Türkiye’de ve Avrupa’da devrimler yolda! Üçüncü yol çıkmaz sokaktır
Macron’un başını çektiği Çin karşıtlığı ve emperyalist hegemonyacılık ile Avrasya arasındaki saflaşmada üçüncü bir yol oluşturma çabaları gerçeklere aykırıdır ve çıkmaz sokaktır. Emperyalist hegemonyacılık yıkılırken Güney Ülkeleri olarak adlandırılan bağımsız devletler Avrasya içinde toplanmaktadır
Çürüyen, çöken sistemin yıkıldığı, yerine yenisinin yükseldiği şartlarda saflar çok keskin hatlarla belirginleşmeye, ayrışmaya başlar. Yaşadığımız süreç de öyle. Hızlı bir gelişme var, takip etmek zorlaştı. Ancak şu artık çok net: ABD merkezli emperyalist hakimiyet sistemi, dolar saltanatı geri döndürülemez şekilde çöküyor. Buna karşılık Avrasya ekseninde bağımsız devletler, çeşitli ekonomik, siyasi, askeri birlikler ve örgütler oluşuyor. Hepsinin ortaklaştığı yer, yükselen Avrasya’dır.
Bu sürecin hızını gösteren önemli bir gelişme de kısa süre önce ABD ile birlikte yürüdüğü düşünülen bazı ülkelerin kısa sürede Rusya ve Çin ile işbirliğine yönelmesidir. Bunlar arasında en tipik örnekler Avrupa ülkeleri ve onlarla işbirliği yapanlardır.
Macaristan’da Trump’la işbirliği içindeki Viktor Orban seçimleri kaybetti; yerine Rusya ile ilişkileri düzelteceğini ilan eden Peter Magyar kazandı. Bulgaristan’da ise daha net bir konumu olan devrimci Rumen Radev iktidara geldi. İran Savaşı’nda büyük bir yenilgi alan Trump ve Natenyahu ortaklığı, Avrupa’nın bütününde kaybetmeye devam ediyor. 20 Nisan’da Almanya’nın Hannover kentindeki fuarda buluşan Şansölye Merz ile Brerzilya Lideri Lula da Silva, “Trump dünyanın kralı değildir.” dediler. Dolar saltanatı da çökmüş durumda. Tek bir örnek verelim: Daha önce ABD ile yakın ilişkiler geliştirmiş olan Hindistan, İran’la petrol alışverişini yuan ile yapıyor.
BAĞIMSIZLAR KOALİSYONU
Avrupa ülkelerindeki ayrışma ve küresel saflaşmada, Atlantik ile Avrasya arasında üçüncü bir yol arayışı görülüyor. Bütün büyük gelişmelerde, tarihsel saflaşmalarda üçüncü yol çıkmaz sokaktır. Üçüncü yol kararsızların, çöken sistemden tam olarak kopamayanların tutumudur.
17-18 Nisan günlerinde Paris’te Fransa, İngiltere, Almanya ve İtalya’nın önde olduğu ve 49 ülkenin katıldığı uluslararası konferans yapıldı. Konferansta İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Hürmüz’de ulaşım güvenliği konulu konuşmalar yaptılar.
Fransız yazar Pierre Duval’ın 13 Nisan’da Aydınlık’ta çıkan yazısında değindiği gibi Macron ortayolcu, daha doğrusu üçüncü bir yol öneriyor. “ABD ve Çin’in vasalları olmamalıyız.” demiş. Aydınlık’ta yayımlanan yazısında Duval, Macron’dan şunu aktarıyor:
“Vasallar olmak istemiyoruz. Eğer böyle bir yaklaşım Kore, Fransa ve bizimle birlikte diğer Avrupa ülkeleri, Kanada, Japonya, Hindistan, Brezilya, Avustralya tarafından paylaşılırsa, o zaman bir üçüncü yol oluşur. Bu, Çin’e bağımlı olmak istemeyen ve otomatik olarak ABD’ye hizalanmak istemeyenler için bir yoldur.”
Bu söylem, Amerika’nın saldırganlığını gizlemeye hizmet ediyor. Çin, yükselen Avrasya’nın, bağımsız devletler topluluğunun oluşturduğu birliğin öncü kuvvetidir. ABD ile karşı cephededir.
Macron’un başını çektiği Çin karşıtlığı ve emperyalist hegemonyacılıkla Avrasya arasındaki saflaşmada üçüncü bir yol oluşturma çabaları, gerçeklere aykırıdır, çıkmaz sokaktır. Emperyalist hegemonyacılık yıkılırken, Güney Ülkeleri olarak adlandırılan bağımsız devletler Avrasya içinde toplanıyor. Bu, devrim cephesidir. Avrasya içinde bu saflaşma ile çelişmeyen çeşitli birlikler ve örgütlenmeler var. Avrasya ile emperyalist hegemonyacılık, karşı karşıya iki ana cephe, kutup...
AVRUPA ÜÇÜNCÜ CEPHE KURAMAZ
Çin’i de ABD gibi göstermeye çalışan ortayolcu Macron’un, Hürmüz bölgesine Almanya ve AB ülkeleriyle askeri yığınak planı dikkat çekiyor. Savaşı kazanmasında büyük katkısı olan, petrol ve diğer enerji ihtiyaçlarını İran’dan alan Çin’e karşı, Fransa ve etkilediği ülkeler nasıl tavır alacaklar? Bunu takip etmek gerekir.
Avrupa’da yoğunlaşan üçüncü bir kutup çabasının, mücadele perspektifine uymamasının yanı sıra gerçekleşme şansı da yok. Avrupa’nın ekonomik ve askeri gücü de yetersiz. Bu konumda olan ülkelerin arada kalması ve çıkmaz yollara girmesi kaçınılmaz. Devrimci atılım dönemlerinde devrimciler ve karşı devrimciler var. Ortada kalanlar ancak devrimci safları zayıflatır ve ayak altında kalırlar.
ABD, diğer ülkelerle ilişkilerinde kendi çıkarları için her yöntemi kullanıyor. Buna zorbalık, saldırganlık, her yol dahildir. Çin ise karşılıklı yarar ve gelişme ekseninde bir ilişki geliştiriyor. Üzerinde en yoğunluklu olarak çalıştığı ‘Kuşak ve Yol Projesi’, bağlantılı bütün ülkelerin yararına bir plan.
BU TUTUMU TÜRKİYE’YE ZARAR
Küresel gelişmelere Türkiye’den bakmak gerçekleri kavramak açısından önemli. Türkiye’nin konumu çok kritik. Rusya, Çin, İran ve diğer Asya ülkeleri de Türkiye’ye bu açıdan bakıyorlar.
Fransa’nın ABD ve Çin’i eşitleyen tutumlarının aynısı olmasa da Türkiye’nin tarafsızlık politikaları da buna benziyor. Küresel saflaşma o kadar keskinleşmiş durumda ki ortayolculuk yükselen Avrasya’ya zarardan başka bir sonuç vermiyor. En büyük zararı da Türkiye görüyor.
Yükselen Avrasya’nın ana kuvveti olan Çin’in yanı sıra Rusya ve İran da Türkiye’ye önem veriyorlar. Türkiye’nin önemi Asya ve Avrupa arasında bir köprü olmasıyla sınırlı değil. Türkiye, Batı Asya’da yükselen Avrasya’nın öncü konumlarında olması gereken bir birikime ve gelişme potansiyeline sahip. Bu nedenle Avrupa ve Batı tarafı Türkiye üzerine çeşitli planlar yapıyor ve ülkeyi bağlamaya çalışıyor. Planlardan biri, dağılan NATO’yu Türkiye’nin toparlayabileceği, AB’yi de savunabileceği aldatmacasıdır.
AVRASYA’NIN EKSENİ TRÇİ
Çok kutupluluğun yükseldiği süreçte Avrasya’nın ana ekseni Türkiye, Rusya, Çin ve İran (TRÇİ) ittifakıdır. TRÇİ ittifakı küresel saflaşmada önemli. Aslında bu ittifak bir devrim programıdır. Türkiye bir devrim sürecinde, önemli değişimlerin ve atılımların eşiğinde. Böyle bir durumda Türkiye için en önemli ihtiyaç TRÇİ ittifakı içinde sağlam durmaktır. Bir atılım ve devrim sürecinde ittifaklar çok önemli. ABD güdümündeki ve Mossad bağlantılı parti temsilcilerinin TRÇİ’ye saldırmaları tesadüf değil.
Türkiye her bakımdan Avrasya’ya dahil olan bir jeostratejik konuma sahip. Avrasya’nın sıkı birliğinin temeli olan TRÇİ ittifakı içinde Türkiye ortada duran bir konumda gibi yol alıyor. Bu tutum, çökmekte olan emperyalist hakimiyet sistemine hizmet eden bir işlev görüyor.
Oysa İran’dan sonraki hedef Türkiye’dir. ‘İkinci İsrail’in ana coğrafyası Türkiye’nin Güneydoğusudur. Bu plan Tevrat’ta yazan Arz-ı Mevud’dan gelmiyor, ABD-İsrail emperyalist saldırganlığının bir planı.
ABD’NİN BİTİŞİ YENİ DEĞİL
Suudi Arabistan ile İran arasındaki arabuluculuk başarısı sayesinde Çin’in Basra Körfezi’ndeki güç kazanımı, bölgedeki ABD hegemonyasını sorgulatmaya başlamıştı. Pekin, Riyad ve Tahran arasında yakınlaşma girişimlerini başarıya ulaştırdı, her iki taraf da şimdi diplomatik ilişkilerini yeniden başlatmak istiyor ve daha kapsamlı bir işbirliği üzerinde müzakere ediyorlar.
ABD’nin İran’a karşı bir tür Arap NATO’su oluşturma çabaları başarısız kaldı. On yıllardır, Orta Doğu’daki ABD hâkimiyetinden Almanya Federal Cumhuriyeti de fayda sağlamıştı. Gerektiğinde bölgeden petrol ve doğalgaz temin edebilmiş ve orada kârlı işler yapabilmişti. Eski bir Siemens CEO’su, ülkedeki asıl iktidar sahibi olan Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın ekonomi danışmanı olarak bir dönem görev yaptı. ABD etkisinin azalmasına rağmen Berlin’in Orta Doğu’daki çıkarları devam edecek mi belirsiz.
İran’ın zaferi bölgedeki belirsiz durumları netleştirdi; ABD’nin yenilgisini kesinleştirdi.
TÜRKİYE’NİN TUTUMU NEYE YARAR?
Emperyalist saldırgan ve ortağı İsrail’in ana hedefinde Doğu Akdeniz var. Kritik hedeflerinin başında Kıbrıs’ın kuzeyini geri almak var. Türkiye’nin Akdeniz ve Ege’deki faaliyetlerini önlemeyi ve karaya hapsetmeyi planlıyorlar.
Yunanistan, deniz yetki alanlarını 12 mile kadar çıkaracağını açıklıyor, Ege kıyılarındaki 9 merkezde ABD üsleri var. Adalar hukuksuz olarak silahlandırılıyor, Meriç kıyısında, Doğu Akdeniz’de intikam tatbikatları yapılıyor. Bütün bunlara rağmen Türkiye, Batı ile ortak proje hayallerine devam edebiliyor, Avrasya’yı yıpratmak ve bölmek isteyenlere fırsat veriyor.
Ne AB’deki ortayolculuk, ne de Türkiye’deki iki taraflı tutumlar, küresel çapta yükselen devrimleri durduramaz. Avrupa’nın önde gelen ülkelerinde AfD, Le Pen gibi milliyetçi partiler hızla iktidara yürüyorlar. Türkiye’de devrime yöneliş çok daha belirgin.