Yoksulluk nafakası ve aile arabuluculuğu! Riskler iyi değerlendirilmeli
Avukat Elif Eskin’le yargı paketini ve boşanma davalarını konuştuk. Eskin, boşanma süreçlerinde tırmanma ihtimali olan şiddet karşısında, gerek arabulucunun gerekse bir araya getirilecek tarafların güvenliğinin sağlanması konusunda ciddi riskler bulunduğunu belirtti.
12. Yargı Paketi içinde iki önemli konu ‘Yoksulluk Nafakası’ ve ‘Aile Arabuluculuğu’ yeniden düzenleniyor. Yoksulluk nafakasının içeriği, yeni aile arabuluculuğunun uygulamada sakıncalarını Bilirkişi Avukat Elif Eskin’e sorduk.
- Paketteki nafaka düzenlemesi nedir?
Medya ve sosyal medya üzerinden kontrolsüzce köpürtülen süresiz nafaka konusunda yasama organı üzerinde adeta psikolojik bir baskı uygulanmakta. Yeni yargı paketi hazırlık süreçlerinde defalarca gündeme getirilen bu konuda, iddiaların aksine 12. Yargı Paketi’nde de bir düzenlemenin yer almadığı görülmekte. Bu durum, en azından tüm tarafların konuyu daha sağlıklı ve somut verilerle değerlendirmesi, kısa ve uzun vadeli fayda ve zararlarının dengelenmesi, tekil mağduriyetlerin değil toplumsal yararın gözetileceği bir bakış açısı geliştirilebilmesi umudumuzu canlı tutuyor.
Mevcut düzenleme “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği ve nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı” yönünde.
NAFAKA SÜRESİZ DEĞİL
Tartışmanın yanıltıcı bir zeminde akmasına mani olmak adına ilk söylenmesi gereken, nafakanın iddia edildiğinin aksine, “süresiz” olmadığıdır. İş hukukunda yer alan “belirsiz süreli iş sözleşmesi” kavramından da yararlanarak mevcut düzenlemede yoksulluk nafakasının süresiz değil, aslında “belirsiz süreli” olduğunu söylemek daha doğru olur. Zira mevcut düzenlemede yoksulluk nafakası, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü ile kendiliğinden kalkmakta, nafaka alacaklısının başkasıyla fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi nedeniyle mahkeme tarafından kaldırılabilmekte, tarafların mali durumlarındaki değişikliğe göre artırılıp azaltılabilmektedir.
- Nafaka miktarları nedir?
İstisnai örneklere bakarak, nafaka miktarları konusunda genellemeler yapmak yanlış olur. İncelendiğinde, hükmedilen nafaka miktarlarının çoğunlukla, nafaka alacaklısının hayatını idame ettirmesi için yeterli olamadığı, düşük nafaka tutarlarına hükmedilmesi için gerçek gelirin olduğundan düşük gösterildiği, nafaka alacağına ulaşmanın da uygulamada oldukça güç olduğu görülmektedir.
Tartışmanın kadın-erkek zıtlığı üzerinden yürümesi ise yanıltıcı ve toplumsal barışı zedeleyicidir. Yasada “boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın” nafaka talep hakkı düzenlenmiş olup mevcut düzenleme kadın-erkek eşitliği temelindedir. Koşulları varsa erkek de kadından nafaka isteyebilmektedir. Bu durumda yapmamız gereken, kendimize, nafaka alacaklısının neden ezici bir çoğunlukla kadınlar olduğunu sormaktır.
“Yoksulluk nafakası ihtiyacının toplumsal yapımızdan kaynaklandığı, kadınların eğitim ve istihdama katılma oranlarının düşüklüğü, ev içi hizmetlerin çoğunlukla kadınlardan beklendiği, kadının çalışmasını kolaylaştıracak kreş, emzirme izni, doğum izni gibi müesseselerin de fiilen etkin olarak uygulanmadığı” gibi somut gerçekleri yadsıyarak yapılacak her düzenleme, durumu daha da içinden çıkılamaz hale getirecektir.
BOŞANMA DAVALARINDA ARABULUCULUK
- 12. Yargı Paketinde yer alan arabuluculuğun uygulamada sakıncıları nedir?
Bakan Akın Gürlek’in açıklamalarından, pakette Aile Hukuku açısından ağırlıklı olarak “çekişmeli boşanmalarda arabuluculuk ve yargı süreçlerini hızlandırmaya” odaklanıldığı anlaşılmaktadır. Yargının iş yükünün azaltılması, uyuşmazlıkların barışçıl bir yolla kısa sürede çözülmesi ve toplumsal barışa katkısı, dava şartı arabuluculuk müessesesinin güçlü yönleridir. Ne var ki aile kurumunun yapısı ve ilişkilerin iç içe geçmiş çok katmanlı yapısı gereği, Aile Hukuku kısmı için düzenlenen “arabuluculuğa elverişlilik” konusu, dikkatli yaklaşılması gereken bir alandır. Mevcut düzenlemede, sadece tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri maddi ve manevi tazminat talepleri, mal rejimlerinin tasfiyesi vb. Aile Hukuku uyuşmazlıkları, arabuluculuğa elverişli kabul edilmekte olup arabuluculuğun, dava şartı olması uygulaması ise henüz yoktur.
ŞİDDET YARGILAMADAN TESPİT EDİLEMİYOR
“6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu”nda yer alan düzenleme, aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olmadığı yönündedir. Ancak şiddet olgusu, çoğu zaman yargılama yapılmaksızın tespit edilemediğinden aslında “şiddet içermeyen” kıstasını da pratikte uygulamak pek mümkün görünmemektedir. Zira şiddet, sadece fiziksel şiddetten ibaret olmayıp psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddet şeklinde de var olabilmektedir. Bu durumda şiddetin varlığının tespiti için yargılama faaliyeti gerekeceğinden, uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile ele alınıp çözümlenmesi, yargılama faaliyetinin devri ve taşeronlaşması anlamına gelebilecektir.
TARAFLARIN DENKLİĞİ KADIN ALEYHİNE BOZULMAKTADIR
Diğer yandan, “Hak değil menfaat temelli olan arabuluculuk sistemi”nde tarafların denklikleri önemlidir. Aile Hukuku uyuşmazlıklarında tarafların fiziksel yapıları ve toplumsal anlayışlar nedeniyle, bu denklik yoğunlukla kadın aleyhine bozulmaktadır. Mevcut hukuk düzeninde boşanma konusu münhasıran mahkemelerin yetkisinde olup uygulamada, devletin gücü ve otoritesi ile görece güçsüz olan kadına hakkı teslim edilerek denklik sağlanırken “bu denetimden mahrum kalacağı arabuluculuk sürecinde” bu çok zordur. Kaldı ki boşanma süreçlerinde, tırmanma ihtimali olan şiddet karşısında, gerek arabulucunun gerekse bir araya getirilecek tarafların (ve asıl olarak güçsüz olan kadının) güvenliğinin sağlanması konusunda da ciddi riskler bulunmaktadır.
Mevcut hukuk sistemimizde, avukatların zaten uzlaştırma yapma hak ve yetkileri bulunmakta olup anlaşmalı boşanma, tam da böyle bir süreçtir. Bu süreçte bile, taraflar arasında psikolojik şiddet ve tehdit ihtimali bulunuyor olması nedeniyle, Aile Hâkimi, avukatların beyanı ile yetinmeyerek tarafları duruşmada bizzat dinleyerek hür iradeleri ile belirlenen koşullarda boşanmayı kabul ettikleri kanaatine vardıktan sonra hüküm vermektedir. Bu husus kritik önemde olup düzenleme yapılmadan önce boşanma davaları bakımından “dava şartı arabuluculuğun” yukarıda belirtilen riskleri iyice değerlendirilmelidir.
EŞİTLİK BİLİNÇLERE YERLEŞTİRİLECEK
Yapılması gereken, nafaka süresi ve miktarını azaltmak değil kadını nafakaya muhtaç olmayacak düzeye getirmektir.
Bu ise yasalardaki eşitliğin bilinçlere de her anlamda yerleştirilmesi, kız çocuklarının erken evliliklerden korunması ve eğitim imkânlarından eşit oranda yararlandırılması, kadınlarımızın kurslar vd. yollarla meslek edinmelerinin sağlanması, kadın istihdamına ve kadın girişimciliğine yönelik teşviklerin artırılması, ücretsiz ve erişilebilir kreş imkânının sağlanması vb. yapısal çalışmalarla mümkündür. Kadın ile erkek arasında yasalar önündeki eşitlik, toplumsal yaşama da tam olarak yansıdığında, nafaka sorunu zaten ortadan kalkacaktır.

