Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Bildirgesi: Almanya’nın Önündeki Tarihî Role Almanya’daki Türklerin Katılımı
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Almanya'da gündem olacak bir yazı kaleme aldı. Aydınlık Avrupa'da Türkçe ve Almanca olarak yer alan yazıda Perinçek, Almanya'nın Türkiye gibi tarihi bir kararın eşiğinde olduğunu belirterek Almanlara ve Almanya'da yaşayan Türklere çağrı yaptı.
Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Aydınlık Avrupa'da yayınlanan bildirgesinin tamamını siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.
ALMANYA’NIN ÖNÜNDEKİ TARİHÎ ROLE ALMANYA’DAKİ TÜRKLERİN KATILIMI
Almanya da, Türkiye gibi tarihî bir kararın eşiğindedir.
Bilindiği gibi Almanya İkinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisi sonucu ikiye bölünmüştü. Batı’da Federal Almanya Cumhuriyeti, ABD işgali ve denetimi altındaydı. Doğu Almanya diye anılan DDR (Alman Demokratik Cumhuriyeti) ise, Sovyetler Birliği nüfuzu altında, Varşova Paktı üyesiydi. 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra, 3 Ekim 1990 günü Doğu Almanya Batı Almanya’ya katıldı. İki Almanya Atlantik Sistemi içinde bütünleşti.
Almanya, yakın zamana kadar Atlantik Sisteminin ABD’den sonra en önemli ülkesi konumundaydı. Bugün Almanya, çok derin bir ekonomik, toplumsal, kültürel ve kaçınılmaz olarak da siyasal kriz içine girmiştir. En önemlisi, nüfus yaşlanıyor, Almanya gençliğini kaybediyor. Atlantik Sistemi, Almanya’da çıkmaza girmiştir.

ALMANYA’NIN ÖNÜNDEKİ İKİ SEÇENEK
Almanya’nın önünde iki seçenek bulunuyor: Ya ABD Küreselcilerinin savaş arabasına takılacak ve Hitler trajedisini bir kez daha yaşayacak, ya da Yeni Dünya’nın kuruluşunda tarihî bir görev üstlenecek.
İki yol, Atlantik Yolu ve Avrasya Yolu diye de özetlenebilir.
Atlantik Yolu, Almanya’nın kendisine yabancılaşması ve ABD Küreselcilerinin emperyalist çıkarlarına bütünüyle teslim olmasıdır. Şu anda Almanya’da iktidarda bulunan Savaş Baronları, adını koyarsak Merz yönetimi bu yoldadır.
Avrasya Yolu ise, Almanya yoludur; başka deyişle Alman Vatanseverliğinin, Goetheler’in Alman Hümanizminin yoludur.
Her iki yolun da Almanya’da sınıfsal temelleri, tarihsel kökleri ve siyasal temsilcileri var.
Atlantik Yolcuları, iflas eden ekonominin tepesindeki küreselci büyük sermayedir. Bunlar, ekonomik durgunluğa, daralmaya, iflaslara, istihdamın düşmesine çare olarak Savaş Sanayisine yüklenme seçeneğini Almanya’nın önüne koydular. Fransa ve İngiltere’nin Savaş Baronları da bu çözümün ortakları. Hep birlikte Savaş Sanayisinin çeşitli sanayi dallarını ateşleyici etkilerine bel bağladılar. Savaş Sanayisine yatırım için, Avrupa Birliği olarak 1 Trilyon avroluk bir kaynak bulmayı planladılar. Bu kaynağın vergilerle ve diğer yollardan emekçi gelirlerine el konarak yaratılması dışında bir çareleri yok. Bu nedenle “Rus Tehdidi” uydurmasıyla Avrupa ölçeğinde bir Psikolojik Harekât yürütüyorlar. Borçlanma da bir seçenek, fakat 1 Trilyon avroluk bir kaynağın borçlanma yoluyla denkleştirilmesi gerçekçi değil. Sonuç olarak Atlantikçi Savaş Baronlarının dayandığı Büyük Sermaye kesimi ile Alman halkı arasındaki çelişmelerin keskinleşeceği bir sürece girilmiştir.
Almanya’da siyasal düzlemde geleneksel Atlantik güdümlülerin başında SPD ve benzerleri bulunmaktadır. Yeşiller ve Sol Parti, SPD ile birlikte Atlantik Sisteminin önde gelen partileridir. CDU/CSU da, sistemin merkezindedir; ancak Merkel örneğinde de yaşandığı üzere Sosyal Demokratlara göre Almanya’nın millî değerlerine daha yakın konumdadır.
Avrasya Yolcularının dayandığı toplumsal kuvvetlerin merkezinde ise, emekçi sınıflar bulunuyor. Savaş Sanayisi planıyla doğrudan bağı olmayan sermaye kesimleri de emekçi halkla aynı çıkarlara sahiptir.
Bu sınıfların temsilcisi olarak iki parti göze çarpıyor: AfD (Almanya İçin Alternatif Parti) ve BSW (Sahra Wagenknect Birliği). Alternatif Parti, 2025 yılının Şubat ayında yapılan genel seçimde, yüzde 20.8 oranındaki oyuyla ikinci parti konumuna gelmişti. Son anketlerde oylarının yüzde 25’e yükseldiği görülüyor ve kamuoyunda birinci parti konumuna geldiği konuşuluyor. BSW ise, Şubat 2025’teki genel seçimde yüzde 4.98 oy aldı. Yüzde 5 barajını aşmak için 10 bin oy daha alsa, Meclise girecekti. Seçim hileleriyle Meclise girmesi önlendi. Seçim yolsuzluklarının saptanmasına yönelik hukukî süreçler devam ediyor.
Almanya için Alternatif Parti ve BSW, Almanya’nın Atlantikçi hakim sistemi tarafından tehdit olarak görülmektedir. Bu partiler, Avrupa’da yükselen Milliyetçiliğin Almanya’daki temsilcileridir. Rusya ve Çin düşmanlığının karşısında konumlanıyorlar. İki partinin ekonomi programlarında farklar olmakla birlikte, Atlantik partilerine göre emekçi çıkarlarına daha yakın ve Neoliberal siyasetlere daha mesafeli duruyorlar. Almanya için Alternatif Parti’ye, “yabancı düşmanlığı” eleştirisi yöneltiliyor. Ne var ki, yabancılara düşman olan bir Alman Milliyetçiliği, ekonominin çarkını çevirecek emek gücünden yoksun kalır ve iktidara ilerleyemez. Bu nedenle Almanya için Alternatif Parti’nin, büyüdükçe ve iktidar yolunda ilerledikçe, Almanya’ya emek veren bütün insanları kucaklayan bir gelişme içine girdiği de görülüyor.
ALMANYA’NIN ÖNÜNDEKİ BÜYÜK KARAR
Evet Almanya’nın önünde bugün iki seçenek bulunuyor. Ancak sürecin mecburiyetlerini değerlendirirsek, Alman halkının Avrasya yönünde bir karara yönelmesi eğilimi güçlenmekte ve ağır basmaktadır. Avrasya ile birlikte yürümek, Almanya için tek seçenektir. Helmut Schmidt gibi Avrupa çapında önemli Sosyaldemokrat liderler de, bu gerçeği yıllar önce saptamış ve cesaretle savunmuşlardı.
Atlantik’ten gelen baskılar, Almanya’nın coğrafyasını hiçe sayıyor, hayatî önemdeki çıkarlarından vazgeçmeyi dayatıyor, Almanya’yı ağır maliyetleri olan tehlikelere ve savaş maceralarına itekliyor.

Almanya bir Orta Avrupa ülkesidir ve tarihin her döneminde Doğuyla bütünleşmeyi gerekli kılan bir coğrafyaya sahiptir. Töton Şövalyeleri 13. Yüzyılda savaş yoluyla Doğuya yönelmişti. Hitler, 1941 yılında “Drangnach Osten” (Zorla Doğuya) siyasetiyle Sovyetler Birliği’ne saldırdı. Bugün ise Almanya, neresinden bakılsa “Zusammen gehen mit dem Osten” (Doğu ile Yürümek) diyebileceğimiz bir tarihî yolun eşiğindedir. Başta Çin olmak üzere Yükselen Asya ile ekonomik işbirliği, Rusya ve İran ilişkileriyle sağlanacak enerji güvenliği, barış ihtiyacı ve en önemlisi Yeni Dünyanın yapıcıları arasında bulunmak gibi zorunluluklar, Almanya’nın yol haritasını belirliyor.
Bu açıdan Almanya için Alternatif Parti’nin önlenemez yükselişi ve Sahra Wagenknecht’in toplumda yarattığı umutlar, tarihsel sürecin verileridir. Almanya’nın önündeki tarihî karar, o kararı hayata geçirecek öncüleri de tarih sahnesine çıkarmaktadır. Alman Vatanseverliğinin yükselişi, aslında söylendiği gibi “aşırı sağın” veya “Ultra Nasyonalizmin” yükselişi değil, Yeni Dünya’da yer alacak Yeni Almanya’nın yükselişi olarak görülmelidir.
Alman Vatanseverliği, Asya ülkelerinin ve bu arada Türkiye’nin devrimci vatanseverliği ile birleşen bir yola girmektedir. Bu yol, yalnız Almanya’nın ve Asya milletlerinin değil, bütün insanlığın yararınadır.
Almanya, kurulmakta olan Yeni Dünya ve Yükselen Asya Uygarlığı içinde önemli konumlarda bulunmaya aday bir birikime sahiptir. Kant’ın, Goethe’nin, Schiller’in, Hegel’in, Feuerbach’ın, Wagner’in, Bismarck’ın, Marx ve Engels’in ülkesinden söz ediyoruz. Yaşadığımız süreç, bu birikime önemli roller vaat ediyor. Almanya, Yeni Dünyanın kuruluşuna, Yeni Uygarlığın yükselişine Avrupa’dan omuz verecek önde gelen ülkedir.
İKTİDAR SORUNUNUN ATEŞLE SINAVI
Almanya, büyük karara giderken, iktidar sorunu da yakıcı olarak gündeme oturmaktadır.
Atlantikçi iktidarlar çıkmaza girdi, çünkü onların sistemi çıkmazdadır.
Almanya’nın yıkılmakta olan iktidarı ve önündeki iktidar, tarihsel süreç tarafından tanımlanmıştır.
Yıkılmakta olan iktidar, Atlantik Sisteminin iktidarıdır.
Ufukta gözüken iktidar ise, Avrasya eğilimli Alman Vatanseverliğinin iktidarıdır.
Bugün Almanya için geçerli olan biricik çözüm, “Drangnach Osten” (Zorla Doğuya) değil, “Zusammen gehen mit dem Osten” (Doğu ile Birlikte Yürümek” tir.
Almanya, Doğuya doğru zorlama yolunda diretirse, Töton Şövalyeleri ve Hitler gibi ağır zırhlarıyla Rusya bataklığına saplanır. Almanya, “Doğu ile birlikte yürürse”, Yükselen Uygarlıktaki konumuna yerleşir.
İKTİDAR HEDEFİNİN ZORUNLULUKLARI
ABD Küreselcilerinin “Tek Kutuplu Dünya” planı çökerken, Almanya, yükselen “Çok Kutuplu Dünya” içinde kendisine bir yer aramaktadır. O yerin partileri ise, Almanya için Alternatif Parti (AfD) ile Sahra Wagenknecht Birliği (BSW) olarak gözüküyor.
Süreç, Almanya için Alternatif Parti’yi ve Sahra Wagenknecht Birliği’ni iktidar için birlikte harekete zorluyor. Birlikte hareketin biçimi önemli değildir, biçim pratikte bulunur; ancak birlikte hareketin amacı önemlidir: İktidar amacı!
İktidar görevi, tarih boyunca en etkin zorlamadır. Siyasal örgütler, iktidar görevlerinden kaçamazlar. Süreç, onları yakalar ve tarihî göreve zorlar. Almanya için de gözüken budur. AfD ve BSW saflarında iki partinin birlikte iktidara yönelmesine direten unsurlar olabilir. Bu unsurlar şu an etkili de olabilirler. Ancak dirençleri boşunadır. Çünkü iktidar vaat eden süreçlerde, bu vaade uyum göstermeyenler elenir. Siyasetin kanunu budur!
İktidar amacının gerekli kıldığı program ve siyasetler de vardır. Almanya’nın eşiğine geldiği sürece baktığımız zaman, şu programın kendisini dayattığını söyleyebiliriz:
1. Bugün Atlantik denetiminden kurtulma olarak tanımlayabileceğimiz Alman Vatanseverliği, Alman devletinin bağımsızlığı ve Alman milletinin başka milletlerle uyum halinde ve başıdik yaşama geleneğine bağlılık.
2. Alman milletinin çoğunluğunu oluşturan, Alman Vatanseverliğinin kalesi olan ve Savaş Baronlarının tehdidi altında olan Alman emekçilerinin çıkarlarını temsil etmek.
3. Alman devletinin ve milletinin bağımsızlık ve özgürlüğünün güvencesi olarak Doğu ülkeleriyle dostluk ve işbirliği. Çin ile ekonomik işbirliği, Rusya ve İran ile iyi ilişkiler ve enerji güvenliği, Türkiye başta olmak üzere Batı Asya ülkeleriyle ABD ve İsrail tehdidine karşı dayanışma.
4. Almanya nüfusunun yaşlandığı süreçte Almanya’daki yabancılarla (Auslaender) sıcak ilişkiler, kaynaşma, yabancı düşmanlığını tasfiye ve bu sayede Almanya’nın geleceğini güvence altına almak.
5. Atlantik Sisteminin bencillik, özel çıkarcılık, cinsiyet eşitsizliği ve kadına şiddet, LGBT, uyuşturucuya bağımlılık gibi insanlığı ve doğayı yıkıma götüren çürüme etkenlerine karşı mücadele, bugün insanlık görevidir. Devletlerin Bağımsızlığı, Hümanizm, Paylaşma, Kamu Çıkarı, Aydınlanma ve Barış gibi Yükselen Uygarlığın programında birleşmek, herkesin sorumluluğudur.
ALMANYA’DAKİ TÜRKLERİN TARİHÎ GÖREVİ
Almanya’da dört milyon Türk yaşıyor, çalışıyor ve öğrenim görüyor. Almanya’nın çifte vatandaşlığı kabul etmesi sonucu dört milyon Türkün birkaç yıl içinde Alman vatandaşlığını alacağı biliniyor. Almanya’da yaşayan ve çalışan Türklerin hukuken hem Türk hem de Alman olmaları, Almanya’nın da Türkiye’nin de yararınadır. Alman ve Türk Vatanseverliğinin aynı cephede buluştuğu tarihsel koşullarda, bu birliktelik Avrupa’nın ve Dünya’nın geleceğini belirleyen dinamikleri ateşleyecektir.
Almanya’daki Türkler, nefes aldıkları, ekmeklerini kazandıkları ve öğrenim gördükleri toprakların bilincindedir. Türkler, binlerce yıllık tarihleri boyunca ilişki kurdukları toplumlardan ve uygarlıklardan öğrenme yetenekleriyle tanınmışlardır. İnsancıldırlar ve uyumludurlar. Bu nedenle Almanya’daki Türkler Alman kimliğini de içtenlikle benimseyeceklerdir. Bununla birlikte Türklerin vatanseverlikleri ve kendi ülkelerine bağlılıkları da bilinir. Bu gerçekler ışığında Almanya’nın Çifte Vatandaşlığı yasalaştırması, hayata uyan ve her iki ülke için olumlu sonuçlar getirecek bir çözüm olmuştur.
Alman vatandaşlığını da kazanan Türkler, geleceklerini Almanya’nın geleceği ile birleştirmişlerdir. Bu nedenle siyasal alanda aktif olmaları, siyasal partilere katılmaları, sorumluluk ve görev üstlenmeleri doğaldır.
Almanya’daki Türklerin seyirci değil, tarih yapan konumlarda Alman vatandaşı olarak etkin roller üstlenmeleri kaçınılmazdır ve Vatan Partisi bu süreçte üstüne düşen görevleri yapmaya hazırdır.
Almanya’daki Türklerin Almanya siyasetine katılımlarının insanlık cephesinde, Alman-Türk kardeşliği konumunda, emekçilerin refahı yolunda ve Yükselen Uygarlık ikliminde olması kaçınılmazdır. Türkler, bulunduğumuz çağda stratejik olarak Avrasya’nın parçası olan Almanya’nın bu konumunu güçlendiren, Avrupalı Almanya’nın aynı zamanda Asyalılaşmasına katkıda bulunacakları bellidir.
Bu bağlamda Almanya’daki Türklerin çıkmaza giren Atlantik partilerinde değil, fakat Yükselen Uygarlığı, emekçi taleplerini, Alman vatanseverliğini ve Türk kardeşliğini temsil eden AfD ve BSW’de aktif faaliyette bulunmalarını teşvik ediyoruz.
Türkler ve Almanlar, yalnız üretim tezgâhlarında, madenlerde, metroda ve tramvaylarda değil, Almanya’nın her düzlemdeki yönetimlerinde de birlikte çalışacaklardır.
Türklerin Almanya’nın siyasal hayatına Alman kimliğiyle katılmaları doğaldır. Çünkü siyasal partilerde üye ve yönetici olarak, Almanya’daki iktidarı belirleyen faaliyete katılıyorlar. Siyasal mücadele verdikleri düzlem, Türkiye değil Almanya’dır. Ancak bu faaliyetleri, tarihî boyutları olan Almanya-Türkiye dostluğuna da hizmet edecektir.
Alman ve Türk Vatanseverliğinin birliği, Asya Uygarlığının yükselişinde tarihî bir misyon üstlenmiştir.
(Yazının Almancasına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.)