Caner Karavit

Caner Karavit

Kültüre ve sanata ilişkin nasıl bir ulusal politika

St.Petersburg gezimizin bir durağı da, 2. Dünya savaşı Leningrad (bugünkü ismi St.Petersburg) kentinin kuşatılmasına karşı direniş sırasında hayatını kaybedenler için yapılan anıt mezarlıktı. Mezarlık girişindeki küçük müzede kuşatma anlarının siyah beyaz fotoğraflarından birisi çok dikkatimizi çekmişti. Bir binanın önünde uzun bir kuyruk vardı. Bu kuyruğun doğal olarak, bir ekmek ya da hayati ihtiyaçlardan birisiyle ilgili olabileceğini düşündüm. Yanımızda gönüllü rehberliğimizi yapan Dr. Mehmet Perinçek’e fotoğrafın altındaki Rusça metnin çevirmesini rica ettim. Bu uzun kuyruk bir senfoni konserini dinlemek isteyen Leningradlılar’ın oluşturduğu sıraymış. Kuşatmanın tam ortasında; onca ölüme, hastalıklara, açlığa, soğuğa, acılara rağmen oluşturulan bu uzun kuyruk beni hem şaşırttı hem de mutlu etti. 
Ülkemizin içinde bulunduğu umutsuz, travmatik ve geleceği karanlık görünen durum içinde sanat ve kültür etkinlikleri bir lüks gibi düşünülebilir. Ancak, dünya tarihinde yukarıdaki gibi örnekler vardır ki, kültür ve sanat hem mücadelenin fikrini ateşleyen silah olmuş, hem de toplumun moralini yükselten bir unsur olarak işlev görmüştür. Çünkü; kültür ve sanat, insanın ekonomik çıkarlarla hareket eden insan düzeyine indirgenmesinin karşısında duran bir direnç olgusudur. Bu nedenle, benzer dönemlerde enseyi karartmayan, teslimiyet göstermeyen, üretimleriyle topluma moral kazandıran kültür adamlarının bu dirence kazandırdığı enerji, gerek batının gerekse doğunun kültür ve sanat tarihinde bir rehber olarak bugün de yol göstermektedir. Bundan dolayı, günümüz kültür ve sanat üreticilerinin barış ortamında zor zamanların ürünlerinden feyz alıp çatışmalı dönemlerde bu ürünler üzerinden karamsarlığa kapılmaya hakları yoktur. 
Elbette ki kültür sanat politikalarından bahsederken, bu mücadeleyi sadece dayanıklı bireylerin sırtına yüklemek, iyi bir kültürel strateji olmaktan uzaktadır. Kültür ve sanat politikalarının, bir bireyin yaratıcılığını ortaya çıkaracak ortam ve koşulları desteklemesi kadar, ulusal kültür ve sanat politikalarını oluşturabilecek örgütlenmelere özendirmesi de önemli ve gerekliliktir. Bu örgütlenmeler, eğitim kurumları, meslek odaları, kültürel merkezler, zanaat kuruluşları, sivil toplum kuruluşlarının, kurumsal atölyeler vs. koordinasyonlarıyla oluşur. Bu doğrultuda devletin politik desteği ve olumlu yaklaşımı olmaksızın kültür ve sanatın varlığını sürdürebilmesi pek mümkün değildir ve insanlık tarihi kültür ve sanata olumsuz yaklaşan iktidarların kültürel varlıklara verdiği zararlarla doludur. 
Ulusal kültürel politikalar; o kültürel coğrafyanın kültürel katmanlara, etnik kültürel zenginliklere, özgün sanatı oluşturacak yaratıcı üretimlere, yerelliği evrenselliğe taşıyacak dinamiklere bugün sahip çıkan, geleceğe de kültürel miras olarak aktarmayı görev edinen politikalardır. Ulusal kültür sanat politikaları sadece kültür adamlarının ürettikleriyle başarıya ulaşamaz.  Devletin ve kültürel örgütlenmelerin bu ürünleri toplumla buluşturması ve tanıtması gerekmektedir. John Ruskin, sanat ve toplum arasındaki organik bağı görmüş, onu önemsemeyen toplumun entelektüel varlıklarının tehlikeye düşeceğini, sanatın yüksek sınıfa ait bir ayrıcalık olmadığını, insanın ortak malı ve mirası olduğunu fikrini savunmuştur. Bir kültürel ürünün kamu aklında bir ifade bulması ve estetik algı yaratabilmesi eğitimle doğrudan bağlantılıdır.  Bu eğitim anlayışı, erken dönemlerde başladığında amacına ulaşabilir. Burada bahsettiğimiz elbette ki, iktidarın kendi dogmatik sloganlarını bir estetik algı olarak kabule zorlayan eğitim sistemi değildir. Bu eğitim biçiminin ulusal kültürel politikayla ilgisi yoktur ve olsa olsa iktidarı korumaya odaklı günü kurtaran bir sistem olabilir. Bir ulusal kültür sanat politikasında hedef, sanatı iktidarın aracı yapan düşüncenin kırılıp, görsel demokrasiyi halk kitlelerine ulaştırmak olmalıdır. Bu bağlamda, Art and Craft hareketi gibi sanat ve zanaat örgütlenmeleri, Bauhaus ve Vkhutemas gibi sanat ve tasarım okulları sadece pedagojik bir program olarak değil bunun ötesine geçen ulusal kültürel politikalardır. 
Bu bağlamda, ulusal sanat ve kültür stratejileri;
*özgünlüğü hedefleyen, kendi yerelliğinden, geleneğinden ve kültürel katmanlarından beslenen, 
*sanat ve uygulama alanlarının birlikteliğini sağlayan,
*üretimde sanat, zanaat ve tasarımı birbirlerinden beslenen kültürel unsurlar olarak anlayan ve bu birlikteliği destekleyen,
 *sadece kaliteli kültür ve sanat ürünlerinin yaratılmasını değil onu özümseyecek estetiğe sahip kitlelerin eğitilmesini ve genişletilmesini de hedefleyen, 
*kendi kültürel varlıklarına sahip çıkan onları yerellikten evrenselliğe taşıyan programları oluşturmalı ve uygulamalıdır.
Öneriler:
Büyük Kentlerde
* Her kentte içinde atölyelerin, müzelerin, sanatçı lojmanlarının, bölgesel sanat eserleri arşiv merkezinin, konferans ve gösteri sanatları sahnelerinin olduğu pilot sanat bölgeleri oluşturmak, buralarda oluşacak kültür ekonomisini desteklemek (Çin’deki devasa sanat alanları örneğindeki gibi)
*AKM, Taksim Sahnesi, Emek sineması gibi kentlerin kültürel beslenmelerinde büyük önem taşıyan çok amaçlı ve büyük kitlelerle hitap eden kültürel mekanlarının süratle işlerliğe kazandırılması, diğer kentlerde de bunun gibi mekanların iyileştirilmesi ve yapılandırılması (17 yüzyılda tamamen yıkılan ve 2014’de yoktan var edilerek kültürel etkinliklere tekrar açılan Londra’daki Shakespeare's Globe konuya ilişkin güzel örneklerden birisidir) ,
 *Sanatı takdir edecek bir toplumun yaratılması için eğitim programlarında sanat ve tasarım derslerinin zorunlu olması ve halkın sanat ürünlerine ulaşılması amaçlanmalı
*Kişinin toplumsal gereklere cevap vermek üzere yetiştirilmesi, estetiğin programlı bir toplumsal reform hareketine dönüştürülmesi için sanat mühendisleri yetiştirmek.
Eğitimde
* Eğitimde geleneksel sanatları iktidarların bir sloganı olarak öne çıkarmadan, güzel sanatlar seviyesine getirerek gerçek değerine süreklilik kazandırmak (İngiltere’de ortaya çıkan Art and Craft Hareketi’nin programındaki gibi),
*Kültür ve sanat eğitimlerinin çocuk yaşlarından itibaren yaygınlaştırılması son derece  önem taşımaktadır. Meksika’da suç işleme olaylarının düşürmek ve üretim ekonomisini tanıtmak için meslek ve zanaatçılığı oyunlarla özendirmek üzere kurulan Kidzanya örneğindeki gibi, Kültür ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliğiyle ulusal kültür programına uyarlanan oyunla eğitim kuruluşlarının oluşumunu teşvik etmek (ülkemizde yeni başlayan Milli Eğitim Bakanlığı’nın Bilsem programı benzer bir örnek olarak gösterilebilir, fakat oldukça dar bir kitleye ulaşan program olduğundan yetersizdir)
* İşlev ve estetiğin iç içe geçtiği ve modernleşmeyle birlikte birbirinin koşulu olan sanat ve tasarım eğitimlerini birbirine yabancılaştıracak program ve uygulamalardan kaçınmak (üniversitelerdeki tasarımla ilgili bölümlere öğrenci alımında üniversite genel sınavının değil, geçmişteki gibi genel yetenek sınavının belirleyici olması doğru seçimdir. Başarılı mezunlarıyla yurtdışı ve yurtiçinde rüştünü ispat etmiş ve inovasyon alanında ödüle doymayan tasarım dallardaki adayların, üniversitelerimizdeki bölümlerine seçimi için yapılan yeni uygulama yanlıştır. Bu bağlamda, ulusal kültür-sanat politikası açısından da olumsuz etki yaratacaktır).
*Büyük kentlerin dışındaki bölgelerde bulunan sanat okullarıyla işbirliği içinde küçük yerlerdeki dikkat çeken alaylı sanatçı ve zanaatçılar için kontenjanlar oluşturmak ve onlara ücretsiz eğitim olanakları sağlamak.
* Defineciliği, tarihi eser kaçakçılığını önleyici önlemlerin içinde cezai önlemlerden daha çok, bu konudaki eğitimin yapılması ve kaçakçılığın olduğu bölgelerde erken dönemlerden itibaren zorunlu ders haline getirilmesi.
*Televizyonlarda, radyolarda, internet yayınlarında kültür ve sanat yapıtların estetik okumalarının ninelerin ve dedelerin bile anlayabileceği yalınlıkta eğitimini verecek sanat ve tasarımın temel eğitim programlarını oluşturmak ve bir zamanların açık öğretim programları gibi sürekliliğini sağlamak (Benzer bir uygulama örneği Rusya’daki Vkhutemas Okulu için gösterilebilir) 
Bölgesel
* Gerek kişisel gerek kurumsal olarak tespit edilen bölgesel kültürel varlıkların (arkeolojik eserler, etnoğrafik eserler, yerel sanatçı ve zanaatçıların eserleri) kayıtlarının yerel yönetimler tarafından tutulması, bunların Kültür Bakanlığı’nca oluşturulacak ortak kültürel miraslar arşivince paylaşılması ve her bölgenin kültür varlıkları arşivlenmesinin titizlikle yapılmasına destek verilmesi (dijital arşivleme için Dünya ölçeğinde büyük müzelerin kullandığı son derece gelişmiş bilgisayar programları bulunmaktadır), 
*Her bölgenin kültürel başyapıtlarıyla bölgenin vitrinini oluşturmak ve bölgenin kültür ekonomisine girdisini sağlamak için yurtiçi ve yurtdışında profesyonel tanıtımının programlanması ve uygulanması (Çin’deki ‘Dünya’nın İlk Köyü’ lakaplı Huaxi Köyü örneğindeki gibi),
* Ulusal kültürel miraslarımız olan maddi ve maddi olmayan kültürel miraslarımızı Unesco’nun Kültürel Miraslar Listesi’ne sokmak için çalışma grupları oluşturmak, böylece hem Dünya çapında tanınmasını hem de desteklenmesini sağlamak (gelişmiş ülkeler bu konuda yarış halindedir).
* Büyük kentlerin dışında kalan bölgelerde de sanatçılar ve küçük sivil toplum örgütleri, müze- atölyelere özendirilmeli.
* Sanat okulları ve yerel yönetimlerin işbirliği ile bölgenin ulusal kültürel yapıtları üzerine uzmanların yetiştirilmesini desteklemek.

Reklamdan sonra devam ediyor


Benzer Haberler
Aydınlık'ı desteklemek için Facebook ve Twitter'da takip edin!
Caner Karavit Arşivi
Köşe Yazıları Tüm Yazarlar
Tüm Haberler
Tüm Haberler Daha Fazla Göster
0.30 4.38 4.96 4.71