13 Haziran 2026 Cumartesi
İstanbul 19°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Şahnâme: İran’ın destanı Türkiye’nin kültürel hafızası

Öğretmen Cevdet’in 1928 yılında hazırladığı eser, Osmanlı dönemi sonrasında Şahname’ye olan ilginin devamlılığını göstermesi ve Cumhuriyet dönemi eğitim politikalarını yansıtması açısından iki kat önem taşımaktadır

Şahnâme: İran’ın destanı Türkiye’nin kültürel hafızası
SEYİT KASIM NAZIMİ/ İran İslam Cumhuriyeti Türkiye Kültür Müsteşarı

15 Mayıs, İran’da Şehnâme ve bu büyük eserin yazarı Ebu’l-Kasım Firdevsî’yi anma günü olarak kabul edilmektedir. Şehnâme her ne kadar İran halkı için kalıcı ve son derece önemli bir eser olsa da İran ile Türkiye arasındaki kültürel ilişkilerin tarihine bakıldığında, bu eserin aynı zamanda iki ülkenin ortak kültürel mirasının da temel unsurlarından biri olduğu görülmektedir.

Hekim Ebu’l-Kasım Firdevsi’nin Şahnâmesi ve benzersiz eseri, dünya edebiyatının şaheserlerinden ve Fars edebiyatının en büyük eserlerinden biridir. Tarih boyunca şairlerin, edebiyatçıların, yazarların ve edebiyat araştırmacılarının ilgisini çekmiş, diğer kültürler ve diller için bir ilham ve etki kaynağı olmuştur. İran ve dünyadaki birçok edebi ve edebi olmayan metin üzerindeki araştırmalar, birçok şair ve yazarın çeşitli yüzyıllarda Şehnâme’den etkilendiğini ve Firdevsi’nin üslubuyla Şehnâme’ler yazdığını göstermektedir.

Firdevsi’nin Şahnâmesi, sadece Fars edebiyatının büyük eserlerinden biri olarak kabul edilmekle kalmaz, aynı zamanda Doğu medeniyetinin temel eserlerinden biri olarak da kabul edilir. Bu nedenle, bu eser yazıldığı dönemden modern döneme kadar çeşitli hükümetlerin ve milletlerin ilgisini çekmiş ve eserin orijinal metnini okumak ve bazı beyitlerini ezberlemek, bireylerin üstünlüğünün bir işaretiyken, tercüme edilmesi ve incelenmesi de seçkinlerin ve fazilet sahibi kesimlerin büyük ilgisini çekmiştir.

ANADOLU’DAKİ ETKİSİ

Bu şaheserin etkisinin kültür ve edebiyatında geniş çapta görüldüğü topraklardan biri de Anadolu’dur. Şehnâme’nin bu bölgedeki etkisi, İran dışındaki diğer topraklarla kıyaslanamaz. Bu coğrafyada Farsça ve Türkçe olarak birçok Şahnâme yazılmış ve Firdevsi’nin Şahnâme’sinden etkilenerek, bu diyarın kraliyet saraylarında Şehnâme yazma geleneği yaygınlaşmış ve Osmanlı şairleri tarafından Şahnâme’ye nazireler yazılmıştır. Şahnâme’nin Türkçe’ye birçok manzum ve mensur tercümesi yapılmıştır.

Osmanlı’nın 620 yıllık hüküm sürecinin başlarından sonuna kadar, Şahname’nin çevirisi ve hep ona nazire yazma çabalarıyla karşılaşmışızdır. Şahname’nin ilk Türkçe çevirisi, II. Murad döneminde (1421-1451 yılları arasında) gerçekleştirilmiştir. Bu çeviri, yalnızca destan hikayelerini içeren Şahname’nin ikinci bölümünü kapsamaktadır. Eser, çeşitli hikayelere ait minyatürler içermesi sebebiyle hem Türk edebiyatı tarihine hem de bu ülkenin sanat tarihine önemli bir katkıda bulunmuştur. Ancak Şahname’nin tam Türkçe çevirisi, 916 Hicri yılında, Memlük Türk sultanlarından Kansu Guri döneminde manzum bir biçimde yapılmıştır. Bu iki ciltlik eser 56 bin 504 beyit içermektedir. Osmanlı kültür sahasına aktarılmasıyla birlikte, yaklaşık 60 minyatürün eklenmesi sayesinde bu nüsha sanat tarihi açısından da özel bir öneme sahip olmuştur.

Şahname’nin Osmanlı Türkçesine yapılan üçüncü çeviri, II. Osman döneminde (1618-1622 yılları arasında) Mehdi mahlasını kullanan Derviş Hasan tarafından manzum olarak gerçekleştirilmiştir. Bu eser hem dil açısından önemli, hem de nadir bulunan nüshaları ve minyatürleri nedeniyle özel bir değer taşımaktadır.

Daha sonra, muhtemelen 18. yüzyılın ilk yarısında, Şahname’nin yeni bir mansur çevirisi olarak üç cilt halinde yapılmıştır. Bu çeviri, serbest bir biçimde ve halkın anlayabileceği, ilgi çekici olacak şekilde yapılmış olduğundan, geniş halk kitleleri tarafından ilgi görmüş ve içeriğindeki bazı bölümler isim ve anlatım değişiklikleri ile halk arasında yaygınlık kazanmıştır. Bunlar, Şahname’nin yalnızca bazı çevirileridir ve bu eser daha sonraki dönemlerde de birçok kez manzum ve mensur olarak tekrar çevirileri yapılmış ve yayımlanmıştır; bu çevirilerin çoğu, Şahname’nin ünlü hikayelerini içermektedir.

Ancak Şahname’ye ve onun çevirisine yönelik ilgi yalnızca Osmanlı dönemine ait olmayıp, Cumhuriyet döneminde de bu eser dikkate alınmıştır. Bu bağlamda, en önemli örneklerden biri Öğretmen Cevdet’in kaleme aldığı “Doğunun İlyadı, Şahname” adlı kitaptır.

Şahnâme: İran’ın destanı Türkiye’nin kültürel hafızası - Resim : 1

CUMHURİYET DÖNEMİ ÇEVİRİSİ

“Doğunun İlyadı, Şahname” kitabı, 1928 yılında, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beş yıl sonra, Osmanlı alfabası ile “Öğretmen Cevdet” adlı bir kişi tarafından derlenmiş ve İstanbul’daki “Necmi İstikbal Matbaası” tarafından 88 sayfa olarak yayımlanmıştır. Bu eser, lise öğrencilerinin dünya edebiyatını öğrenmesi için ders kitabı olarak düşünülmüş ve öğrencilerin klasik dünya edebiyatıyla tanışmalarını amaçlamıştır.

Öğretmen Cevdet, kitabın önsözünde birkaç sayfa boyunca Şahname’nin içeriğini tanıtmış ve bu kitabın ana hikâyelerinin bir özetini sunmaya çalışmıştır. Devamında, Firdevsi’nin şiirinin Fars edebiyatındaki kalıcılığına ve sürekliliğine değinmiş ve “Acem’i bu Farsça ile dirilttim” beytini hatırlatarak, bu eserin İran edebiyatı tarihindeki önemine vurgu yapmıştır.

Yazar, önsözünde Şahname’nin büyük bir bölümünün özellikle Esfendiyar ile İran ve Turan hikâyelerine ait olduğunu belirtmekte ve ayrıca bu eserin bir Türk hükümdarı, Gazneli Mahmut tarafından teşvik edilerek yazıldığını ifade ederek bu kitabı İranlılar ve Türkler arasında ortak bir miras olarak tanıtmaktadır.

Daha sonra kitabın ana kısmında Giriş, Esfendiyar, Rüstem ile Sohrab, Rüstem ve Esfendiyar, Bahram-i Gûr gibi hikâyeler, Şahname’den alıntılarla manzum bir şekilde okuyucuya sunulmaktadır. Kitabın sonunda ise okuyucular için terimlerin ve kelimelerin açıklamalı bir sözlüğü de eklenmiştir.

Bu eser, Osmanlı dönemi sonrasında Şahname’ye olan ilginin devamlılığını göstermesi ve Cumhuriyet dönemi eğitim politikalarını yansıtması açısından iki kat önem taşımaktadır. Kitabın girişinde şu ifadeler yer almaktadır:

“Bu kitap, bir giriş ve bölümlerden, Şahname’nin genel içeriğini ve eski edebiyatımızdaki yerini, lise öğrencilerine tanıtan Türkçe özetlerden oluşmaktadır.”

İran Türkiye Osmanlı