1971’den 1896’ya uzanan bir yolculuk: Zaman İçinde Bir Yer

“Ortak geçmişimizin hatırası, zaman yolculuklarının en güzeli”
Amerikalı Richard Burton Matheson, 20 Şubat 1926’da doğdu. Sekiz yaşından beri yazdı ve geride pek çok öykü ve roman bıraktı. Çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı. Fantezi, korku, gerilim, bilimkurgu gibi farklı türdeki öykülerine ek olarak bugün dünyada bir kült haline gelen Ben, Efsane, The Shrinking Man gibi romanlar da yazdı. Birçok defa beyazperdeye uyarlanan eserleriyle ünü daha fazla arttı.
Türkiye’de görece daha az tanınan bilimkurgu yazarları arasında yer aldı. Çeşitli derlemelerde tek tük öykülerinin yanı sıra Türk okurlar Matheson’ı daha çok 2007’de sinemaya da uyarlanan “Ben, Efsane” kitabıyla tanıdı. Filmin de etkisiyle ön plana çıkan bu kitabın ardından Matheson’ı Türkçede okumak giderek zorlaştı. İthaki Yayınları, Bilimkurgu Klasikleri dizisi kapsamında yazarın “Somewhere in Time” adlı bu yapıtını da 2025’te “Zaman İçinde Bir Yer” adıyla yayımladı. Roman, Yiğit Yavuz’un çevirisiyle okurla buluştu.
Richard Matheson, 1943’te liseyi bitirmesinin ardından orduya yazıldı ve 2. Dünya Savaşı’na katıldı. 2013’te ise hayatını kaybetti.
“Zaman, durmadan akan bir dere gibi, tüm evlatlarını alıp götürür”
Matheson’ın 1975’te kaleme aldığı Zaman İçinde Bir Yer romanı 1971 yılında geçiyor. Richard Collier adlı bir senaryo yazarının hayatına konuk olduğumuz hikaye için Matheson “Muhtemelen yazdığım en iyi roman” ifadesini kullanıyor. Romantizm dozu yüksek olan öyküde bilimkurgusal öğeler de var elbette fakat bu öğelerin giderek bilim sınıfından uzaklaştığını ifade etmek gerekir en başta.
Son günlerini Hotel del Coronado’da geçirmek isteyen Richard Collier’e beyin tümörü teşhisi konmuştur. Collier arabasına atlayarak uzaklara sürer. Bir arayış halinde olan karakterin biraz da tesadüfen seçtiği bu otel hem onun hem de 1896’daki bir kadının hayatını değiştirecektir. Evet bu bir zamanda yolculuk öyküsü ve hayır 1896’ya bir zaman makinesi ile gitmiyoruz. Richard Collier’in kendini telkin etmesi ve koşullanması yoluyla kendimizi bir anda 75 yıl geride buluyoruz. Fakat bu esnada şunu da düşünmek gerekir: Zamanda yolculuk bilimsel olarak mümkün mü? Wells’in zamanda yolculuk yaptıran makinesi bu kitapta da olsaydı bu roman “daha çok” mu bilimkurgu olurdu? Zamanda yolculuk fikrinin bile şüpheli olduğu bir dünyada yaşarken bu küçük ayrıntılarla zihnimizi yormak yerine Matheson’ın bir garip aşk öyküsüne odaklanmak daha iyi olacaktır şüphesiz.
“İnandığın şey, dünyan haline gelir.”
Tam bu noktada kitapla benzer temalara sahip filmler de geliyor aklımıza: The Butterfly Effect, About Time, The Time Traveler's Wife gibi. Bu filmlerde de biraz aşk, romantizm ve aklımızı çok yormamıza gerek kalmayan zamanda sıçramalar mevcut. Sinema demişken, Zaman İçinde Bir Yer’in Jeannot Szwarc yönetmenliğinde 1980 yılında sinemaya da uyarlandığı bilgisini de eklemek gerek. Filmin başrollerinde ise Christopher Reeve ve Jane Seymour bulunuyor. Müzikleriyle de dikkat çeken yapım zamanla kültleşti ve klasikler arasında yer almaya başladı.
Kitaba yeniden dönecek olursak eğer, Matheson’ın Richard’ın ağzından birinci tekil şahısla anlattığı hikaye oldukça akıcı ve merak uyandırıcı bir şekilde ilerliyor. Tıpkı Collier gibi biz okurlar da adeta bir puzzle gibi eksik kısımları doldurarak ilerliyoruz ve sonucunda ne olacağını merak ederek okumaya devam ediyoruz. 1971’in dünyasında otelde Elise McKenna adlı bir kadının varlığından haberdar olan Richard bu kadının resmine aşık olacaktır. Sinemamızın kült filmlerinden Sevmek Zamanı’nı akıllara getiren bu anların ardından Collier’i geçmişe gitmeye çalışırken görüyoruz.
“Tutarlı olmaya, yolunu kaybetmiş bir gezegen gibi salınıp bocalamamaya gayret edeceğim. Çünkü en sonunda, güneşimi buldum ben.”
Elise’in hayatını araştırdıkça gizemli yönler keşfeden ve çeşitli boşluklar olduğunu düşünen Collier, 1896 yılına dönmek için her şeyini vermeye hazırdır. Zamanda yolculuğun mümkün olup olmadığını araştırmaya başlar ve buna yönelik kitaplar okur, bilgiler toplar. Mümkün olabileceğini fakat bunun çok zor olduğunu öğrenir. Yine de pes etmez, hayatının geri kalanındaki en büyük arzusu 1896’ya gitmek ve Elise McKenna ile tanışmaktır. McKenna’nın hayatından izlere baktığında bu yolculuğun onun kaderi olduğuna daha fazla inanmaya başlayacaktır.
Gelecek yerine geçmişin hayalini kurmaya başlayan, Elise McKenna adlı tiyatro yıldızıyla tanışmak için elinden geleni yapan Richard bir süre çabalasa da nihayet kendisini 1896’da bulacaktır. Zamandaki bu atlama ile birlikte romanın romantik dozu da artacak ve Elise ile Richard arasında filizlenen aşk öyküsü ana tema haline gelecektir. Richard’ı geçmişe gitmeye ikna eden pek çok etmen vardır tabii ki ve Richard Matheson’ın bu ayrıntıları ustaca işleyerek hikayesini başarılı bir şekilde ördüğünü görürüz. Zaman İçinde Bir Yer’in bir diğer büyük karakteri ise elbette Hotel del Coronado’dur. Uzun yıllar aynı yerde bulunan otel iki farklı zaman diliminden karakterlerin buluşma noktası olacaktır.
Richard Matheson bu romanında zaman yolculuğunu bilimsel bir gösteriye dönüştürmek yerine duygusal, melankolik bir aşk öyküsü yaratıyor. Bu sebeple roman sonlandığında aklımızda kalan bilimkurgusal boşluklar veya ortaya çıkan paradoks olmuyor, aksine hüzünlü bir hikayenin zihnimizde bıraktığı o tada odaklanıyoruz. Bir ihtimale, uzak bir geçmişe duyulan özlem ve akabinde bunun aşka dönüşmesinin bizde bıraktığı etki Matheson’ın tam da yapmaya çalıştığı şey.
Son sayfayı da çevirdiğimizde Christopher Nolan’ın Interstellar filminde “Zamanı ve mekanı aşabilen tek şey sevgidir” cümlesi aklımıza geliyor. Matheson, biz bilimkurgu okurlarını aşkın, zamanın da ötesine geçebildiği fikrine inandırıyor.
Keyifli okumalar dilerim.
“(S)evgilim, şimdi neredesin? (N)ereden çıkıp geldin [bana]? (N)ereye gidiverdin?”