve peynir ürettiler. Atölyelerde demir dövüp sahnede mandolin çaldılar. Ürettikleriyle kendi döner sermayelerini oluşturup okullarının gerekli ihtiyaçlarını, eğitim araç gereçlerini temin ettiler. Üreten Türkiye’nin temelleri böyle atılmış oldu.

Köy Enstitüleri