PKK’nın yanlış eylem stratejisi
Türkiye Cumhuriyeti Devleti binlerce yılın birikimi üzerine bina edilmiş güçlü bir geleneğe sahiptir. Bu olgu İran için de geçerlidir. Türkiye-İran dostluğu emperyalizmin panzehridir. Bölücü örgütlerin utanç verici çırpınışlarının başarı kazanma şansı yoktur.
Ülkemiz sathında Türkler için “Türk Partisi”, Kürtler için “Kürt Partisi”, Aleviler için “Alevi Partisi” gibi halkımızın birliğine zarar verecek ayrıştırıcı girişimler engellenmelidir. Etnik ve dini temelli partilere hiçbir şart altında müsaade edilmemelidir. Bunun tek çözümü ortak partidir. Aynı parti çatısı altında birleşmeyi istemeyenler aynı devlette ve millette birleşemezler. Toplum ve devlette daha doğrusu Türk Milleti ve Türk Devleti’nde buluşmayı hedeflemeyen örgütsel yapılar, en sonunda Kütleri emperyalizme teslim ederler ki bunun başarı şansı yoktur.
PKK/KCK önderliği hâlâ eski alışkanlıklarını sürdürüyor. Türk/Kürt birliğini hedeflemesi gerekirken “dört parçada Kürtlerin birliğini” öncelemesi süreç açısından çelişkilidir. Günümüzde dört parçada Kürtleri ancak bağımsız bir devlet ile birleştirebilirsiniz ki o da pek çok sorun içeriyor ve imkân dâhilinde görünmüyor.
NEVRUZ TEHDİDİ
PKK’nın medyasına çıkanlar ve yazanlar, 2026 Nevruz’unu “Kürtlerin referandumu” olarak değerlendirmeyi yeğlediler. Peki, neyin referandumu yapıldı? Örgüte göre bu eylemler Kürtlerin ayrı bir millet olduklarını tüm dünyaya göstermiş, sağladıkları yüksek katılımla düşmana meydan okunmuş ve dört parçada Kürt ittifakının önünü Nevruz kalkışması açmış, Kürtlerin birliği mesajı verilmiş!
Peki, hani Türkiye’de “devlet ve toplumda” birleşmek için PKK kendini feshetmişti? Bu zihniyetle mi birleşme sağlanacak?
Mustafa Karasu, Medya Haber’de Nevruz kalkışmasına atıfta bulunarak, “Bu bakımdan Kürt birliğinin gerçekleşmesi çok önemli.” dedi ve ekledi: “Böyle, şu anda sınırlar var. Ama yine Kürtler bir bütündür.” Ülke sınırlarını tanımayan bu tavır çözümsüzlük üretmekten başka bir işe yaramaz.
PKK/KCK yöneticisi ve önemli kadrolarından Mustafa Karasu, “Nevruz’un bu kadar güçlü geçmesinde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin etkisi oldu. Bütün Nevruzlar politiktir ama bu Nevruz politikleşmede gerçekten zirveleşti. Zirveleşti, bunu görmek gerekiyordu. Hem Orta Doğu’daki bu savaşta Kürt halkının tutumunu ortaya koydu. Demokratik Kürt Birliği’ni ortaya koydu, Kürtleri birleştirdi.” dedi.
Görüldüğü gibi PKK yanlış taktiklere başvuruyor. Bugün ABD/İsrail’in hedefindeki ülkelerin siyasal birliğini savunmak yerine tam tersi yol izleniyor. ABD/İsrail’in böl ve yönet stratejisine hizmet edecek çıkışlardan en çok Kürtler zarar görecektir.
PKK kendini feshettiğine göre son Nevruz kalkışmasına ne demeli? PKK ile Irak KDP’sinin Nevruz anlayışı arasında fark olmaması tesadüfle açıklanabilir mi? ABD/İsrail’in kurduğu Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi yani “Barzanistan” ve onun siyasi temsilcisi KDP, Nevruz ile ilgili şu açıklamada bulundu:
“2026 Nevruz’u Kürdistan’da ve dünyanın birçok yerinde kutlandı. Başka Orta Doğu halkları da Nevruz’u baharın gelişi olarak kutluyor. Fakat biz Kürtler, Nevruz’u halkların bayramı olarak değil milli ve Kürdistani bir bayram olarak kutluyoruz.”
PKK da Nevruz kutlamalarını benzer anlayışla örgütlüyor. “Barzanistan” PKK’nın yaratacağı boşluğu doldurmayı hedefliyor. Bağımsız devlet gibi hareket eden ve emperyalist merkezler tarafından öyle kabul gören “Barzanistan” baş ağrıtmaya devam edecek.
Son Nevruz kışkırtması önemli bir provaydı, verilen görevi yerine getirdi. Kitlelerin ajite edildiği eylemin etkisi hâlâ tartışılıyor. Anadolu Kürdünün ruhi şekillenmesini etkileyecek bu türden girişimlerin zararı silahtan da fazladır. O nedenle sürecin zehirlenmemesi için zamanında gerekli uyarıların yapılması son derece büyük önem taşıyor. Oyalayıcı, zaman kaybettirici girişimlerden sakınılmalı.
TBMM’YE AKIL VERMEYE KALKIŞMAK
Her şeyi Kürt sorununa endeksleyen örgüt pervasızca açıklamalarda bulunuyor. Haddini aşan böylesi çıkışlar sorun çözmeye değil sorunun büyümesine yarar. Yaşanan pek çok olumsuzluğa rağmen Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) yönelik seviyesiz sözler kabul edilemez.
Mustafa Karasu, “Türkiye’nin en temel sorunu konusunda Meclis bir rol oynayamayacaksa o Meclis’in ne anlamı vardır? Bu Meclis, meclis olacaksa Kürt sorununun çözümü konusunda bir irade ortaya koyması gerekir. Kürt sorununun çözümü konusunda bir irade ortaya koymayan bir Meclis Türkiye’de hiçbir zaman gerçek meclis olamaz.” sözleriyle her şeyi Kürt meselesine indirgiyor. Bu türden sözler sürecin ilerlemesini olumsuz yönde etkilemekten başka bir işe yaramaz.
Mustafa Karasu son olarak İran’ın ABD/İsrail haydut devletlerine karşı sürdürdüğü destansı mücadeleyi de sulandırmakta ve dolaylı yoldan İran karşıtlığını köpürtmektedir. Karasu, “Ne ABD-İsrail’inki doğru ne İran’ınki doğru.” diyerek “Ne Sam ne Saddam!” çizgisini terk etmediğini gösterdi. Zaten Karasu İran’ı “ulus devlet anlayışında” olduğu için eleştiriyor.
SONUÇ YERİNE
Türkiye Cumhuriyeti Devleti binlerce yılın birikimi üzerine bina edilmiş güçlü bir geleneğe sahiptir. Bu olgu İran için de geçerlidir. Türkiye-İran dostluğu emperyalizmin panzehridir. Bölücü örgütlerin utanç verici çırpınışlarının başarı kazanma şansları yoktur. Emperyalizmin beşinci kolları olmak dışında bir çareleri de bulunmuyor. O nedenle tarihin kenarlarında kalmaya devam edeceklerdir.
PKK’lıların dillerinden düşürmedikleri, “Türk Devleti’nin tehdidi ancak Kürt birliği ile bertaraf edilir. Nevruz referandumu bunu göstermiştir.” denilerek herhangi bir çözüme ulaşmak mümkün değildir. Bu anlayışla karşıtlıklar derinleşir.
Nevruz’u tekeline alma anlayışı PKK ve diğer Kürtçü örgütlerde saplantı haline dönüştü. Halklar arası barışı, kardeşliği ve baharın gelişini müjdelemesi açısından önemli bir gün olan 21 Mart, kısır döngülerin aleti yapılmamalı. Nevruz Asyai bir karaktere sahiptir ve dar bölgesel alana sıkıştırılamaz.