Tercih süreci gelişim odaklı planlanmalı
YKS maratonu ve ardından gelen tercih dönemi, yalnızca akademik bir süreç olmanın ötesinde gençler ve aileler için psikolojik bir sınav niteliği taşıyor. Uzman Dr. M. Faruk Arıkan, doğru tercih yapmanın yollarını ve süreçte yapılan en sık hataları anlattı
Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), her yıl yüz binlerce gencin üniversiteye adım atmasını sağlayan en kritik dönemeçlerden biri. Puanların ve sıralamaların gölgesinde kalan bireysel yetenekler, psikolojik dayanıklılık ve doğru iletişim ise çoğunlukla göz ardı ediliyor. Eğitimci ve araştırmacı Dr. M. Faruk Arıkan ile YKS’nin gençler üzerindeki psikolojik yükünü, tercih döneminde yapılan hataları ve eğitim sisteminin ihtiyaç duyduğu köklü dönüşümleri konuştuk.
YKS sürecini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
YKS, öğrencilerin akademik bilgi ve becerilerini ölçmeyi amaçlayan önemli bir yükseköğretime geçiş sınavıdır. Ancak bugün YKS’nin yalnızca akademik yeterliliği değerlendiren bir sınav olmanın ötesine geçtiğini görüyoruz.
Asıl mesele, sınavın varlığından çok ona yüklenen anlamda başlıyor. YKS, gençler için gelecek planlarının, aileler için ise beklenti ve umutların merkezinde yer alıyor. Bireysel gelişimin ve kariyer yolculuğunun çok daha uzun ve katmanlı bir süreç olduğu, çoğu zaman gözden kaçabiliyor.
Yıllardır öğrenciler ve ailelerle yaptığım görüşmelerde şunu görüyorum. Sınav sistemleri değişiyor, puan türleri değişiyor, tercih kuralları değişiyor ancak gençlerin sevilmeye, anlaşılmaya, desteklenmeye ve kendilerine güven duyulmasına olan ihtiyaçları hiç değişmiyor.
GENÇLER YALNIZCA SINAVA DEĞİL BEKLENTİLERE DE HAZIRLANIYOR

Gençler sınav öncesi en çok hangi sorunları yaşıyor?
YKS hazırlık süreci hem akademik hem de psikolojik açıdan en yoğun dönemlerden biridir. Gençler yalnızca sınava değil aynı zamanda beklentilere de hazırlanıyor. Bu süreçte en sık karşılaştığımız sorunların başında yoğun performans baskısı ve başarısızlık korkusu geliyor. Buna gelecek kaygısı, tükenmişlik hissi, uyku problemleri, dikkat güçlüğü ve motivasyon kaybı da eşlik edebiliyor. Birçok genç, farkında olmadan kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslıyor.
Öğrencilerden sıkça şu ifadeleri duyuyoruz: Ya istediğim üniversiteyi kazanamazsam? Bir yılım boşa giderse? Ailem benden çok şey bekliyor. Arkadaşlarım benden daha iyi sonuç alırsa ne olacak? Hayatım bu sınava bağlıymış gibi hissediyorum…
Bu ifadeler, sınav kaygısının çoğu zaman akademik kaygının ötesine geçtiğini ve kişinin geleceğe ilişkin algısını etkilediğini gösteriyor.
YKS sonuçları açıklandıktan sonra öğrenciler için nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?
Sonuçların açıklanmasıyla birlikte öğrencilerin yaşadığı duygular oldukça farklı olabiliyor. Bazı öğrenciler hedefledikleri başarı sırası dilimini elde ediyor ancak bu kez de doğru tercih yapma kaygısı yaşayabiliyorlar. Bazıları ise beklediklerinden daha düşük bir sonuçla karşılaşıyor ve hayal kırıklığı yaşıyor.
Benim özellikle üzerinde durduğum konu ise sınav sonucunu kendi kişisel değeriyle özdeşleştiren gençlerdir. Burada en büyük risk, geçici bir sonucun kalıcı bir benlik algısına dönüşmesidir.
Yıllar içinde benzer süreçlerden geçen öğrencilerden birinin bana söylediği şu cümleyi hiç unutamıyorum: Sanırım artık eskisi kadar iyi biri değilim. Bu cümleyi duyduğumda uzun süre üzerinde düşündüm. Çünkü bir gencin aldığı puanla kendisine verdiği değer arasında bu kadar güçlü bir bağ kurması, hepimiz için önemli bir uyarı niteliği taşıyor.
AİLELERE UYARILAR
Üniversite tercih ve ek yerleştirme döneminde öğrenciler ve aileler en sık hangi hataları yapıyor?
Tercih ve ek yerleştirme süreçleri, gençlerin geleceğini kesin olarak belirleyen aşamalar gibi görülebiliyor. En sık karşılaştığımız hatalardan biri, tercihleri yalnızca üniversitenin adı ya da toplumdaki algısı üzerinden yapmaktır. Bazen ailelerin kendi hayallerini çocuklarının geleceği üzerinden gerçekleştirmeye çalıştıklarını da görebiliyoruz. Bu noktada ailelerin kendilerine şu soruyu sormaları önemli: Bu tercihi gerçekten çocuğum için mi istiyorum, yoksa kendi beklentilerim için mi? Oysa tercih edilirken öğrencinin ilgi alanları, yetenekleri, kişilik özellikleri, yaşam hedefleri, bölümün sunduğu eğitim olanakları, mezuniyet sonrası kariyer seçenekleri birlikte değerlendirilmelidir.
GENÇLERİ SINAVA MI HAYATA MI HAZIRLAMALIYIZ?
Tercih sürecini ve üniversiteye geçiş dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tercih listesi oluşturmak yalnızca puan ve sıralamaya göre yapılan teknik bir işlem değildir. Aslında bu süreç, gençlerin yaşamlarının yeni bir dönemine geçiş yaptığı önemli bir karar sürecidir. Tercih sonuçları açıklandıktan sonra da yeni bir uyum dönemi başlıyor. Yeni şehir, yeni arkadaş çevresi, farklı akademik beklentiler ve bağımsız yaşam sorumlulukları birçok genç için önemli değişimler anlamına geliyor.
Bu nedenle tercih sürecini yalnızca ‘hangi üniversite?’ sorusuyla değil, aynı zamanda ‘nasıl bir yaşam?’ sorusuyla birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Öncelikle gençlerin yalnızca sınav başarısıyla değerlendirildiği anlayışın değişmesi gerekiyor. Bunun için kariyer danışmanlığı hizmetleri güçlendirilmeli, psikolojik danışmanlık hizmetleri yaygınlaştırılmalı. Üniversite ve meslek tanıtımları daha erken yaşlarda başlamalı. İlgi ve yetenek temelli yönlendirme sistemleri geliştirilmeli. Ailelere yönelik bilinçlendirme çalışmaları artırılmalı. Üniversite tercih süreci yalnızca puan odaklı değil, bireysel gelişim odaklı planlanmalı.
Ben artık şu sorunun daha önemli olduğunu düşünüyorum: Gençlerimizi yalnızca sınav başarısına mı hazırlıyoruz, yoksa hayatın kendisine mi?
Bu süreçte ailelere ve öğrencilere vermek istediğiniz son mesaj nedir?
YKS ve üniversite tercih süreci önemli bir dönüm noktasıdır ancak hiçbir sınav tek başına bir insanın geleceğini belirlemez. Yıllar sonra birçok genç aldığı puanı ya da sıralamayı hatırlamayabilir ancak çoğu, o gün ailesinin kendisine ne söylediğini, yanında olup olmadığını büyük olasılıkla hiç unutmayacaktır. Ailelerin çocuklarına söyleyebileceği en kıymetli cümle belki de şudur: Sonuç ne olursa olsun, sen bizim için değerlisin, seni seviyoruz ve sana güveniyoruz.
BECERİLERİ DEĞERLENDİREMİYORUZ
Eğitim sistemimiz açısından en önemli sorunlar nelerdir?
Eğitim sistemimizin temel sorunlarından biri, başarıyı büyük ölçüde sınav performansına indirgemesidir. Bugün gençlerimizin eleştirel düşünme becerisini, problem çözme yetkinliğini, iletişim ve iş birliği becerilerini, üretkenliğini, girişimcilik yönünü, duygusal dayanıklılığını, sanatsal ve sportif yönlerini çoğu zaman yeterince değerlendiremiyoruz.
Bir diğer önemli konu ise meslek seçiminde kariyer farkındalığının yeterince erken başlamamasıdır. Birçok genç, hangi bölümü istediğinden çok, hangi puanla nereye gidebildiğine odaklanıyor.
GENÇLERİN İHTİYACI DEĞER GÖRMEK
Aileler bu süreçte neler yaşıyor ve en sık hangi hataları yapıyor?
YKS süreci aileler için de yoğun duyguların yaşandığı bir dönem. Anneler ve babalar çocuklarının geleceği konusunda kaygılanıyor, doğru yönlendirme yapabilme sorumluluğunu hissediyor, zaman zaman sosyal çevrenin beklentilerini de üzerlerinde hissediyor.
Bu kaygılar bazen istemeden bazı hatalara dönüşebiliyor. Sürekli deneme sonuçlarını konuşmak, başarıyı yalnızca sıralamayla değerlendirmek, başka öğrencilerle kıyaslamak ya da ‘Biz senin için çok emek verdik.’ gibi ifadeleri sık kullanmak ya da sınavı bir aile prestiji meselesi haline getirmek bunlardan bazılarıdır.
Gençler yalnızca söylenen sözleri değil ailelerinin hissettirdiği duyguları da çok güçlü biçimde algılar. Bu süreçte en büyük ihtiyaçları, başarılarından bağımsız olarak değer gördüklerini hissedebilmeleridir.