13 Haziran 2026 Cumartesi
İstanbul 20°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Orta Asya-Afrika hattında yeni jeopolitik yaklaşımlar

Türk Cumhuriyetleri, büyüyen dış politika ufuklarını Afrika’ya taşımak istiyorsa, Ankara’nın son yirmi yılda biriktirdiği diplomatik, ekonomik ve güvenlik tecrübesini sadece izlemenin değil, birlikte tasarlamanın da yollarını arayacaktır.

Orta Asya-Afrika hattında yeni jeopolitik yaklaşımlar
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kenya Devlet Başkanı William Ruto’nun Kazakistan’a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaretin, iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olacağını söyledi.
GÖKTUĞ ÇALIŞKAN / ANKASAM Uluslararası İlişkiler Uzmanı

15 Mart 2025 tarihinde Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, 2025-2030 dönemini kapsayan “Afrika Devletleriyle İşbirliği Stratejisi” hazırladığını açıkladığında, Astana ile Afrika başkentleri arasındaki mesafenin sadece coğrafi olmadığı bir kez daha ortaya çıktı.

Aynı dönemde Türkiye’nin Afrika’da orta ölçekli ama etkili bir güç olarak daha görünür hale gelmesi, Orta Asya başkentlerinin de kıtaya bakışını hızlandıran çarpanlardan biri oldu. Bugün Orta Asya-Afrika hattına bakarken, akla ister istemez şu soru geliyor: Türk Cumhuriyetleri, Ankara’nın tecrübesini merkeze alan ortak bir Afrika stratejisi geliştirebilir mi?

Orta Asya için bu soru yalnızca “yeni pazar” arayışıyla ilgili değil. Kıtada Çin’in, Rusya’nın, Körfez ülkelerinin ve Batılı aktörlerin rekabetinin yoğunlaştığı bir dönemde, Türk dünyası içinden gelen yeni oyuncuların varlığı, Afrika ülkelerinin de ilişki yelpazesini genişletebilecek bir seçenek anlamına gelebilir.

Burada Türkiye’nin son yirmi yılda geliştirdiği çok boyutlu Afrika politikasının hem Orta Asya başkentleri hem de Afrika yönetimleri açısından referans alınabilecek özgün bir örnek sunduğunu söyleyebiliriz.

TÜRK CUMHURİYETLERİNİN KAPASİTESİ VE YÖNELİŞLERİ

Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri, son on yılda büyüme, çok taraflı diplomasi ve yeni dış açılımlar konusunda belirgin bir ivme yakaladı. Özellikle Kazakistan’ın Afrika Birliği nezdinde gözlemci statüsü, artan diplomatik misyon sayısı ve Afrika ile ticaret hacmini on yıl içinde yaklaşık on kat artırması, bu ivmenin somut göstergeleri arasında yer alıyor. Benzer şekilde Özbekistan ve Kırgızistan hem Orta Koridor hem de çok taraflı platformlar üzerinden küresel ulaşılabilirliklerini artırmaya yönelmiş durumda.

Bu duruma rağmen Türk Cumhuriyetlerinin Afrika’da henüz kurumsallaşmış, sahada yaygın temsilciliğe ve uzun soluklu projelere dayanan bir mevcudiyetinden söz etmek güç. Yeni Afrika stratejileri çoğu zaman enerji, tahıl, gübre, tarım teknolojileri veya e-devlet uygulamaları gibi seçilmiş sektörlere odaklanıyor ve büyük altyapı hamlelerinden çok hedefli ortaklıklara yaslanıyor. Bu noktada Ankara’nın kıta genelinde açtığı büyükelçilik ağının, kurduğu ulaştırma bağlantılarının ve geliştirdiği siyasi diyalog kanallarının, Türk Cumhuriyetleri için hızlandırıcı bir rol oynayabileceğini düşünmek yanlış olmaz.

Burada kritik soru, Orta Asya başkentlerinin bu sürece ne kadar kolektif akılla bakacağı. Ortak bir vizyon üretildiğinde, örneğin enerji ekipmanı, dijital altyapı veya tarım teknolojisi gibi alanlarda Orta Asya kaynaklı çözümler, Türkiye’nin sahip olduğu diplomatik açılım ve güven ilişkileri üzerinden Afrika’ya daha güvenli biçimde taşınabilir.

Orta Asya-Afrika hattında yeni jeopolitik yaklaşımlar - Resim : 1
Afrika Birliği ülkeleri

TÜRKİYE’NİN AFRİKA TECRÜBESİ NEDEN REFERANS OLUYOR

Türkiye’nin Afrika’da son yirmi yılda inşa ettiği ilişki modelini anlamadan, Türk Cumhuriyetleri için Türkiye merkezli bir stratejinin imkânını tartışmak eksik kalır. Ankara’nın Afrika politikasının iki temel ayağını, siyasi-diplomasi ve ekonomik-sosyal ilişkilerin eş zamanlı geliştirilmesi oluşturuyor. Büyükelçilik sayısındaki artış, yüksek düzeyli ziyaret trafiği, savunma işbirliği anlaşmaları ve sivil toplum-dini diplomasi başlıklarının birlikte kullanılması, bu modelin belirgin özellikleri arasında sayılabilir.

Bu yaklaşımın Afrika’da orta ölçekli ama etkili bir güç profili oluşturduğu, farklı analizlerde de vurgulanıyor. Türkiye’nin özellikle güvenlik alanında Sahel ve çevresine dönük adımları, altyapı yatırımları ve eğitim burs programları, klasik “yardımcı” pozisyondan daha dengeli bir ortaklık zeminine geçiş işareti olarak okunuyor. Orta Asya başkentlerinin tam da bu noktada, Ankara’nın hem büyük güçlerle rekabet edebilme hem de Afrika ülkeleriyle görece yatay ilişki kurabilme kapasitesine dikkat kesildiğini söyleyebiliriz.

Türkiye’nin tecrübesi, Türk Cumhuriyetleri açısından iki açıdan değer taşıyor. Birincisi, Afrika ile çalışmanın sadece ihracat, kamu ihalesi veya maden anlaşması üzerinden yürüyemeyeceğini, bunun aynı zamanda uzun vadeli kurumsal güven, kültürel yakınlık inşası ve güvenlik risklerinin yönetimi gerektirdiğini gösteriyor. İkincisi ise orta ölçekli aktörlerin, doğru araç bileşimleriyle Afrika’da kendi özgün alanlarını açabileceğini kanıtlıyor.

ORTAK TÜRKİYE MERKEZLİ AFRİKA STRATEJİSİNİN ZEMİNİ

Türk Cumhuriyetleri için Türkiye merkezli bir Afrika stratejisinin mümkün olup olmadığını tartışırken, sahadaki gerçek sınırlılıkları unutmadan ama potansiyeli de küçültmeden düşünmek gerekir. Merkezi bir Ankara rolünden söz ediyorsak, bu rolü koordinasyon, deneyim aktarımı ve çarpan etkisi kavramları etrafında tanımlamak daha sağlıklı olur.

Somutlaştırmamız gerekirse, Ankara’nın Afrika’daki diplomatik ağları ve tecrübesi, Orta Asya ülkelerinin kıtayla ilk temaslarında bir tür güvenlik ve tanınırlık zırhı oluşturabilir. Ortak iş forumları, üçlü toplantılar, TDT çerçevesinde Afrikalı ülkelerle tematik diyalog platformları gibi mekanizmalar bu zemin üzerinde düşünülebilir. Türk Cumhuriyetleri, örneğin tarım teknolojisi, su yönetimi, dijital devlet çözümleri veya temiz enerji gibi alanlarda kendi uzmanlıklarını ortaya koyarken, Türkiye’nin ulaştırma hatları, havayolu bağlantıları, liman girişleri ve lojistik tecrübesi bu girişimleri destekleyen omurga rolü üstlenebilir.

Bu modele güvenlik boyutunu da eklediğimizde resim daha ilginç hale geliyor. Orta Asya ülkeleri askeri üsler veya ağır silah projelerinden ziyade sınır yönetimi, terörle mücadele eğitimi, radikalleşme ile mücadelede sosyal politika tecrübesi veya polis akademisi işbirlikleri gibi alanlarda Afrika ülkeleriyle çalıştığında, Türkiye’nin halihazırda kurduğu güvenlik diyalogları önemli bir referans noktası olacaktır. Böyle bir yapı, orta ölçekte ama iyi koordine edilmiş bir Türk dünyası-Afrika işbirliğini mümkün kılabilir.

Orta Asya-Afrika hattında yeni jeopolitik yaklaşımlar - Resim : 2
Türk Devletleri Teşkilatı ülkeleri

AFRİKA REKABETİNDE YENİ BİR DENGE Mİ YENİ BİR KATMAN MI

Peki böyle bir strateji, Afrika’daki mevcut rekabet tablosunu nasıl etkiler? Kıta bugün Çin’in finansman gücü, Rusya’nın güvenlik ortaklıkları, Körfez ülkelerinin yatırım kapasitesi ve Batılı aktörlerin tarihsel nüfuzu arasında yeni bir dengelenme süreci yaşıyor. Bu tabloya Türk Cumhuriyetlerinin, Türkiye merkezli bir yaklaşım üzerinden eklenmesi, ilk bakışta “küçük bir ek katman” gibi görünse de daha derin bir bakışla anlam kazanacaktır. Fakat aktör sayısındaki artış, Afrika yönetimlerine ilave manevra alanları sunma potansiyeli taşıdığı için oldukça önemli.

Orta Asya ülkeleri ne sömürge geçmişiyle anılan eski Avrupalı güçler ne de kıtada sert rekabet yürüttüğü görülen Çin ve Rusya kategorisine tam olarak yerleşiyor. Bu nedenle daha esnek, teknoloji ve hizmet odaklı, görece düşük profilli ama sürdürülebilir işbirliği modelleri geliştirmeleri mümkün. Türkiye’nin, “Afrikalı çözümler için dış ortaklık” fikrini önemseyen yaklaşımı, bu noktada Türk Cumhuriyetleri için pozitif bir referans olabilir.

Afrika açısından bakıldığında, Ankara merkezli bir Türk dünyası açılımı, şu şartlar altında olumlu sonuçlar doğurabilir. Birincisi, projeler borç tuzağı eleştirilerine açık olmayacak şeffaflıkta ve ölçekle tasarlanmalı. İkincisi, güvenlik işbirliği alanı, iç siyaset dengelerini bozan ağır askeri bağımlılıklara dönüşmemeli. Üçüncüsü de yerel istihdam, teknoloji transferi ve kurumsal kapasite geliştirme boyutları ihmal edilmemeli. Türkiye’nin bugüne kadarki Afrika pratiği, bu üç başlıkta da dikkate değer bir denge arayışına işaret ediyor ve bu da Türk Cumhuriyetleri için yön gösterici nitelik taşıyabilir.

Sonuçta, Orta Asya-Afrika hattında Türkiye merkezli bir Afrika stratejisinin tamamen kurgusal bir ihtimal olmadığını, aksine, mevcut eğilimlerin dikkatle okunduğu bir senaryoda giderek daha gerçekçi hale geldiğini söylemek mümkün. Türk Cumhuriyetleri, büyüyen dış politika ufuklarını Afrika’ya taşımak istiyorsa, Ankara’nın son yirmi yılda biriktirdiği diplomatik, ekonomik ve güvenlik tecrübesini sadece izlemenin değil, birlikte tasarlamanın da yollarını arayacaktır. Bu arayış başarıya ulaşırsa, önümüzdeki on yıl içinde Afrika haritalarında yalnızca Çin ve Rusya’yla beraber Türk dünyasının da daha görünür ve dengeleyici bir iz bıraktığını görebiliriz.

Orta Asya Afrika