08 Ağustos 2026 Cumartesi
İstanbul 23°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

250 YIL: Amerika Birleşik Devletleri bağımsızlıktan imparatorluğa (3)

Michael Roberts

Michael Roberts

Gazete Yazarı

A+ A-

Amerika Birleşik Devletleri, 1776'da bağımsızlığını kazanmasından sonraki iki yüzyıl içinde dünyanın üretim, gelir, finans ve askeri güç bakımından en baskın kapitalist devleti haline geldi. Avrupa ve Japonya'nın yıkıma uğradığı, Britanya'nın ise ciddi biçimde zayıfladığı İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ABD hegemonyası zirveye ulaştı. Bu dönemde Sovyetler Birliği, yalnızca askeri alanda ABD'ye rakip olabiliyordu.

Savaş sonrasındaki bu üstünlük; yüksek kârlılık, hızlı teknolojik ilerleme ve bol iş gücü sayesinde mümkün oldu. Ancak 1960'ların ortalarından itibaren kârlılık düşmeye başladı ve bu süreç 1970'ler ile 1980'lerin başındaki uluslararası ekonomik krizleri beraberinde getirdi. Aynı dönemde Batı Avrupa ve Japonya sanayide rekabet gücünü artırırken, Vietnam Savaşı da Amerikan gücünün sınırlarını ortaya koydu.

NEOLİBERAL DÖNEMİN SINIRLARI

1971'de Bretton Woods sisteminin çökmesi önemli bir dönüm noktasıydı. Kârlılığın gerilemesiyle birlikte savaş sonrası ekonomik model yerini neoliberal politikalara bıraktı. Üretim, daha düşük maliyetli ülkelere, özellikle de Çin'e kaydırıldı; özelleştirme, finansal serbestleşme ve kamu harcamalarının azaltılması temel ekonomi politikaları haline geldi. Bu uygulamalar bir süre için kârlılığı artırsa da uzun vadede büyümenin yavaşlamasını ve 2008 ile 2020'de yaşanan büyük krizleri engelleyemedi.

Bütün bu sorunlara rağmen ABD hâlâ dünyanın en büyük ekonomisi, küresel rezerv para biriminin ihraççısı ve dünyanın önde gelen şirketlerinin önemli bir bölümüne ev sahipliği yapan ülkedir. Doların uluslararası sistemdeki ayrıcalıklı konumu, Washington'a diğer ülkelerin sürdüremeyeceği ölçüde dış yükümlülük taşıyabilme imkânı sağlamaktadır.

ÇİN MEYDAN OKUYOR

Bugün ABD hegemonyasının karşısındaki en büyük meydan okuma Çin'dir. Çin, 1980'lerden bu yana dünyanın üretim merkezi haline gelmiş; ileri sanayiden yenilenebilir enerjiye kadar birçok alanda küresel liderliğe yükselirken teknolojik kapasitesini de hızla geliştirmiştir. Ticaret kısıtlamaları ve teknoloji ambargolarıyla bu yükselişi durdurma girişimleri ise sınırlı sonuç vermiştir.

ABD askerî açıdan hâlâ dünyanın en güçlü ülkesi olsa da son yıllardaki çatışmalar, askeri üstünlüğün artık siyasi sonuçları garanti etmediğini göstermektedir. Gerek Trump hareketi gerekse Amerikan dış politika çevreleri açısından Çin, temel stratejik rakip haline gelmiştir. Aralarındaki farklılık hedeflerde değil, yöntemlerdedir. Bir taraf tüm gücün Çin'e karşı yoğunlaştırılmasını savunurken, diğer taraf küresel üstünlüğü aynı anda birden fazla cephede sürdürmek istemektedir.

BİR İMPARATORLUĞUN GELECEĞİ

ABD'nin resmi bir imparatoru yoktur. Ancak yürütme erkinin giderek güçlenmesi, göreli gerileme yaşayan bir imparatorluğun karşı karşıya olduğu baskıları yansıtmaktadır.

Korumacı ekonomi politikaları, artan askeri harcamalar ve büyük şirketlere yönelik vergi indirimleri Amerika'yı yeniden büyütmenin araçları olarak sunulurken, gelir eşitsizliği derinleşmeye ve geniş halk kesimlerinin yaşam standartları durgunlaşmaya devam etmektedir.

Geçmiş imparatorluklar gibi ABD de bugün hem iç çelişkilerin hem de dış rekabetin giderek ağırlaştığı bir döneme girmiştir. Ekonomik dinamizmi zayıflamış, gelir eşitsizliği tarihsel zirvelere ulaşmış ve Washington'un küresel gelişmeleri yönlendirme kapasitesi azalmıştır. Roma İmparatorluğu'nun çöküşü yüzyıllar sürdü.

Günümüz dünyasında ise tarih çok daha hızlı akabilir. Yirmi birinci yüzyılın belirleyici sorusu, bunun yeni bir küresel düzene mi, çevresel bir felakete mi, yoksa büyük bir askeri çatışmaya mı yol açacağıdır.

Amerika Birleşik Devletleri ABD