11 Mayıs 2026 Pazartesi
İstanbul 23°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

‘Sınırsız Yollar’ ile gerçeğin peşine düştü

TRT Belgesel’de ‘Sınırsız Yollar’ ile hayatın en doğal haline tanıklık eden Selin Uzal, ‘Biz farkına varmadan sürekli betonların arasında, fizyolojimize uygun olmayan çalışma alanlarında, kapitalist bir koşuşturma içinde yaşıyoruz.’ dedi.

‘Sınırsız Yollar’ ile gerçeğin peşine düştü
GÖZEN ESMER

Ünlü oyuncu Selin Uzal, TRT Belgesel’de yayınlanan Sınırsız Yollar belgeseli ile gerçek hikâyelerin peşine düştü. Sri Lanka’dan Venezuela’ya kadar dünyanın pek çok yerine giden Uzal aslında şehirlerdeki yaşama da ayna tutuyor. Uzal ile reyting odaklı dünyadan gerçekliğe uzanan yolculuğunu ve dilin, kimliğimizin inşasındaki yerini konuştuk.

‘TOPLUMU YOZLAŞTIRAN YAPIMLARDA YER ALMIYORUM’

- Eğitiminiz siyaset bilimi ve gerçeklere dayalı senaryo yazımı üzerine. Ekranda popüler kültürün ürettiği kurgusal karakterleri canlandırdıktan sonra ‘Sınırsız Yollar’ ile sahaya, hayatın en çıplak haline indiniz. Reyting odaklı televizyon dünyasının yapaylığıyla, belgesel çekimlerindeki o yalın gerçeklik arasındaki zıtlık sizde hangi düşünceleri uyandırdı?

Belgesel projesinde yer almayı istememin başlıca sebeplerinden bir tanesi maalesef dizilerdeki karakter derinliğinin çok az ve dramatik çatışmaların çok yapay olması. Oyuncu olarak, mütemadiyen edilgen rolde olan, karakter derinliğinin yetersiz olduğu, hikâyeyi yönlendirmekte rol oynamayan ve sadece hikâyedeki diğer erkek karakterlerin gözünden ele alınan kadın karakterleri oynamaktan hem hoşlanmıyorum hem de elimden geldiğince reddediyorum. Bunun yanı sıra, sosyolojik olarak da toplum değerlerini gerileten, yozlaştıran ve toplumun gerçek yüzünü yansıtmayan hikayelerin benim aracılığımla topluma aktarılmasından da kesinlikle geri duruyorum. TV dizilerinin dışında, daha özgür ve gerçekçi bir alanda oyunculuğumu icra etmek bana çok büyük mutluluk verdi. İzleyiciye bir şeyler katabildiğimi hissetmek benim için önemli bir gereklilik, belgesel projesinde bunu yapabildiğimi hissediyorum.

‘Sınırsız Yollar’ ile gerçeğin peşine düştü - Resim : 1

‘MODERN HAYATIN GEREKLİLİKLERİ BİZİM DOĞAMIZA AYKIRI

- Farklı coğrafyalarda, küresel çarkın henüz tam anlamıyla yutamadığı, doğanın içinde olan toplumların arasına karışıyorsunuz. Oradaki üretim ve yaşam biçimlerini gördükten sonra büyükşehirlere döndüğünüzde, metropol insanının tüketim alışkanlıklarına ve kendine yabancılaşmasına nasıl bir gözle bakıyorsunuz?

Bu bahsettiğiniz farkı en belirgin hâliyle gördüğüm yer Sri Lanka oldu. Sri Lanka gerçekten çok bakir. Doğası, şehirleri ve insanlarının kapitalizmin çarkından geçmediği her yönüyle hissediliyor. İnsanların huzuru ve mutluluğu yüzlerinden okunuyor. Onların yüzündeki huzur ve mutluluğu görmek bana şehir hayatında insanların ne kadar mutsuz olduğunu hatırlatmıştı. Biz farkına varmadan sürekli betonların arasında, fizyolojimize uygun olmayan çalışma alanlarında, kapitalist bir koşuşturma içinde yaşıyoruz. Modern hayatın gereklilikleri bizim doğamıza birçok yönüyle aykırı. Tüketim ise fazlasıyla pompalanan ve insanları bağımlısı yapmak üzerine kurulu bir düzen. Aslında temelde insanın mutsuzluk ve yetersizlik duygularını kullanarak ayakta duran bir düzen. Bilinçli olarak kaçınarak, yani aşırılığa kaçan ‘hazırda bulma’ halinden kendimizi mahrum bırakarak daha mutlu ve huzurlu bir dengeye sahip olabiliriz.

‘İNSANLAR İÇİ BOŞ HİKÂYELER İZLEMEK İSTEMİYOR’

- Dizi ve belgesel projelerinin yanı sıra kendiniz de film çekiyorsunuz. Azrael ile ödül aldınız. Tek tip içeriklerin dayatıldığı bu dönemde bağımsız sinema ve aslında belgeselcilik yüzeyselleşmeye karşı bir direniş noktası oluşturabiliyor mu?

Belgeselcilik bu konuda en güçlü kalelerden birisi. Hikaye anlatımı tek tipleştikçe belgesele olan rağbet gittikçe artıyor. Bu da insanların içi boş hikayeler izlemekten memnun olmadıklarının en büyük göstergesi. Bağımsız sinema korkarım belgesel kadar şanslı değil. Covid pandemisi sinemaya gitme alışkanlığımızı gözle görülür bir şekilde ortadan kaldırdı, bu durumun bağımsız sinema üstündeki etkileri maalesef yadsınacak gibi değil. Ancak her zaman olduğu gibi film festivalleri ve iyi hikaye anlatıcılığını kendisine amaç edinmiş platformlar bağımsız sinemayı ayakta tutuyorlar. Özellikle bu tarz platformlarda yayınlanan yeni ve eski bağımsız filmler bence bahsettiğiniz tek tip içeriklere karşı en büyük alternatifi oluşturuyor. Kanımca belgeselciliğin bu konuda önü çok açık, duygu yüklü ve aynı zamanda seyirciyi eğlendirmeye de açık olan bilgi yüklü belgesel içerikleri ilerleyen yıllarda daha da çok artacaktır.

‘Sınırsız Yollar’ ile gerçeğin peşine düştü - Resim : 2

‘İNSANLAR SEVGİYLE KABUL EDİLMEK İSTİYOR’

- Sadece turistik bir gezi yapmıyor, Teksas’tan Malezya’ya kadar farklı toplumsal dokulara temas ediyorsunuz. Bu süreçte bakış açınızı değiştiren, insan ilişkilerine veya toplumsal yapılara dair ezberinizi bozan en çarpıcı gözleminiz ne oldu?

Herhalde en değerli gözlemim, insanın her yerde aynı olduğunu görmek oldu. İnsanoğlu özünde nereye gidersek gidelim aynı. Bu gerçeği en çok öne çıkaran özne ise çocuklar. Sokakta oynayan çocuklar ister Sri Lanka’da, ister Malezya’da olsun, ister Türkiye’de olsun, birbirlerinden farksızlar. Hepsi dahil olmak, eğlenmek, mutlu olmak, sevmek ve sevilmek istiyorlar. Her insanın da özünde taşıdığı ihtiyaçlar aslında bunlardan ibaret. Uzak yerlere ve bilinmeyen kültürlere seyahat edildiğinde bu farklılıkların sebeplerini görmek çok kolay olabiliyor. Ancak kişilerle temas ettiğiniz anda bu gözle görülür farklılıklar adeta yok oluyor. Bana kollarını açan, beni sevgiyle kucaklayan birçok kişide bunu birebir yaşadım. Kim olursa, nerede olursa olsun, insanlar sevgiyle kabul edilmek, anlamak ve anlaşılmak istiyorlar.

- Hızın her şeyi teslim aldığı bir çağda, metinlere, kelimelere ve dilin kendisine tutunmak sizin için ne ifade ediyor?

Bana göre dil demek, tarih ve kimlik demek. Bir senaryo yazarken, karakterin kişiliğini ve kimliğini ortaya koyacak bir şekilde dilini yazarsınız. Karakterlerin nasıl konuştukları, dili nasıl kullandıkları, kim olduklarını ortaya koyar. İnsanlar için de aynı şey geçerli. Bu sebeple dilimizi nasıl kullandığımız çok önemli. Bunun yanı sıra bir dilin zenginliğini kelime dağarcığı belirler. Ne kadar çok farklı tanım mevcutsa, insanın kendisini anlaması ve anlatması o kadar mümkün olur. Çünkü kelimeler olmadan duyguları ve durumları tanımlayamayız. Kelimeler arasındaki nüanslar kayboldukça, kendimizi ifade etme şansımızı da kaybediyoruz. Maalesef kelimeler kayboldukça tanımladıkları duyguları anlama yeteneğimiz de kaybolur. Üzgünlük kelimesini bilmiyorsanız, üzgün olduğunuzu nasıl kavrayabilirsiniz ki? Bu sebeple kelimeler ve dil, hem kimlik açısından hem de dünyayı kavrama yetimiz açısından çok önemli. Bana göre dili korumak, kim olduğumuzu korumak ve hayat deneyimimizin derinliğini korumakla eşdeğer.

- Son olarak okurlarımıza ne söylemek istersiniz?

Gönüllerinden geçtiğince seyahat etmelerini dilerim. Cepte bir kitap ve sırtta bir çanta ile dünyayı keşfetmek, insanın kendisini keşfetmesiyle doğru orantılı.

TRT Belgesel