Şiddetin mimarı kim? Medya mı, gençler mi, sistem mi?
Medya şiddeti sadece yansıtıyor mu, yoksa bizzat imal mi ediyor? Suçlu medya mı, gençler mi, sistem mi? Prof. Dr. Mehmet Toplu, artan okul saldırılarının gölgesinde medyanın ve sistemin şiddet inşasını Aydınlık’a anlattı.
Türkiye, son günlerde ardı ardına gelen okul saldırılarıyla sarsılırken, şiddetin toplumsal kökenleri ve medyanın bu süreçteki "mimar" rolü yeniden tartışmaya açıldı. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Toplu, şiddetin nasıl kanıksandığını, toplumdaki yansımalarını ve medyanın reyting hırsı uğruna neleri feda ettiğini Aydınlık’a anlattı. Toplu, "Gençleri suçlamak en kolayı, asıl suçlu bu sistemi inşa eden bizleriz" diyerek ezber bozan değerlendirmelerde bulundu.
ŞİDDETİN KANIKSANDIĞI BİR TOPLUM PORTRESİ
Prof. Dr. Mehmet Toplu, toplumun içine düştüğü bu durumu bir "şiddet sarmalı" olarak tanımladı:
"Etrafımız öyle bir şiddet sarmalına girmiş durumda ki; dünyadaki savaşlardan tutun, yanı başımızdaki kadın cinayetlerine, sokak çatışmalarına ve nihayetinde okulda bir öğrencinin kendi arkadaşını öldürmesine kadar her şey artık o kadar kanıksandı ki... Sanki bir televizyon dizisi seyreder gibi bunları izlemeye başladık. Bu, toplumsal bir çürümenin ve değerlerin ayaklar altına alınmasının somut bir göstergesidir."
‘ÖĞRETMENE SAYGIYI YİTİRDİK’
Günümüzdeki şiddet eylemleri üzerinden geçmişe ışık tutan Prof. Dr. Toplu, toplumsal saygının ve otoritenin nasıl erozyona uğradığını kendi öğrencilik yıllarından verdiği bir örnekle anlattı:
"Ben 70’li yıllarda lisede okurken, sınıflarda yangın söndürme dolapları olurdu. İçinde balta, kürek, kova bulunurdu. O yıllar Türkiye’nin terör eylemleri açısından en sancılı, en sıkıntılı olduğu yıllardı. Ama bir gün bile bir öğrencinin o dolabı açıp, o baltayı bir arkadaşına veya bir başkasına karşı kullanacağı aklımıza gelmezdi. O balta orada sadece yangın için dururdu. Peki, ne değişti? Bugün neden okullara x-ray cihazları koymayı konuşuyoruz? Çünkü biz saygıyı ve kutsal olanı kaybettik. Biz öğretmenimizi gördüğümüzde önümüzü iliklerdik; bu bir korku değil, bilgiye ve emeğe duyulan bir saygıydı. Şimdi ise öğretmeniyle dalga geçen, ona hesap soran bir yapıya büründük."
‘GENÇLERİ SUÇLAMAK EN KOLAYI’
Toplu’ya göre şiddeti yaratan gençler değil, onlara bu dünyayı miras bırakan yetişkinler ve sistemin kendisi:
"Bugün gençleri suçlamak çok kolay. 'Gençlik bozuldu' demek binlerce yıllık bir kaçış yolu. 2500 yıl önce bile 'Bu gençlik nereye gidiyor, çok saygısızlar' denilen metinlere rastlıyoruz. Ama gerçek şu ki; o gençlerin eline o dijital oyunları biz verdik, o dizileri biz çektik, o sokaklardaki adaletsiz düzeni biz kurduk. Gençler burada en son suçlu olanlardır. Asıl suçlu, bu toplumsal yapıyı yaratan bizleriz, yöneticilerdir, kurumlardır. Biz gençliğe ne verdik ki onlardan ne bekliyoruz? Biz onlara sadece kısa yoldan zengin olmayı ve 'güçlüysen haklısın' anlayışını aşıladık."
‘ETİK, REYTİNG YARIŞINA KURBAN EDİLDİ’
Medyanın sorumluluğuna geniş yer ayıran Prof. Dr. Toplu, ticari kaygıların yarattığı toplumsal erozyona dikkat çekti:
"Medya bugün tekelci bir yapının elinde. Televizyon kanallarının sahipleri asıl işi yayıncılık olan insanlar değil. Başka sektörlerdeki işlerini yürütmek için medyayı bir silah olarak kullanıyorlar. Hal böyle olunca etik, ahlak, toplumsal fayda rafa kalkıyor. Gündüz kuşağı programlarına bakın; yüzde 80’i ahlak dışı içerikler, kavga ve gürültüden ibaret. Ana haber bültenleri ise magazinleşmiş durumda. Bir cinayeti anlatırken katilin yöntemini o kadar detaylı veriyorlar ki, bu resmen bir 'şiddet dersi'ne dönüşüyor. Reyting gelsin de toplum ne hale gelirse gelsin mantığı hâkim. Biz her gün ekranlarda 5-6 kişinin öldüğü, silahların bir güç gösterisi olarak sunulduğu dizileri izletiyoruz bu çocuklara. Sonra da 'Neden bu çocuk arkadaşını vurdu?' diye şaşırıyoruz."
‘NE KADAR İZLENİR?’ DEĞİL ‘TOPLUMA NE KATAR?’
Prof. Dr. Mehmet Toplu, şiddetin inşa sürecinde medyanın ekonomik yapısının belirleyici rol oynadığını vurgaladı. Medyanın bir kamu hizmeti olma vasfını yitirerek tamamen tekelci bir ticaret alanına dönüştüğünü vurgulayan Toplu, şunlar kaydetti:
"Bugün medya dediğimiz yapı, aslında kendi başına bağımsız bir yayıncılık alanı olmaktan çıktı. Medyanın neredeyse yüzde 90’ı, asıl işi yayıncılık olmayan birkaç büyük sermaye grubunun elinde. Bu yapıların asıl derdi toplumu bilgilendirmek ya da bir kamu hizmeti sunmak değil; diğer sektörlerdeki devasa yatırımlarını korumak ve bu gücü bir baskı aracı olarak kullanmaktır. Hal böyle olunca, 'kar hırsı' her şeyin önüne geçiyor. Reklam geliri ve reyting yarışı devreye girdiğinde, etik değerler, toplumsal sorumluluk ve gazetecilik ilkeleri birer engel olarak görülüp rafa kaldırılabiliyor. Bir içerik hazırlanırken 'bu topluma ne katar?' diye değil, 'kaç reklam getirebilir, ne kadar izlenir?' diye bakılıyor."
‘ÖZGÜVEN’ UYARISI VE AİLENİN ROLÜ
Modern eğitim sistemindeki "özgüven" vurgusunun yanlış anlaşıldığını ve bunun tehlikeli bir noktaya evrildiğini belirten Prof. Dr. Toplu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bugün her yerde 'özgüvenli çocuk yetiştirin' deniliyor. Gerçek özgüven, bir alanda uzmanlaşmak, bir enstrüman çalmak, bir spor dalında başarılı olmaktır. Çocuklara verilen şey ise; 'Sen her şeyi yapabilirsin, her şeye hakkın var, sen en önemlisisin' yanılgısı. Bu çocuk yarın bir engelle karşılaştığında veya birisi ona 'hayır' dediğinde şiddete başvuruyor. Çünkü o, dünyanın kendi etrafında döndüğüne inandırıldı. Kahramanmaraş'taki o saldırgan öğrenciye bakın; profil resmine yabancı bir katili koymuş. Bu sadece bir özenme de değil, kimlik bunalımıdır.”
‘DAHA NİTELİKLİ BİREYLER YETİŞTİRECEKSEK…’
Şiddeti üreten bireyin ilk eğitimini aldığı yerin aile, o aileyi inşa eden en temel unsurun ise kadın olduğunu vurgulayan Toplu, sorunun kaynağına dair şu sarsıcı tespitleri paylaştı:
"Buradaki temel sorunlardan biri, açıkça ve altını çizerek söylüyorum; Türk toplumundaki kadın sorunlarıdır. Neden mi? Çünkü bir toplumda bireyi yetiştiren en temel unsur kadındır. Biz maalesef yüzyıllar boyunca kadını dışladık. Onu bu toplumun temel bireylerini yetiştiren asıl güç olarak görmek yerine, sorunlarını göz ardı ederek hep ikinci sınıf vatandaş konumunda tuttuk. Halbuki daha nitelikli, daha bilinçli bireyler yetiştireceksek, ilk önce ailedeki kadın sorununu çözmemiz gerekiyor."
‘TÜRK TOPLUMU KOLAYCA BİRLEŞEBİLEN BİR YAPIYA SAHİP’
Türk toplumunun diğer toplumların aksine çok özel bir refleks kapasitesine sahip olduğunu belirten Toplu, şöyle konuştu:
"Aslında Türk toplumu, dünyanın pek çok milletinden farklı olarak, kriz anlarında çok kolayca ve hızla birleşebilen, ortak bir paydada buluşabilen çok güçlü bir yapıya sahiptir. Bizim genetik kodlarımızda bu var. Bir afet olduğunda, bir deprem olduğunda ya da vatan toprağına yönelik bir tehdit hissettiğimizde, tüm farklılıklarımızı bir kenara bırakıp o muazzam dayanışma ruhunu anında ortaya koyabiliyoruz. Bu, bizim en büyük gücümüzdür."
‘DAYANIŞMA RUHUNU GÜNDELİK HAYATIMIZA TAŞIMALIYIZ’
Prof. Dr. Toplu, çözümün yine toplumun özünde olduğunu vurguluyor:
"Birinci önceliğimiz kamu kurumlarının restorasyonu olmalı. Eğitimden sağlığa, adaletten medyaya kadar her yerde bu esas alınmalı. İkincisi, medyayı reyting canavarından kurtarmak zorundayız. Denetleyici kurumlar, şu veya bu ayrımı yapmadan müdahale etmeli. Üçüncüsü ve en önemlisi; biz birbirimizi sevmeyi ve saygı duymayı yeniden öğrenmeliyiz. Bugün herkes birbirini ötekileştiriyor. Siyasi görüşü, inancı, mezhebi ne olursa olsun, biz bu topraklar üzerinde ortak bir gelecek inşa etmek zorundayız. İran örneğine bakın; dışarıdan bir tehdit geldiğinde nasıl birleşebiliyorlar. Bizim de depremlerde, yangınlarda gördüğümüz o muazzam dayanışma ruhunu gündelik hayatımıza taşımalıyız. Ancak o zaman bu şiddet sarmalından çıkabiliriz."
Sendika ve meslek örgütlerinden okul saldırılarına ortak tepkiGündem
Kahramanmaraş saldırısının ardından İçişleri ve EGM'den sosyal medya uyarısıGündem
Medyaya nasıl direnilir?Özgürlük Meydanı