12 Ağustos 2026 Çarşamba
İstanbul 31°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Türk entelektüeller konuşmaya başladı: Çin-Rusya-Türkiye-İran İttifakı kurulduğu gün NATO’nun çöküş günü mü olacak?

DÜNYA-MER’in ‘Büyük Savaşı Önleyecek İttifak Konferansı’ ve Sonuç Bildirisi’ndeki TRÇİ çözümü, Çin kamuoyunda tartışılıyor. Çin’in en büyük medya platformlarından olan Sohu’da, Xu Hua kanalında yayınlanan dikkat çekici yazının tamamını okurlarımızla paylaşıyoruz.

Türk entelektüeller konuşmaya başladı: Çin-Rusya-Türkiye-İran İttifakı kurulduğu gün NATO’nun çöküş günü mü olacak?

18-19 Temmuz 2026 tarihlerinde, dünya jeopolik düzenini sarsan uluslararası bir toplantı, Türkiye'nin Ankara şehrinde sessiz sedasız sona erdi ve son dönemdeki uluslararası siyasi durgunluğu tamamen bozdu.

Rusya'nın Haber Ajansı “RIA Novosti” ve Türkiye’deki Vatan Partisi'nin resmi yetkili açıklamalarına göre, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakın siyasi müttefiklerinin bulunduğu Vatan Partisi, ‘Büyük Savaşı Önleyecek İttifak’ adıyla uluslararası bir konferansa öncülük etti ve ev sahipliği yaptı.

KATILIM VE İÇERİK DEĞERİ YÜKSEK

Toplamda 17 ülkenin yaklaşık 200 siyasi lideri, düşünce kuruluşu uzmanı ve sektör temsilcisi toplantıya katıldı; bunlar arasında Çin, Rusya, İran gibi kilit ülkelerin temsilcileri de bulunuyordu. Katılım ölçeği ve içerik değeri, sıradan halk düzeyindeki iletişim toplantılarından çok daha yüksekti. “Dörtlü Ülkeler İttifakı” girişimi boş bir söylenti değil.

Bence bu toplantı baştan sona rastgele bir akademik seminer değil, aksine Avrasya ve Afrika'nın yükselen güçlerinin açık bir kolektif sesiydi.

Geçmişteki küçük çaplı uluslararası konferanslarda yüzeysel tartışmaların aksine, bu toplantının kapanışında yayımlanan nihai bildiri, günümüz küresel güvenliğinin en hassas noktalarına doğrudan hitap ediyor ve son derece etkili iki ana öneri sunuyor:

Birinci olarak, NATO'nun çoktan küresel kamu güvenliği amacından saptığını, bazı ülkelerin jeopolitik durumunu kontrol etmek ve bölgesel çatışmaları kışkırtmak için bir araç haline geldiğini net bir şekilde belirtiyor; reform yapmaya gerek yok, dağıtılmalı.

İkinci olarak, Çin, Rusya, Türkiye ve İran arasında resmi bir stratejik ittifak kurmayı ve bunu büyük ölçekli savaşları önlemenin ve küresel güvenlik düzenini yeniden yapılandırmanın temel direği olarak öneriyor.

Benim anladığım kadarıyla, Türkiye Vatan Partisi bu toplantının ev sahibi olarak sıradan bir muhalefet partisi değil; Erdoğan liderliğindeki iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi ile uzun süredir derin bir siyasi ittifak ilişkisi sürdürdü ve Türkiye siyasetinde oldukça etkili bir merkez güç konumunda.

AĞIRLIĞI KÜÇÜMSENEMEZ

Bu da demek oluyor ki, bu toplantının girişimi ve bildirisi sadece sivil akademisyenlerin tek taraflı görüşü değil, aynı zamanda Türkiye içindeki ana akım entelektüellerin stratejik düşüncesini temsil ediyor ve arkasında Türkiye resmi makamlarının potansiyel tutumunu ima ediyor, ağırlığı kesinlikle küçümsenemez.

Batı'nın öncülüğündeki NATO sistemi onlarca yıldır küresel güvenlik düzenini kontrol ediyor ve askeri ittifaklar ile jeopolitik caydırıcılığa dayanarak Avrasya’nın durumunu kontrol altında tutuyor.

Son yıllarda, Rusya-Ukrayna çatışması sürekli sallantıda, Orta Doğu ise devamlı karışık, Batı'nın tek taraflı yaptırımları yaygın, küresel güvenlik düzeni delik deşik.

İTTİFAK SAĞLAM TEMEL ÜZERİNDE

Bence, tam da bu devamlı kötüleşen kaotik durum, Türkiye gibi yükselen ülkelerin NATO'nun sadece dünya barışını koruyamayacağını, aksine sürekli çatışma çıkardığını ve gerilimi artırdığını tamamen görmesini sağladı; bu aynı zamanda, Dörtlü İttifak girişiminin hızlı bir şekilde hayata geçebilmesinin ve birçok ülke temsilcisinin desteğini alabilmesinin temel sebebi.

Dört ülke birbirinin ihtiyaçlarını karşılıyor, oldukça güçlü bir tamamlayıcılık var ve ittifak sağlam bir temel üzerine kurulmuş.

Birçok insan Dört Ülke İttifakı/Dörtlü İttifak girişimi ile ilgili, ilk akla gelen o soruyu düşünüyor: Çin, Rusya, Türkiye ve İran'ın ülke koşulları farklı, stratejik öncelikleri de farklı, gerçekten sağlam bir stratejik ittifak kurabilirler mi? Hatta bazıları bunun sadece Türk siyasetinde sözde bir gösteri olduğunu ve gerçekte uygulanamayacağını düşünüyor.

İTTİFAK FİKRİ OLDUKÇA GERÇEKÇİ

Ancak 2026 yılının en son jeopolitik durumu ve dört ülke işbirliğiyle ilgili mevcut durum göz önüne alındığında, bence bu ittifak fikri oldukça gerçekçi. Dört ülkenin çıkar talepleri birbirini oldukça iyi tamamlıyor ve avantajları birbirini destekliyor ve temelde bir çıkar çatışması yok.

Rusya açısından bakacak olursak, şu anki durum gösteriyor ki, Batı hâlâ her yönden engel oluyor, NATO sürekli doğuya doğru genişliyor, adım adım sıkıştırıyor, Rusya'nın batıdaki stratejik alanı giderek daralıyor, güvenlik durumu gerçekten çok gergin.

Son iki yılda şunu gözlemledim; Rusya'nın 'doğuya doğru, güneye doğru' gitme fikri giderek daha da kararlı hale gelmiş, açıkça Batı'nın kuşatmasından çıkıp kendi işbirliği çerçevesini yeniden kurmak istiyor.

Bakınız, Çin-Rusya arasındaki bu kapsamlı stratejik işbirliği ortaklığı çok sağlam, İran'la askeri ve enerji işbirliği de gayet derin, bir de Türkiye var -Karadeniz ve Orta Doğu tarafında- herkesin çıkarları örtüşebiliyor.

Bu birkaç nokta birleştiğinde, aslında Rusya'nın Dörtlü İttifak'a entegrasyonu için oldukça sağlam bir temel atılmış oluyor.

Bu yüzden bence, Rusya için bu ittifak, Batı'nın izolasyonunu kırmanın ve Avrasya kıtasında söz hakkını tekrar ele geçirmenin kilit kartı.

İran için ise, yıllardır ABD ve Batı'nın sıkı yaptırımlarına maruz kalmış, Orta Doğu'da sürekli izole ve baskı altında olmuş, güvenlik ve kalkınma çıkarları uzun süre garantilenememiş bir durum söz konusu.

Bence İran, içinde bulunduğu pasif durumdan acilen çıkmalı ve blokajı kırmak için çok taraflı stratejik işbirliğinden yararlanmalı.

Çin'in ticaret ve ekonomi pazarı, Rusya'nın askeri desteği ve Türkiye'nin Orta Doğu jeopolitik etkisi, İran'ın eksiklerini tamamlama açısından tam bir uyum sağlıyor ve böylece İran, Orta Doğu'daki rekabette daha avantajlı bir konum elde edebiliyor. İşte bu da İran'ın dört ülke işbirliğine (“Dört Ülke İttifakı/Dörtlü İttifak” değil.) olumlu bakmasının temel nedeni.

Türkiye'nin talepleri ise daha doğrudan ve pragmatik.

NATO üyesi olarak Türkiye, uzun süredir ABD ve AB ile sürekli çatışma içinde, NATO içinde hiç gerçekten kabul görmedi, AB'ye giriş süreci yıllarca durdu, jeopolitik çıkarları ve ekonomik talepleri Batı tarafından sık sık göz ardı edildi.

TÜRKİYE BAĞIMSIZ STRATEJİ İSTİYOR

Bununla birlikte, Türkiye Avrasya'nın kavşak noktasında yer alıyor ve mükemmel bir coğrafi konuma sahip, hep NATO'nun kısıtlamalarından kurtulmayı ve bağımsız bir büyük güç strateji düzeni kurmayı istiyor.

Bence, Türkiye'nin Dörtlü İttifak'a liderlik ederek bu ittifakı önermesinin özünde, Batı sisteminin bağlarından kurtulmak, dört ülkenin gücüne dayanarak Avrasya'daki merkezi konumunu güçlendirmek ve NATO'nun stratejik kontrolünden çıkmak istemesi yatmaktadır.

ÇİN’İN İLKELERİ

Çin açısından bakıldığında ise, ülke her zaman bağımsız ve kendi kararlarını esas alan barışçıl bir dış politika izlemiştir. İttifak kurmamak ve çatışmaya girmemek Çin'in değişmez ilkeleridir. Ancak bu, çok taraflı stratejik işbirliğini reddettiği anlamına gelmez.

Bildiğim kadarıyla, günümüzde küresel ölçekte tek taraflılık ve hegemonya eğilimleri giderek güçlenmekte; geleneksel Batı düzeni sürekli olarak kutuplaşma yaratmakta ve bu durum küresel kalkınma ile güvenlik düzenini ciddi biçimde sarsmaktadır.

DÖRT ÜLKE NATO BASKISINI DENGELER

Çin, Rusya, Türkiye ve İran'ın derin stratejik işbirliği, NATO'nun jeopolitik baskısını etkili bir şekilde dengeleyebilir; Avrasya kıtasında barış ve istikrarın korunmasına katkı sağlayabilir ve Küresel Güney ülkeleri için daha adil ve hakkaniyetli bir güvenlik ve kalkınma platformu oluşturabilir. Bu da tamamen ülkemin dış politika anlayışı ve temel ulusal çıkarlarıyla uyumludur.

ÇATIŞMA YOK ORTAK ÇIKAR VAR

Açıkçası, genel tabloya bakıldığında bu dört ülke; enerji güvenliği, bölgesel istikrar, jeopolitik rekabet ve ekonomi-ticaret gibi alanlarda birbirini tamamlıyor. Aralarında çözülemeyecek ciddi bir çıkar çatışması görünmüyor; aksine ortak çıkarları oldukça fazla.Bana göre bu da söz konusu ittifak fikrinin en güçlü yanı.

NATO tarafına bakıldığında ise içeride çok sayıda anlaşmazlık ve sert çıkar çatışmaları var. Bununla karşılaştırıldığında, bu dört ülkenin kendi aralarında işbirliği yapma isteği çok daha güçlü; yani iç dinamikleri ve birlikte hareket etme motivasyonları çok daha yüksek.

İTTİFAK BİR GECEDE KURULMAYACAK

İttifak bir gecede kurulmayacaktır; ancak NATO'nun dağılma süreci için geri sayım çoktan başlamıştır.

Günümüzde internette iki uç görüş öne çıkmaktadır. Bir kesim, Çin-Rusya-Türkiye-İran İttifakı kurulur kurulmaz NATO'nun anında dağılacağını savunurken; diğer bir kesim ise bunun sadece boş hayal olduğunu ve hiçbir zaman hayata geçirilemeyeceğini iddia etmektedir.

Bana göre bu iki görüş de fazlasıyla tek taraflıdır ve mevcut uluslararası gerçeklikten uzaktır.

UZUN VADELİ UYUM SÜRECİ

Objektif olarak değerlendirildiğinde, bu dört ülkenin kısa vadede askerî ve siyasi açıdan bütünleşmiş resmî bir stratejik ittifak kurması gerçekçi değildir. Ülkelerin dış politika yaklaşımları ve stratejik öncelikleri arasındaki farklılıklar nedeniyle, böyle bir oluşumun hayata geçirilmesi kaçınılmaz olarak uzun vadeli bir uyum ve koordinasyon süreci gerektirecektir.

NATO’NUN ÇÖZÜLME SÜRECİ BAŞLADI

Ancak tartışmasız olan şu ki; bu girişimin ortaya atılmasıyla birlikte NATO'nun zayıflama ve çözülme süreci resmen başlamıştır.

Bildiğim kadarıyla NATO, bugün artık sadece savunma amaçlı bir askerî ittifak olmaktan çıkmış; ABD'nin Avrupa üzerindeki nüfuzunu sürdürmesi ve küresel ölçekte müdahalelerde bulunması için kullanılan hegemonik bir araca dönüşmüştür.

Son yıllarda NATO içindeki çatlaklar giderek derinleşmektedir. Avrupa'daki birçok ülke, ABD öncülüğündeki askerîleştirme politikaları ve ekonomik çıkar odaklı uygulamalardan giderek daha fazla rahatsızlık duymaktadır. Üye ülkeler arasındaki çıkar ayrılıkları ve stratejik çelişkiler daha görünür hâle gelirken, ittifakın genel bütünlüğü ve dayanışması da geçmişe kıyasla önemli ölçüde zayıflamıştır.

TRÇİ NATO’DA GEDİK AÇAR

Türkiye'nin ise NATO'nun kilit üyelerinden biri olarak, NATO'ya karşı yeni bir ittifak kurulmasını açıkça gündeme getirmesi, adeta NATO'nun içinden büyük bir gedik açılması anlamına gelmektedir.

Bana göre bu durum, NATO'nun güvenilirliği ve iç bütünlüğü açısından benzeri görülmemiş derecede ağır bir darbe niteliğindedir. Aynı zamanda dünyaya, NATO'nun hegemonik karakterini ve kendi içindeki derin çatlakları daha açık biçimde göstermektedir.

Daha da önemlisi, Çin, Rusya, Türkiye ve İran; Avrasya kıtasının çekirdek bölgesini kapsayan, enerji üreticisi, sanayi gücü ve jeostratejik konum açısından kritik öneme sahip ülkelerdir. Bu dört ülke, küresel enerji koridorlarını, Avrasya'nın başlıca ticaret yollarını ve Orta Doğu'nun stratejik dengelerini etkileyebilecek konumdadır.

Bana göre, bu dört ülke ilerleyen süreçte enerji ödemeleri, ticaretin kolaylaştırılması, bölgesel istikrarın sağlanması ve stratejik koordinasyon gibi alanlarda pratik işbirliğini giderek derinleştirdikçe, Batı merkezli sistemden bağımsız yeni bir jeopolitik, ekonomik ve güvenlik düzeni zamanla şekillenmeye başlayacaktır.

Bu sistem, NATO'nun küresel etkisini sürekli olarak zayıflatacak, Batı'nın öncülük ettiği tek kutuplu düzeni aşındıracak ve NATO'nun stratejik hareket alanını giderek daraltacaktır.

2026 yılı perspektifinden bakıldığında, küresel çok kutuplulaşma eğilimi artık geri döndürülemez bir hâle gelmiştir.

NATO'nun hegemonya temelli modeli, uzun süredir mevcut küresel kalkınma eğilimleriyle uyumlu değildir; dolayısıyla zayıflaması kaçınılmaz bir süreçtir.

Bana göre, Çin-Rusya-Türkiye-İran stratejik işbirliği fikrinin ortaya çıkışı, yalnızca gündemde yer alan geçici bir konu değil; çağın gelişim sürecinin kaçınılmaz bir sonucudur.

Geleceğe baktığımızda, bu dört ülkenin somut işbirliği alanlarını giderek daha fazla derinleştirmesiyle birlikte, daha fazla küresel güney ülkesinin bu yeni işbirliği çevresine katılmaya istekli olacağını düşünüyorum.

ANKARA’DAKİ TOPLANTI HEGEMONYANIN ÇÖKÜŞÜNÜN İLANI

NATO tarafında ise jeopolitik ağırlığı ve uluslararası söz hakkı giderek azalacaktır; zamanla parçalanması kaçınılmazdır.

Elbette bu süreç biraz zaman alacaktır. Ancak Ankara'daki toplantıda verilen mesaj, eski hegemonik düzenin artık sona erme dönemine girdiğinin resmen ilan edilmesi anlamına geliyor.

*** Başlık yazara, ara başlıklar tarafımıza aittir

Çin NATO