15 Mayıs 2026 Cuma
İstanbul 22°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Spiritüel şarlatanlık

Günümüzde hurafe ve batıl inançlar hâlâ tartışmalı bir konu. Toplumun büyük bir kısmı bu alanlara mesafeliyken bir kesim ise mevcut sistem içindeki çaresizliklerini ve sorunlarını batıl yöntemlerle tedavi ederek aşmaya çalışıyor. Uzmanlarla ‘spiritüel tedavi’ adı altındaki ticari rantçılığı konuştuk

Spiritüel şarlatanlık! ‘Spiritüel inanış’ tartışması büyüyor! Akıl ve bilim dışı içe kaçış
HABER MERKEZİ

Evrenle haberleşme, antik sembollerle enerji alışverişi, sayılara anlamlar yükleyerek hayatı yorumlama, yıldız haritaları oluşturup insanların geleceklerini etkileme, tarikatvari ruhsal tedavi seansları, kapalı ve izole mekanlarda inzivaya çekilme ve daha niceleri…

Sistemin ruhsal bunalıma soktuğu insanlara bir darbeyi de “spiritüel tedavi” verdiğini iddia eden sözde uzmanlar vuruyor. Mevcut toplumsal düzen içinde sorunlarına çare bulamadığını düşünen insanlar, “yeni ortaçağ” olarak nitelendirilen bu tartışmalı alanlara yöneliyor.

Peyzaj mimarı Ece Gürel’in ölümüyle yeniden gündeme gelen “spiritüel inanış”, özellikle beyaz yakalı kesimin başvurduğu yöntemlerden biri.

Yoğun iş temposu, işveren baskısı ve mobbing (bezdiri), ekonomik zorluklar ve zorbalık gibi pek çok sorunla boğuşan kesim, bilimsel bir alt yapısı olmayan bu sözde tedavi yöntemleriyle ruhsal olarak iyileştiğine inanmak istiyor.

Aydınlık’a konuşan uzmanlar, toplumu sömüren, ticari rant yaratan sözde spiritüel tedavi uzmanlarını ve onlara alan açan sistemi eleştirdi.

Spiritüel şarlatanlık - Resim : 1

EĞİTİMLİ KESİM HEDEFTE

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atakan Hatipoğlu, neoliberal sistemin eğitimli kesime güvencesiz bir hayat dayattığını, bunun sonucunda da beyaz yakalıların bir kaçış alanı olarak uydurulmuş dinlere yöneldiğini söyledi.

Hatipoğlu şunları kaydetti:

“Öncelikle Ece Gürel’e Allah'tan rahmet diliyoruz tabii. Vefat eden meslek sahibi, değerli bir insanmış. İş yerinde bir mobbinge uğradığı söyleniyor. Dolayısıyla bir bunalımın içinde yani çalıştığı işle uzmanlıkla ilgili olarak bir güvencesizliği tecrübe ettiğini ve çıkış yolu olarak da Belgrad Ormanlarında iddia edildiği türden bir kendi kendine rahatlama, rehabilite olma arayışı içine girdiği anlaşılıyor.

“Şimdi burada çok tipik bir manzara var. Birincisi; beyaz yakalı, şehirli, eğitimli kesimde özellikle bu neoliberal iktisadi konjonktürün getirdiği iş güvencesizliğinin bedeli ağır bir biçimde ödeniyor. Aslında kapitalizm genel olarak işçi sınıfına bir güvence sağlamamıştı. İşçi sınıfı hareketlerinin, örgütlü sendika ve sosyalist partiler öncülüğünde emek lehine belli bir mevzi kazanması sonucu İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Sosyal Refah Devleti başlamış ve iş güvencesi de anayasal bir prensibe dönüşmüştü. Ancak bu çok uzun sürmedi. Hem sosyalizmin, yani reel sosyalizm denilen Sovyetler Birliği merkezli sosyalizmin krizi, hem sendikaların, sosyal demokrat partilerin ehlileşmesi, hatta Avrupa Komünist Partilerinin ehlileşmesi bir bütün olarak solu kapitalizmin karşısında korkulur bir şey olmaktan çıkardı.

EMEK ALEYHİNE TAARRUZ

“Ve 1970'lerin sonunda bir yeni taarruz başladı. Ne lehine? Sermaye lehine ve emek aleyhine. Giderek güvencesizlik yeniden iş hayatının ayrılmaz bir parçasına dönüştü. Ancak bu kez farkı şuydu. İkinci Dünya Savaşı öncesinde vasıfsız emek ya da düşük nitelikli emek güvencesizliğin faturasını ağır biçimde öderken, görece nitelikli emek yani beyaz yakalılar veya eğitimli nüfus geleceğe daha güvenle bakabileceği türden işler bulabiliyordu.

“Oysa bu ikinci güvensizleşme dalgası bu kesimleri de kucakladı ve bugün ne kadar eğitimli olursanız olun, sosyal, kültürel sermayeniz ne kadar yüksek olursa olsun yine de her an işsiz kalabileceğiniz ya da iş yerinde çok ağır insanlık dışı çalışma şartları ve mobbinge uğrayabileceğiniz koşullar altındasınız.

“İşte bu durum, yani okuduğunuz halde, sosyal kültürel sermayenizi artırdığınız halde, yine de güvenceye ulaşamayışınız, düşük ücretlere ve belirsiz bir geleceğe mahkum oluşunuz büyük bir bunalım yaratıyor.

“Şimdi bu bunalım özellikle orta sınıflarda ya da beyaz yakalı dediğimiz nitelikli emek kesimlerinde sekülerleşme yani laik demokratik yaşam tarzının bir parçası olma, kent kültürünü içselleştirme olgularıyla iç içe giriyor. Bu da şu anlama geliyor. Bu kesimler bu tür güvencesizlik bunalımlarında, ekonomik, sosyal, kültürel güvencesizlik karşısında klasik dinin kurumlarına sığınmayı tercih etmiyorlar. Neden? Dinin gerek Hristiyanlık’ta gerek İslam'da, klasik öğretileri bu kesimlerin hayat tarzlarına, eğitim düzeylerine, hayata ilişkinin beklentilerine birebir cevap vermiyor. Ne lazım bunlara? Bunalımı aşmaya dönük bir psikolojik rehabilitasyon zemini lazım.

‘UYDURULMUŞ SEKÜLER DİN’

“Bu büyük ölçüde insanlığın kadim mirası olan din ile ilişkili olmak zorunda. Çünkü bir anlam arayışıyla alakalı. Ancak mevcut haliyle klasik, yani konvansiyonel dinlerin de örgütsel tarzları, tarikatlar, cemaatler, işte batıda kilise vs. bu kesimlerin beklentilerine tam olarak cevap vermiyor. O zaman ne çıkıyor ortaya? Uydurulmuş bir seküler din çıkıyor.

“Yani Reiki, yoga, transandantal meditasyon gibi çoğunlukla Uzakdoğu guruları tarafından Batı’ya 1960'lardan itibaren aktarılmış olan, bizim ülkemize de peyderpey gelmiş olan birtakım öğretiler, yeni bir dinsellik biçimi olarak ama büyük ölçüde beyaz yakalıların ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yani sıkı bir disiplini bir cemaat disiplini olmaksızın, yoğun bir ibadet programı olmaksızın olabildiği kadar keyfileştirilmiş bir biçimde dinin ikamesi olarak karşımıza çıkıyorlar.

GERÇEKLER GÖRMEZDEN GELİNİYOR

“Ortada din gibi duran aslında din olmayan, dinmiş gibi yapılan ve tamamen keyfi bir psikolojik içe kaçış, özgürlüğü, rahatlamayı içeride aramaya dönük bir tampon mekanizma geliştiğini görüyoruz. Bu kardeşimizin de son yıllarda İstanbul merkezli, İzmir merkezli, büyük kentlerde giderek yaygınlaştığını gördüğümüz bu tür eğilimlere değer verdiğini, astroloji eğitimleri falan aldığını görüyoruz. Tipik bir manzaradır bu.

“Ve temel sorun şudur: Bu akıl ve bilim dışı içe kaçış, kendi içine kapanma eylemi maalesef karşı karşıya kaldıkları gerçek sorunları ya da o sorunların gerçek kaynaklarını yani iktisadi düzenle toplumsal örgütlenme ile ilgili kaynakların dağılmasıyla ilgili ekonomik politik gerçek odakları görmezden gelme anlamına geliyor.

SİSTEM İNSANI ÇÜRÜTÜYOR

“Bu insanların başlarına gelen trajediler gerçekten kabul edilemez ve insanı vicdanen yaralayan şeyler. Ama hem de onların kaçışı, yani bu kaçış sözlüğünün altını çiziyorum, bir kaçış şeklinde örgütledikleri, çare aradıkları yolların zavallılığı da bir başka acınacak şey. Şimdi rahmetli hanımefendi, peyzaj mimarı olan isim, eğer ormanda hipotermi geçirip ölmeseydi ve seanslar sonucunda rahatlamış vaziyette tekrar evine dönseydi ne olacaktı? Ertesi sabah aynı dertler, aynı tasalar, hiçbir şey değişmemiş, sadece kendisi biraz daha tahammül edebilir bir ruh haline kavuşmuş vaziyette, bir süre daha bu zincirin bir parçası olacak, çarkın parçası olacaktı. Hiçbir şeyi değiştirme kavgasının bir parçası olmayacak, sadece kendisini rehabilite ederek biraz daha sürdülebilir bir ruh haline kendini ulaştırmış olacaktı.

“Bu bir çürüme manzarasının tamamlayıcı parçası, mütemmim cüzü. Neoliberal sistem, üretimden kopan ve çürürken insanı da çürütüyor. Yani bu davranışlar her ne kadar trajediler içerse bile, yani arkalarından şimdi ölmüş insanların kötü konuşmayalım ama işin sosyolojik boyutu var; bu insanların da yanlış yerde çözümler aramalarını, oyalanmalarını, zaman kaybetmelerini bize anlatan, gösteren toplam çürüme manzarasının bireysel davranışlar ve ruh halleri üzerindeki yansımasından başka bir şey değil.”

Spiritüel şarlatanlık - Resim : 2

DOĞAÜSTÜ VE METAFİZİK YÖNTEMLER NESNEL DEĞİL

Bilim ve Ütopya dergisi, konuyu “Yeni Ortaçağın Yeni Dinleri” başlığıyla Aralık 2024’te gündeme getirmişti. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Cemil Gözel, spiritüel inanç sisteminin metafizik kural ve değerlerin etkinliğiyle bir tür yeni dogmatizm oluşturduğunu söyledi. Bunun da yeni bir Ortaçağ ve yeni dinler yarattığını belirten Gözel, şunları kaydetti:

“Spiritüel inanışların sözde tedavilerinin bilimsel bir temeli yok. Bir tedavinin bilimsel olabilmesi için objektif ölçümlerin ve tekrarlanabilir sonuçların olması gerekir. Oysa spiritüel inanışlarda doğaüstü ve metafizik sözde kuvvetlerin etkinliğinden söz edilmekte. Doğaüstü ve metafizik olan gözlemlenebilir değildir, tekrarlanabilir sonuçları yoktur. Nesnel de değiller.

“Spiritüel uygulamalara tedavi demek yanlıştır. Bir inanç sisteminin ve bu inanç sisteminin metafizik kural ve değerlerinin etkinliğiyle oluşan bir tür yeni dogmatizmdir söz konusu olan. Bu yüzden biz Bilim ve Ütopya dergisinde üç ay önce bu konuyu ele aldığımızda, ‘Yeni Ortaçağın Yeni Dinleri’ dedik bunlara.

MODERNİZMİN SONUCU

“Öncelikle şunu saptayalım: Bu yeni dinler modernizmin geldiği aşamanın sonucudur. Çünkü modern yaşamın özellikle içinden geçtiğimiz dönemde ortaya çıkan belirsizlikleri, yeni anlam arayışlarına, yeni inanç yöntemlerine yönlendiriyor bireyi. Yani yüksek ücretlerle düzenlenen enerji seanslarının ya da ona benzer şeylerin arka planında hem bireysel hem de toplumsal bir etki var. Ha tabii toplumsal olan bireysel olanı belirliyor.

Spiritüel şarlatanlık - Resim : 3
Bilim ve Ütopya dergisi, spiritüel inanış tartışmasını Aralık 2024’te gündeme getirmişti.

‘KENTLİLER YALNIZLAŞTI’

“Bu inanışların ‘yeni orta sınıf’ denilen ’beyaz yakalı, seküler, iyi eğitimli, profesyonel meslek sahibi’ insanlar arasında yaygın olduğu tespit ediliyor. Kuşkusuz bunun da nedeni, bu kesimlerin neoliberalizmin daha çok etkisi altında olmasıdır. Neoliberalizm kamusallığa savaş açıp bireyi kutsasa da özellikle bu kentli kesimi bir yalnızlığa sürükledi.

“Bu ‘yeni orta sınıf’ denilen kesim, hızlı yaşam temposuna, sürekli değişime, özellikle iş yaşamında ciddi bir rekabete ve gelecek kaygısına sürükleniyor. Bu birikerek bireyi yalnızlaştırıyor ve yabancılaştırıyor. Bu boşluğu da bu tür inanışlar dolduruyor. Aslında şunu söylemeliyim: Bu bireysel bir meseleden çok sınıfsal ve sosyo-ekonomik bir meseledir. Neoliberalizme ve orta sınıflaşmaya vurgu yapmamın nedeni de bu. Mevcut sistemin yarattığı yabancılaşmaya, yalnızlaşmaya, strese, tatminsizliğe yanıt, yine sistemin izin verdiği alanlardan yeşeren spiritüel inanışlarla veriliyor.”

Bilim