08 Mayıs 2026 Cuma
İstanbul 24°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Tazelenebilen beyin çürüyen maarif

1945 yılı itibarıyla önü kesilen Milli Demokratik Devrim’in ikinci bir Kurtuluş Savaşı’nı gerektirdiği ortadadır. Ancak bu savaş başlamıştır zaten. Cephede yer alanlar öğrenmeyi bilen, öğrenerek değişen beyinleri ile tutum, duygu ve davranışları ile belirginleşen insanlarımızdır.

Tazelenebilen beyin çürüyen maarif
PROF. DR. YILDIRIM B. DOĞAN RUH HEKİMİ (1)

Özgürlük Meydanı sayfasında yer alan kimi yazılarımı okurlar anımsar. Yazılarımın başlıkları içeriğin son cümlesinden sonra kendiliğinden belirirdi. Bu kez ilk yaptığım başlığı koymak oldu. Cumhuriyet ailesinde büyümüş, Cumhuriyet’in okullarında okumuş bir yurttaş olarak Cumhuriyet rejimi toplumsal varoluşumun ateşini yakmıştır. Okullar ilkelerden görev çıkarmayı öğretirdi. Şimdi ne öğretiyor? Vurup kırmayı, değerlere tükürmeyi, kısaca topluluğu değil azmış bir sürü hareketliliğini öğretiyor.

Katil yuvası haline getirilmeye çalışılan okullarımız milli olamayan eğitimin çürümüşlüğünün işaretidir. Sorun tekinsiz bir vekilin sevk ve idaresi değildir.

Dolayısıyla başlıkta yer alan çürümüşlük okumakta olduğunuz yazımın hareket noktası olmuştur. Madem eğitimden söz ediyoruz, öğrenme ile başlamak en doğrusu gibi görünmektedir.

ÖĞRENME İLE GELİŞEN BEYİN

Öğrenme, dolaylı ve dolaysız yollar bir arada, insanın dünyaya gelmesiyle başlar. Öğrenme değişerek gelişen beyni anlatır. Öğrenme ile değişerek gelişen beyin, öğrenerek her seferinde tazelenmektedir. İnsanın gelişiminin yaşamın her evresini kapsayan farklılığı, beyin ve öğrenme sayesindedir. Değişen öğrenmeler dolayısıyla farklılaşan beyin işlevleri, bireysel varoluş olarak ailede olanları, toplumsal varoluş olarak toplumda olanları anlatır. Bireysel ve toplumsal varoluş aynı devamlılık sürecinin ardışık iki aşaması olup bir bütün olarak insanı anlatır. Başka bir deyişle aile ve toplum tümleşik olup toplumsal tasavvur tümleşik nitelikli bu bütüne göre şekillenerek içerik kazanır.

Öğrenerek kendini yenileyen beynin kritik dönemler adlandırması ile bilinen bir aşaması vardır. Kritik dönem adlandırmasına karşılık gelen yaşamsal dönem 1-12 yaşları arasındadır. Bu yıllar arasında öğrenilenler başka bir zamanda öğrenilmesi zor olan ve insanı durmaya zorlayan aksaklıkların başlıca nedenidir. Yabancı dil, insan ilişkileri, benlik işlevselliği, erdem başta olmak üzere üst değerler gibi başlıklar kritik dönemde öğrenilmesi ve sonuç olarak bellekte yerleşik hale gelmesi beklenen hususları kapsar.

DEĞİŞMEZ KONUK OKUL

Cumhuriyet rejiminin millileşmiş eğitimi bireysel ve toplumsal varoluş aşamalarının tümleşikliğini aile-okul birlikteliği olarak yapılandırmıştır. Okul, ailenin yaşantısının doğal katılımcısıdır. Cumhuriyet ailesinin sofrasında yer alan değişmez konuk okuldur. Aile ise çocuğunu toplumsal varoluşunu gerçekleştirsin diye aileye emanet eder.

Emanet edilen çocuk erişkin hale gelince kendi ailesini öğrenerek belleğinde yerleşik hale getirdiği ilkeler doğrultusunda kurar. Çürüyen milli(!) eğitimin okullandırdığı çocuklar kendi ailelerini aynı çürümüşlüğü esas alarak kurarlar. Her şeyde olduğu üzere milli olamayan eğitimde de ana çarpan özelleştirmedir. Özelleştirme ile kendini özel hisseden veliler, yetiştirdikleri ‘özellikli’ çocuklarının yolunu çiçeklerle döşemektedirler. Bakanı bakmayanı, kindarlığı ile alayı bunu alkış tutarak seyretmektedirler. 1945 sonrası olanlar Kurtuluş Savaşımızla tattığı yenilginin acısını çıkaran emperyalizmin bir örnek olarak maarifteki marifetlerinin sonucudur.

İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI

1945 yılı itibarıyla önü kesilen Milli Demokratik Devrim’in ikinci bir Kurtuluş Savaşı’nı gerektirdiği ortadadır. Ancak bu savaş başlamıştır zaten. Cephede yer alanlar öğrenmeyi bilen, öğrenerek değişen beyinleri ile tutum, duygu ve davranışları ile belirginleşen insanlarımızdır. Az değiliz! Partimiz, gazetemiz, televizyonumuz var. Varlıklarımız sonsuz:

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,

“Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar!..

(1) Ankara Üniversitesinden emekli.

Eğitim