Rus/Sovyet düşmanı bir akım: Prometeizm
Rus dostluğunu vasiyet eden Atatürk Prometeci/Turancılara nasıl yanıt verdi? Rusya Ukrayna’ya niçin müdahale etti?
VARŞOVA’DAN TOKYO’YA PROMETE HAREKETİ:
KÖKENLER VE KÜRESEL İŞBİRLİKLERİ
Mitolojik anlatıda Prometheus, tanrılardan ateşi çalıp insanlara verince, bu yaratıklar dünyayı kendi hâkimiyetleri altına alabilme şansına kavuşmuş oluyorlardı. Bu elbetteki tanrıların ve insanların kralı Zeus’u öfkeden deliye döndürecekti. İsmini bu “mit”ten alan Prometeizm, Rusya ve halefi Sovyetler Birliği’ni, çok uluslu yapısı üzerinden, içeriden çökertme doktrini olarak modern jeopolitik sahneye çıkmıştır. Doktrinin mimarı, İkinci Polonya Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mareşal Józef Piłsudski(1867-1935)’dir. Polonya’nın egemenliğini kalıcı kılmanın tek yolunun, Rusya'nın sınırlarında yer alan zapt edilmiş Rus olmayan ulusları bağımsızlığa kavuşturarak, Moskova’ya karşı ortak bir savunma cephesi inşa etmek olduğu tezi, Prometeizmin temel felsefesini oluşturur. Fikir akımının temel hedefi; Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, İdil-Ural, Türkistan ve Kırım gibi bölgelerin ulusal bilincini uyandırarak ortak bir direniş cephesi oluşturmak ve Rus/Sovyet hegemonyasını içeriden çökerterek bu halkların kendi kaderini tayin etmesini sağlamaktı.

Bu stratejik vizyonun hayata geçirilmesinde, emperyal Japonya ve bazı Batılı devletlerin oldukça kritik ve örtülü rolleri olmuştur. Rusya'yı doğudan çevrelemek isteyen Japonya, Mançurya'daki Promete kulüplerini ve Türk-Tatar diasporasını finanse etmiş, Sovyet ordusunun hareketliliğini izlemek için Polonya ile istihbarat iş birliği yürütmüştür. Sürgündeki ezilen halkların bağımsızlık taleplerini Batı Avrupa kamuoyuna duyuran en önemli entelektüel silah olan Prométhée dergisi (1926-1938) Paris'te yayımlanmıştır. Polonya askeri istihbaratının gizlice fonladığı Varşova Promete Kulübü, Rus olmayan mülteci öğrencileri eğitmiş ve ayrılıkçı taleplerin müstakbel elit kadrolarını yetiştirmiştir. Ayrıca Polonya ordusu himayesinde gizli askeri yapılar da buradan koordine edilmiştir. Ukraynalı ve Gürcü subaylardan oluşan iki gizli ordu, Sovyet sınırlarından sızarak istihbarat toplama, yerel isyanları körükleme, demiryolu sabotajları ve propaganda broşürleri dağıtma gibi operasyonlar yürütmüşlerdir. Özetle Prometecilik; sadece entelektüel bir fikir kulübü olarak kalmamış, Rusya'nın demografik ve askeri gücünü kendi etnik sınırlarına hapsederek etkisizleştirmeyi amaçlayan, ulusal milliyetçilikleri silah olarak kullanan bir çevreleme stratejisi uygulamıştır.

ATATÜRK’ÜN PROMETE HAREKETİ’NE KARŞI TAKINDIĞI TAVIR
Rusya’nın coğrafi bütünlüğünü tehdit eden en kırılgan fay hatlarından biri, Volga nehrinden Urallar’a uzanan ve Türk-Tatar nüfusun yoğunlaştığı İdil-Ural ile Başkurtistan bölgeleridir . Jeopolitik açıdan bu bölge, Rusya Federasyonu’nu dikey olarak bölen, Sibirya’nın yeraltı zenginliklerini Moskova merkezine bağlayan lojistik koridorların tam ortasında yer alır. Dönemin en önemli aktörlerinden biri, Başkurt ulusal hareketinin önderi, tarihçi ve devlet adamı Zeki Velidi Togan’dır. Togan, İdil-Ural bölgesinde özerk veya bağımsız bir Türk-Tatar cumhuriyeti kurmak için mücadele etmiştir. Bu doğrultuda Polonya Promete ağı ve askeri istihbaratıyla gizli işbirlikleri kurmuş, bölgedeki Türk topluluklarının ulusal bilinç kazanması için faaliyetler yürütmüştür. Türkistan’a giderek basmacı hareketine katılan Togan, 1944 yılında Türkiye’de, Sovyet aleyhtarlığı ve Turancılık suçundan 15 ay hapis yatmıştır. Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin yakın geçmişte Saint Petersburg Devlet Üniversitesi bahçesindeki Zeki Velidi Togan büstünü, "Polonya istihbaratıyla işbirliği yaptığı" suçlamasıyla kaldırtması, bu tarihsel hafızanın Moskova için hâlâ ne denli canlı bir tehdit olduğunu göstermektedir.
Promete hareketi, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mehmet Emin Resulzade başkanlığında İstanbul merkezli bir birlik oluşturmak ve bu sayede yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin de desteğini arkasına almak istiyordu. Çalışmalar sonucu 15 temmuz 1926’da Kafkasya İstiklal Komitesi kuruldu. Komitede Mehmet Emin Resulzade (Azerbaycan) ve Şeyh Şamil’in torunu Said Şamil (Kuzey Kafkasya) gibi liderler başkanlık görevini yürütüyordu. Ancak Atatürk, İttihat ve Terakki döneminin hayalci Turancılık politikalarını kesin olarak sonlandırmıştı. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin küllerinden doğup toparlanabilmesi için kuzeydeki dev komşusu Sovyet Rusya ile iyi geçinmesi, sınırlarını güvence altına alması hayati bir zorunluluktu. 17 Aralık 1925 tarihinde imzalanan Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması, bu politikanın en önemli adımıydı. Dolayısıyla Ankara, Moskova'yı rahatsız edecek ya da Kremlin ile ilişkileri krize sokacak hiçbir sınır ötesi maceraya kendi topraklarında izin veremezdi. Promete üyeleri ve onlara destek veren eski İttihatçı kadrolar, o dönemde Türkiye’nin en köklü sivil örgütlenmelerinden olan Türk Ocaklarında adeta karargâh kurmuşlardı. Aynı zamanda Mason localarında da ciddi bir etkinlik elde etmişlerdi. Atatürk, ülkesinin güvenliğini riske atacak bu tehlikeli oyuna daha fazla müsamaha göstermedi ve Prometeistlerin ve onlara destek veren İttihatçıların yuvalandığı Türk Ocaklarını ve Mason localarını derhal kapattırdı ve tüm mallarına el koydurdu. Hareketin Türkiye'deki beyni konumundaki isimler, başta Mehmet Emin Resulzade ve Said Şamil olmak üzere, Atatürk'ün emriyle Türkiye’den sınır dışı edildi.

Bu dönemin en hassas dosyalarından biri de Ukrayna Halk Cumhuriyeti'nin (UNR) İstanbul temsilcisi Volodimir Murski'nin yürüttüğü Ukrayna-Kırım projesidir. Murski, Karadeniz’in kuzeyinde bağımsız bir Ukrayna devletinin kurulmasını ve bu devletin Kırım Tatarları ile stratejik bir ortaklık kurarak Sovyet yayılmacılığını engellemesini öngörüyordu. Bu amaçla yazdığı ve Ukrayna’nın bağımsızlık mücadelesini anlatan kitabını bizzat Atatürk’e sunmuş ve Ankara’daki askeri elitlerle temas kurmaya çalışmıştır. Atatürk, Murski’nin entelektüel tezlerini ilgiyle takip etmesine rağmen, bu projeye destek vermeyi kesinlikle reddetmiştir. Atatürk'ün bu tavizsiz duruşu, Promete Hareketi’nin Türkiye ayağına indirilen nihai darbe oldu. Bu tasfiyelerin ardından Türkiye’deki siyasi aydınların faaliyetleri sona erdi ve mücadelenin ve muhaceretin merkezi tamamen Fransa'ya (Paris) taşınmak zorunda kalmıştır.
SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ: CIA, HALKLARIN ANTİ-BOLŞEVİK BLOKU VE BRZEZİNSKİ
II. Dünya Savaşı’nın ardından Polonya’nın Sovyet nüfuz bölgesine girmesi ve Varşova’da komünist bir rejimin kurulmasıyla Promete hareketi ana karargâhını kaybetmiştir. Ancak bu durum doktrinin sonu olmamış; aksine, yükselen küresel Soğuk Savaş konjonktüründe hareketin operasyonel mirası, Sovyetler Birliği’ni çevreleme stratejisi güden ABD tarafından devralınmıştır . Washington, Sovyet sisteminin etnik farklılıklarını kaşıyarak, eski Promete kadrolarını ve onların kurduğu ağları istihbari amaçlarla kullanmaya başlamıştır.

Bu dönemin en güçlü ve radikal kurumsal yapısı, 1946 yılında Münih’te kurulan Halkların Anti-Bolşevik Bloku (ABN) olmuştur. ABN’nin kurucusu ve lideri, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası ile taktiksel işbirlikleri yürüten Ukrayna Milliyetçiler Örgütü’nün (OUN-B) önde gelen ismi Yaroslav Stetsko’dur. ABN, doğrudan doğruya 1943 yılında Ukrayna dağlarında kurulan "Esir Milletler Komitesi"nin (CSN) mirasçısı olarak sahneye çıkmıştır . Münih merkezli bu şemsiye örgüt; Ukraynalılar, Kafkasyalılar, Baltık halkları, Belaruslular ve hatta Rumen Demir Muhafızları ile Hırvat Ustaşaları gibi eski Nazi işbirlikçisi radikal milliyetçi grupları tek bir çatı altında toplamıştır. CIA ve İngiliz istihbaratı MI6 tarafından doğrudan desteklenen ABN, Soğuk Savaş boyunca Sovyet sınırlarının arkasına yönelik çok sayıda örtülü operasyon yönetmiştir. Bu operasyonlar kapsamında Ukrayna’daki Sovyet karşıtı gerilla birimlerine (UPA) paraşütlerle silah, telsiz ve ajan indirilmiş, Kafkasya’da yerel hücreler kurulmuş ve Sovyetler içindeki etnik hoşnutsuzlukları tetiklemek için radyo yayınları ile kara propaganda faaliyetleri yürütülmüştür.
Promete geleneğini Amerikan büyük stratejisine entegre eden en önemli entelektüel figür ise Polonya kökenli ünlü devlet adamı Zbigniew Brzezinski olmuştur. Piłsudski döneminin seçkin bir diplomatının oğlu olan Brzezinski, Prometeizmle doğrudan ailevi ve entelektüel bağlara sahipti. Başkan Jimmy Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görev yaptığı sırada, Sovyetler Birliği’nin homojen bir yapıda olmadığını, ulusal milliyetçiliğin, Sovyetlerin aşil tendonu olduğunu görüşlerini ortaya atmıştır. Brzezinski’nin 1997 tarihli Büyük Satranç Tahtası eseri, Ukrayna’yı "Avrasya satranç tahtasının jeopolitik ekseni" olarak tanımlayarak, bu ülkenin Rusya’dan kopmasının Rus imparatorluk rüyasını nihai olarak sonlandıracağını ilan eden modern bir Promete manifestosudur.

GİEDROYC DOKTRİNİ’NDEN YENİ PROMETEİZM 2.0’A: MODERN UKRAYNA-POLONYA İLİŞKİLERİ
Güncel Polonya dış politikasının ve Ukrayna ile olan ilişkilerinin entelektüel omurgası, Prométhée’nin mirasçısı, Paris merkezli Kultura dergisi çevresinde şekillenen "Giedroyc Doktrini"ne dayanmaktadır. Jerzy Giedroyc ve Ukraynalı entelektüel Bohdan Osadchuk tarafından geliştirilen bu doktrin, Polonya’nın doğu sınırlarında kalıcı bir güvenlik ve istikrar kuşağı oluşturmasını hedefler. Doktrinin özü, Polonya’nın geçmişteki imparatorluk reflekslerinden ve özellikle Lviv ile Volinya gibi bugün Ukrayna sınırlarında kalan tarihi toprak iddialarından tamamen vazgeçmesini şart koşar. Giedroyc’a göre, bağımsız ve güçlü bir Ukrayna, Belarus ve Litvanya var olmadıkça, Polonya’nın Rus “emperyalizmine” karşı güvenliği asla sağlanamaz . Bu tarihi uzlaşı, iki halk arasındaki asırlık husumetleri dondurarak stratejik bir ortaklığın önünü açmıştır. Ancak bu ortaklığın önünde duran en büyük meşruiyet engeli ve tarihsel travma, Ukrayna milliyetçiliğinin kurucu babası kabul edilen Stepan Bandera ve onun kurduğu OUN-B/UPA hareketinin II. Dünya Savaşı sırasındaki mirasıdır. Bandera hareketinin Nazi işbirlikçisi geçmişi, Yahudi soykırımındaki rolleri, modern Ukrayna için Batı dünyasında ve Polonya kamuoyunda ciddi bir ahlaki ve siyasi meşruiyet sorunu yaratmaktadır.
Bu meşruiyet krizini aşmak ve Rusya ile yürütülen savaşı daha geniş bir zemine yaymak amacıyla Ukrayna, dışlayıcı bir etnik milliyetçilikten ziyade kapsayıcı bir "Neo-Prometeizm" stratejisine evrilmektedir. Ukraynalı siyaset bilimci ve Dünya Politikası Enstitüsü Direktörü Jewhen Mahda, Ocak 2026'da yayımladığı manifesto niteliğindeki analizinde "Yeni Prometeizm 2.0" (Nowy Prometeizm 2.0) modelini önerdi. Mahda’nın önerisi, romantik bir "özgürlük" söyleminden ziyade, Polonya ve Ukrayna’nın Rusya baskısına karşı geliştireceği katı ve pragmatik bir ortak savunma ortaklığına dayanmaktadır. Ayrıca Nowy Prometeizm 2.0; Rusya ile savaşı sadece bir sınır çatışması değil, Rusya Federasyonu sınırları içindeki sözde ezilen azınlıkların (Çeçenler, Çerkesler, Başkurtlar, Tatarlar, Yakutlar) sömürgecilikten kurtulma ve özgürleşme mücadelesi olarak yeniden konumlandırmaya çalışmaktadır. Bu sayede Ukrayna, faşizan imajından sıyrılarak kendisini ezilen ulusların hamisi ve demokratik bir dekolonizasyon öncüsü olarak kurgulamak istemektedir.

Bu teorik vizyonun pratik uygulamaları da görülmeye başlamıştır. Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski, Ocak 2026’da Vilnius’ta gerçekleşen tarihi ocak isyanı anma törenlerinde sürpriz bir jeopolitik manevra ile Ukrayna dış politikasında uzun süredir devam eden temkinli Belarus dengesini kırarak ilk kez Belarus muhalefet lideri Sviatlana Tsikhanouskaya ile doğrudan görüştü, onu Kiev’e davet etti ve Lukaşenko rejimine yönelik sert yaptırımları devreye soktu. Bu hamle, uzmanlar tarafından sahadaki gerçek bir "Prometeci dönüş" ve Rusya’nın etki alanına yönelik aktif bir yıpratma hamlesi olarak yorumlanmaktadır. Ukrayna Askeri İstihbaratı (GUR) bünyesinde; Çeçen, Başkurt, Tatar, Dağıstanlı ve Sibirya yerlilerinden oluşan gönüllü etnik lejyonlar kurulmuştur. Bu savaşçılar cephede doğrudan Rus ordusuna karşı çarpışırken, Polonya bu grupların Avrupa'daki lojistik, finansal ve diplomatik üssü olarak işlev görmektedir. Ayrıca iki ülke, Rusya'nın 41 parçaya bölünmesini açıkça savunan "Post-Rusya Özgür Milletler Forumu"na ev sahipliği yaparak ortak bir psikolojik harp yürütmektedir. Mücadelenin entelektüel ve stratejik ayağını beslemek amacıyla Ukrayna'nın Lviv şehrinde Promete Güvenlik Araştırmaları Merkezi kurulmuştur . Bu merkez, 1920 ve 30'lu yıllarda Varşova ve Paris'te faaliyet gösteren eski Promete enstitülerinin bir devamı niteliğindedir.
RUSYA’NIN JEOPOLİTİK CEVABI VE TÜRKİYE AÇISINDAN ÇIKARILACAK DERSLER
Tarihsel ve güncel perspektiften bakıldığında Moskova, Promete hareketine karşı her zaman çok katmanlı ve sert bir ideolojik, siyasi ve askeri yanıt mekanizması işletmiştir. Rus devlet aklı, ülkenin çok etnikli yapısını hedef alan bu faaliyetleri varoluşsal bir "beka tehdidi" olarak algılamaktadır. Vladimir Putin liderliğindeki Kremlin yönetimi, Brzezinski’nin Ukrayna’yı Rusya’dan koparmaya yönelik prometeci stratejisine, "Ukraynalılar ve Rusların bir ve aynı halk olduğu, kardeş olmanın da ötesinde tek bir gövdeden oluştukları" iddiası ile cevap vermektedir. Çünkü bu iddia doğru ise, Promete hareketinin "Rus olmayan halkları kurtarma" felsefesi temelden sarsılır. Zira aynı halklar arasındaki bir iç mesele bu kapsama giremez. Kiev kinezliğine dek uzanan bu tarihi tartışmanın bu içeriğin kapsamını aştığını ancak, ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı’nın; “Ukrayna dilinin, kültürünün, edebiyatının ve ayrı bir halkının mevcut olduğu açıkça kabul edilmekle birlikte, tarihte geleneksel olarak "Ukrayna" adıyla kurulmuş köklü bir devletin veya bu isimde tarihsel bir meselenin olmadığını, bugün haritada gördüğümüz Ukrayna devletinin sınırlarının, tarihsel bir gelişimden ziyade İkinci Dünya Savaşı ve Sovyet içi idari kararların bir ürünü olarak nitelendirdiğini, Ukrayna’nın, hem sosyo-kültürel hem de demografik olarak homojen olmayan, kırılgan ve dış manipülasyonlara açık bir toplum yapısına sahip olduğunu, milliyetçilik akımının ise daha çok geçmişte Polonya egemenliğinde kalan ve sonradan Ukrayna'ya bağlanan batı bölümünde canlı olduğunu” savunan görüşlerini buraya almakla yetinelim.

Burada önemli bir soruyu sormakta fayda var: 1991 yılından itibaren bağımsızlıklarını kazanan Azerbaycan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan gibi devletler, neden Rusya’ya karşı tehdit oluşturmadan, kendi işlerine bakıyorlar da, Ukrayna neden Atlantik sisteminin Rusya’yı zayıflatma planları içinde rol almaya, bir “vekil devlet” gibi hareket etmeye bu kadar hevesli olmuştur? Bu sorunun Türkiye açısından anlamı büyüktür. Çünkü yukarıda gördüğümüz gibi Atatürk ülkesi içinde, Sovyet Rusya’ya zarar verecek hiçbir harekete izin vermemiş, dostluğa halel getirecek tavırlardan uzak durmuştur. Atatürk’ün bu tarihsel vizyonu; bugün de Kırım’ın Rusya’ya ait olduğunu (Kırım halkının %96’sı Ukrayna’dan ayrılarak Rusya’ya bağlanma yönünde oy kullanmıştır), Ukrayna ve Rusya arasındaki meselenin Avrupa ve ABD’nin hesapları dışında ele alınarak, kendi aralarında halledilmesi gerektiğini, bu reel politik ile cebelleşmenin yararımıza olmadığını, önümüze sermektedir.
KAYNAKÇA:
- Prometheism: A Polish Covert Action Program, fpri.org/article/2025/05/prometheism-a-polish-covert-action-program
- The Evolution of Promethenasim: JÓZEF PIŁSUDSKI’S STRATEGY AND
ITS IMPACT ON TWENTIETH-FIRST CENTURY WORLD AFFAIRS by Phillip Tadeusz Turner Boise State University
- The Rebirth of Prometheus: Poland’s Return to Its Historical Role Against Russian Expansionism, Foreign Policy May 2025
- Tarihte Ukrayna Diye bir Devlet Yok. Kırım-Rusya-Ukrayna Meselesi - İlber Ortaylı Anlatıyor, https://www.youtube.com/watch?v=UttfzRwizBU