TRÇİ Çin’de nasıl yankılandı?
Ankara'daki DÜNYA-MER konferansı, TRÇİ önerisiyle Çin basınında dev bir dalga yarattı. Dünyada konferansa 54 haberle en geniş yeri veren Çin'i, 45 olumlu içerikle Rusya izledi. Çinli analistlerin eleştirel de olsa TRÇİ'ye yönelik yoğun ilgisi dikkat çekici ve öğretici bulundu.
TRÇİ önerisi, Çince yayın dünyasında kısa sürede dikkat çekici bir tartışma yarattı. Ancak Rusya’daki yansımadan farklı olarak Çin’deki temel soru, ittifakın Batı’yı caydırıp caydıramayacağı değildi. Tartışmanın merkezine şu soru yerleşti: Çin, Türkiye’nin önerdiği bu tür bir ittifaka neden katılsın?
TRÇİ, Çince yayınlarda hem Amerikan hegemonyasına karşı güçlü bir jeopolitik fikir hem de Çin’in mevcut dış politika çizgisine tam olarak uymayan, fazlasıyla blokçu bir öneri olarak yankılandı.

Çince içeriklerin önemli bölümü TRÇİ önerisini NATO içindeki çözülmenin, Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşmasının ve çok kutuplu dünya arayışının işareti olarak değerlendirdi. Buna karşılık Çin’in bağlayıcı askerî ittifaklardan kaçınan dış politika anlayışı, Türkiye’nin NATO üyeliği ve Ankara’nın Batı ile Rusya arasında sürdürdüğü denge siyaseti nedeniyle projenin uygulanabilirliği konusunda belirgin bir şüphe ortaya çıktı. Ancak eleştirel yaklaşımlarda dahi TRÇİ ittifakının temel düşüncesine yönelik bir karşı çıkışa rastlanmadı.
İLK YANKI: NATO’NUN İÇİNDEN YÜKSELEN AVRASYA ÇAĞRISI

TRÇİ önerisi, Çince yayınlarda Haziran 2026’nın başında yaygın biçimde görünürlük kazandı. Sohu platformunda yayımlanan çok sayıda yazı, konuyu “NATO içindeki aykırı üye Türkiye’nin Çin, Rusya ve İran’la yeni bir ittifak arayışı” biçiminde çerçeveledi.
“NATO’nun içinde bir başkaldıran çıktı; Çin, Rusya ve İran’la dörtlü ittifak mı kuracak?” başlıklı yazıda Türkiye’nin, çevresindeki güvenlik tehditlerini tek başına dengeleyemeyeceği ve Türkiye’nin Rusya, Çin ve İran’ı en önemli potansiyel ortaklar olarak gördüğü aktarıldı. Yazı, Türkiye’nin NATO üyesi olmasına rağmen Batı’yla ilişkilerinde giderek daha fazla sorun yaşadığını ve doğuya yönelişinin geçici bir çıkıştan ziyade birikmiş çelişkilerin sonucu olduğunu savundu.
Benzer şekilde “Yetmiş yıl uyumlu müttefik rolü oynayan Ankara sonunda kartlarını açtı” başlıklı analiz, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alması ve bunun ardından F-35 programından çıkarılmasını, Ankara’nın Batı ittifakına duyduğu güvensizliğin dönüm noktası olarak sundu. Yazıya göre TRÇİ düşüncesi, Türkiye’nin NATO içinde yaşadığı hayal kırıklıklarının ve alternatif stratejik seçenek arayışının ürünüydü.
Çince yayınlarda ilk aşamada TRÇİ, henüz ayrıntılı bir askerî ittifak modeli olarak değil, Türkiye’nin Batı’ya gönderdiği güçlü bir siyasi mesaj olarak ele alındı. Ankara’nın Rusya’yla enerji ve savunma ilişkileri geliştirmesi, Çin ile Kuşak ve Yol Girişimiyle Orta Koridor arasında bağlantı kurmaya çalışması ve İran’la ABD baskısına karşı ortak çıkarlar paylaşması, dört ülkenin yakınlaşmasını destekleyen unsurlar olarak sıralandı.
Bununla birlikte daha ilk yayın dalgasında Çin açısından önemli bir sınır çizildi. Sohu’daki bir değerlendirme, Perinçek’in dört ülke ittifakı önerisini “güçlü bir siyasi sinyal” olarak nitelendirdi; ancak bunu olgunlaşmış bir stratejik plan olarak görmedi. Yazıda Çin’in kapalı askerî bloklar yerine “ortaklık kurma fakat ittifaka girmeme” anlayışını benimsediği vurgulandı.
ÇİN’DEKİ TEMEL SORU: TÜRKİYE GERÇEKTEN TARAF DEĞİŞTİREBİLİR Mİ?,
Rusça yayınlarda TRÇİ çoğunlukla Avrasya güvenliği ve Batı baskısının caydırılması açısından ele alınırken, Çince değerlendirmelerde Türkiye’nin güvenilirliği çok daha fazla sorgulandı.
Çinli yorumcular Türkiye’nin, NATO’dan şikayet ederken örgütün sağladığı askerî, ekonomik ve diplomatik imkânlardan yararlanmaya devam ettiğine dikkat çekti. Ankara’nın Batı’dan bütünüyle kopmak yerine NATO üyeliğini Rusya, Çin ve İran’la ilişkilerinde bir pazarlık aracı olarak kullanabileceği görüşü öne çıktı.
Bu yaklaşımın en sert örneklerinden biri, 26 Haziran’da Sohu’da yayımlanan değerlendirmeydi. Yazı, Türkiye’nin NATO üyeliğinin, Ankara’nın Doğu ve Batı arasında denge kurmasını sağlayan temel stratejik araçlardan biri olduğu savunuldu. Aynı yazıda dört ülke arasındaki farklılıklar da sıralandı. Çin’in askerî bloklara katılmama anlayışı, Türkiye ile İran’ın Suriye ve bölgesel nüfuz konularındaki rekabeti, Rusya ile Türkiye arasındaki tarihsel ve güncel anlaşmazlıklar ile ülkelerin farklı güvenlik öncelikleri, resmî bir ittifakın önündeki temel engeller olarak gösterildi.
Bu noktada Çince yayınların TRÇİ’ye yaklaşımındaki önemli fark ortaya çıkmaktadır. Çinli yazarlar dört ülke arasında enerji, ticaret, ulaştırma ve diplomasi alanlarında işbirliği yapılmasını doğal ve hatta gerekli görebiliyordu. Yine de işbirliğinin NATO benzeri, üçüncü ülkelere karşı kurulmuş bir askerî bloka dönüşmesini, Çin dış politikasının genel ilkeleriyle uyumsuz buluyorlardı. Fakat Ankara konferansı, Çinli uzmanların analizlerinde de belirgin bir değişime sebep olacaktı.
ANKARA KONFERANSI: TRÇİ’NİN ÇİNCE GÜNDEME TAŞINMASI
18-19 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen DÜNYA-MER konferansı, TRÇİ önerisinin Çince yayınlarda ikinci ve çok daha büyük bir dalga oluşturmasını sağladı.
Konferans hakkındaki temel haber, Sputnik’in Çince servisinde “Ankara Konferansı katılımcıları Türkiye–Rusya–Çin–İran dörtlü ittifakı kurulmasını önerdi” başlığıyla yayımlandı. Haberde 17 ülkeden yaklaşık 200 siyaset uzmanı, akademisyen ve sivil toplum temsilcisinin toplantıya katıldığı belirtildi.

Sputnik Çince, sonuç bildirisinde Türkiye, Rusya, Çin ve İran arasındaki stratejik ittifakın küresel güvenliği sağlayacak başlıca güç olarak tanımlandığını aktardı. Bildirgede ABD ve İsrail’in eylemlerinin büyük çaplı askerî çatışma tehdidinin kaynakları arasında gösterildiği, NATO’nun reforme edilmesi yerine dağıtılmasının savunulduğu ve TRÇİ’nin Küresel Güney ülkelerini de kapsayabilecek yeni bir güvenlik sistemine temel oluşturabileceğinin belirtildiği yazıldı.
Bu haber kısa sürede Çin’in büyük dijital platformlarına yayıldı. QQ News’te çıkan aktarım, ittifakın küresel güvenliğin merkezî gücü olması ve yeni bir Küresel Güney güvenlik sistemine temel oluşturması gerektiği görüşünü öne çıkardı.
ANKARA’DA İKİ KARŞIT GÜVENLİK ANLATISI
Konferans sonrası Çince yorumların en sık kullandığı çerçeve, Ankara’da kısa aralıklarla düzenlenen iki toplantı arasındaki karşıtlıktı.
Sohu’da 21 Temmuz’da yayınlanan yazı, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin hemen ardından aynı şehirde NATO’nun dağıtılmasını ve TRÇİ adlı yeni bir ittifak kurulmasını isteyen bir bildirgenin yayımlanmasını “birbirine zıt iki uluslararası güvenlik anlatısı” olarak değerlendirdi.
“NATO dağıtılsın: NATO’nun ikinci büyük askerî gücü Çin, Rusya ve İran’la ittifak istiyor” başlıklı başka bir yazı, Türkiye’nin NATO’nun en büyük ordularından birine sahip olmasına rağmen örgüte alternatif bir güvenlik modeli tartışmasına ev sahipliği yapmasını, Atlantik ittifakındaki derinleşen çelişkilerin göstergesi olarak sundu.
Bir başka Sohu içeriği, Ankara’daki iki toplantıyı aynı şehirde sahnelenen iki karşıt siyasi gösteriye benzetti. Bir tarafta Ukrayna’ya askerî destek, kolektif savunma ve NATO’nun genişlemesi; diğer tarafta NATO’nun kaldırılması, Avrasya ülkelerinin işbirliği ve yeni bir Küresel Güney güvenlik sistemi bulunuyordu.
Bu anlatı, TRÇİ fikrinin Çince medyada neden ilgi gördüğünü açıklamaktadır. Öneri, yalnızca dört ülke arasındaki muhtemel ilişkiler bakımından değil, NATO merkezli sistemin karşısında hangi güvenlik düzeninin yükseleceği sorusu açısından haber değeri taşıdı.
OLUMLU YORUMLAR: AMERİKAN HEGEMONYASINA KARŞI YENİ MERKEZ
Çince yayınların bir bölümü TRÇİ’yi, ABD merkezli dünya düzenine karşı güçlü bir Avrasya kutbu oluşturabilecek proje olarak olumlu değerlendirdi.
“Türk seçkinleri konuşmaya başladı: Çin-Rusya-Türkiye-İran İttifakı’nın kurulduğu gün NATO’nun dağılacağı gündür” başlıklı yazı, öneriyi sıradan bir akademik toplantının sonucu olarak değil, Avrasya ve Küresel Güney güçlerinin ortak siyasi çıkışı olarak yorumladı. Metinde dört ülkenin coğrafi, enerji, askerî ve ekonomik kapasitelerinin birleşmesinin dünya güç dengesini değiştirebileceği savunuldu.
Benzer biçimde bazı yayınlar Türkiye’nin NATO içindeki konumunu ittifak için engelden çok stratejik avantaj olarak gördü. Türkiye’nin boğazları kontrol etmesi, Rusya ve Avrupa arasındaki enerji yollarındaki konumu, İran’ın Orta Doğu’daki ağırlığı ve Çin’in ekonomik kapasitesi birlikte değerlendirildiğinde, dört ülkenin ABD hegemonyasını sınırlayabilecek bir alan oluşturabileceği ileri sürüldü.
ŞÜPHECİ DALGA: ‘ÇİN MASAYA OTURMAZ’
Temmuz ayının sonuna gelindiğinde Çince yayınlarda daha eleştirel bir yaklaşım ağırlık kazandı. Bu kez başlıkların merkezinde NATO’nun dağılması değil, Çin’in ittifaka katılmayacağı iddiası vardı.
China.com’da 30 Temmuz’da yayımlanan “Türk savaş uçakları yaklaşıyor, Çin masaya oturmuyor” başlıklı yazı, konferanstaki ittifak önerisini Türkiye’nin NATO kapsamındaki askerî faaliyetleriyle karşılaştırdı. Türkiye’nin Rusya’yla stratejik ittifak tartışırken aynı zamanda NATO görevleri kapsamında Rusya çevresindeki askerî konuşlanmalara katılması, Ankara’nın söylemiyle eylemi arasındaki çelişki olarak sunuldu.
Bu yaklaşım, Sohu’da farklı hesaplar tarafından yayımlanan “Çin masaya oturmayınca dörtlü ittifakın şansı kalmadı” başlıklı içeriklerde de kendine yer buldu. Yazıda Ankara’daki toplantının hükümetler arası bir konferans olmadığı, önerinin herhangi bir hukuki bağlayıcılık taşımadığı ve Çin’in bu tür dışlayıcı bir askerî gruba katılmasının mümkün olmadığı savunuldu.
Metin, Çin’in Rusya’yla yüksek düzeyli stratejik işbirliği yürütmesine rağmen askerî ittifaka girmediğini; dış politikasında “ittifak kurmama, çatışmaya girmeme ve üçüncü tarafları hedef almama” anlayışını koruduğunu belirtti. Türkiye’nin, NATO’nun dağıtılmasını isteyen bir konferansa ev sahipliği yaparken, NATO içindeki görevlerini yerine getirmesi de Çin açısından güven sorunu yaratabilecek bir unsur olarak değerlendirildi.
Bu eleştirel dalganın temel mesajı açıktı: Çin, Rusya, Türkiye ve İran’la işbirliği yapabilir; fakat kendisini başka ülkeleri hedef alan kapalı ve bağlayıcı bir askerî ittifaka hapsetmez.
Yine de şunu gözden kaçırmamak gerekir. Ankara konferansının medya görünürlüğünü incelediğimizde, Çin’in (şimdiye kadar tespit edilebildiği kadarıyla) 54 haber ve analiz ile açık ara birinci olduğunu görebiliriz. Olumlu yaklaşımların yoğunlaştığı Rusya’da dahi bu sayı 45 civarındadır. Bir kısmı eleştirel dahi olsa Çinli analistlerin TRÇİ konusuna ve konferansa bu denli yoğun ilgi göstermesi dikkat çekici ve öğreticidir.
SONUÇ: İLGİ BÜYÜK GELENEKSEL DOKTRİN TARTIŞMAYA AÇILIYOR
TRÇİ, Çince yayın dünyasında üç farklı biçimde yankılandı.
İlk olarak öneri, NATO üyesi Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşmasının ve Avrasya’ya yönelmesinin önemli bir işareti olarak değerlendirildi. İkinci olarak Ankara konferansı sonrasında TRÇİ, NATO merkezli güvenlik düzenine karşı yeni bir Avrasya ve Küresel Güney alternatifi şeklinde geniş görünürlük kazandı. Son olarak ise Çin’in askerî ittifaklardan kaçınan geleneksel dış politika doktrini ve Türkiye’nin NATO içindeki faaliyetleri nedeniyle projenin uygulanabilirliği sorgulandı. Ancak bu doktrinin tartışmaya açılmış olması dahi kayda değer bir gelişmedir.
Rusya’daki tartışmada TRÇİ’nin küresel savaşı caydırabilecek bir güç olup olmayacağı öne çıkarken, Çin’deki tartışmanın merkezinde Pekin’in neden böyle bir ittifaka katılacağı sorusu yer aldı. Çince yayınların genel eğilimi, Türkiye, Rusya, Çin ve İran arasındaki işbirliğine karşı değildir. Aksine enerji, ticaret, ulaştırma, finans ve bölgesel güvenlik alanlarında dört ülkenin yakınlaşmasının çok kutuplu dünya düzenini güçlendirebileceği sıklıkla kabul edilmektedir.
İhtiyat, bu yakınlaşmanın askerî ve dışlayıcı bir ittifak biçiminde tanımlanmasına yöneliktir. Çin açısından işbirliği, üçüncü ülkelere karşı oluşturulmuş bloktan ziyade açık, esnek ve karşılıklı çıkara dayalı ortaklık şeklinde tasarlanmalıdır. Bu nedenle TRÇİ’nin Çin’deki asıl başarısı, Pekin’in yeni bir askerî ittifaka katılacağı beklentisini yaratması değildir. Asıl başarı, Türkiye’nin NATO içindeki geleceğini, Avrasya ülkeleri arasındaki stratejik işbirliğini ve Batı sonrası güvenlik düzeninin nasıl şekilleneceğini Çince yayın dünyasının gündemine taşımış olmasıdır.
DEĞERLENDİRME: TARİHİN DOMİNOSUNDA ÖNCÜ SİYASET
Tarihin her döneminde, bugünkü Türkiye’nin kurulmuş olduğu coğrafya, dünyayı yönetenler tarafından idare edilmiştir. Başka bir deyişle, dünyayı yönetemeyenler Türkiye’yi de yönetememiştir. Türkiye’yi yönetebilmek için dünyaya yön veren güçler arasında yer almak bir zorunluluktur. Öncü kuvvetler Türkiye’ye yön verme hedefine sahipse bunu ancak dünyaya yön vermekle başarabilir.
Önce Vatan Partisi tarafından ortaya atılan, ardından DÜNYA-MER konferansı ile rafine hale getirilip yayılan TRÇİ fikri Rusya ve Çin’de strateji tartışmalarının tam da merkezinde kendine yer bulmuştur. Rusya’da Avrasya düşüncesine, Çin’de ise “bloklardan uzak durma” ilkesine yönelik tartışmaların tam da merkezinde TRÇİ yer almış, lehte ve aleyhte görüş bildiren uzmanlar TRÇİ’yi referans alarak yorumlarını sunmuşlardır. TRÇİ bu ülkelerin düşün dünyasında bir mihenk taşı olarak kendine yer bulmuştur. Tartışmalarda pozisyonlar “TRÇİ gerekli ve faydalı mıdır?” ekseninde değildir zira gerekli ve faydalı olacağına dair neredeyse bir konsensus oluşmuştur. Tartışmaların odağı daha çok, bu ittifakın niteliği, ne zaman, nasıl gerçekleşebileceğine dair teknik detaylardadır.
Avantgarde (öncü) siyaset, yakın gelecekte dahi kamuoyunun gündemine kendiliğinden gelmeyecek meseleleri bugünden tartışmaya açmak; bunları tartışmada bırakmayıp bugünün pratiğine de taşımak ve küresel güç dengesinde bir manivela haline getirebilmektir. Devrimlerin öncü kuvvetleri bugünün güç dengesinde yüzeysel bir bakışta dezavantajlı durumda gibi görünse de yarından kuvvet alarak “yarının siyaseti”ni bugünden inşa eder. Günümüzde yerinden oynatılan küçük bir taş, şimdi etkisiz ve önemsiz görünebilir. Ancak tarihin dominosunda hiç beklenmedik düzeyde devasa etkilere sahip olacaktır.
Bu haliyle Türk Devrimi’nin öncü kuvvetleri, TRÇİ ile küresel düzeyde “yarının siyasi gündemine” yön vermiş, Türkiye’nin merkezinde olduğu bir yeni güç merkezi önerisini yükselen Asya’nın gündemine taşımıştır.