14 Eylül 2026 Pazartesi
İstanbul 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Abdestli imza

Oktay Yıldırım

Oktay Yıldırım

Eski Yazar

A+ A-

Islak imzayı biliyorduk ama abdestli imzayı bilmiyorduk. Kayıhan Osmanoğlu adında bir zat… Sultan Abdülhamit’in torunlarının torunlarından biri… Abdülhamit hakkında kendisini en çok etkileyen şeyin abdest almadan hiçbir anlaşmayı imzalamaması olduğunu söyledi…  

Osmanlı İmparatorluğunun bütün ömründe kaybettiğinden daha fazla toprak Abdülhamit’in saltanatında tek mermi atılmadan, işte bu anlaşmalarla kaybedildi. Duyun-u Umumiye, Wilhelm ile yapılan imtiyaz anlaşmaları, Filistin başta olmak üzere yabancılara toprak satışı için yapılan anlaşmalar, hep abdestliyken imzalandı anlaşılan.Sadece Kıbrıs’ı İngilizlere verdiği o iki maddelik anlaşmayı alelacele imzalarken abdestli olup olmadığı konusunda kuşkularım var. 

Çünkü anlaşmaya Sultan’ın Kıbrıs’taki şahsi mülklerinin ne olacağı konusunda bir madde konulması unutulmuştu. Sultan abdest alınca aklına gelmiş olacak ki, anlaşmaya bununla ilgili ek maddeler koydurmak için İngiltere’ye başvurmuştu. 

Yani… 

Osmanlı tarihini bilmek için, torun olmanın yetmediğini bu zata birinin anlatması lazım… İlber Hoca bu konuya bir el atmalı bence… 

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ 

Artık böyle bağırılacak, Diyarbakır Lice’deki bir mezarlığın yanındaki binanın bodrum katından. Hani bir PKK’lının heykelini diktikleri bir mezarlık vardı ya… Orası işte. Mahkeme kurmuş PKK… 

Bir devletin devlet olabilme koşullarından biri, topraklarında silahlı güç bulundurma tekelidir. Bir diğeri de yasa yapması ve bu yasalara göre yargılama yapabilmesidir. Bir devletin topraklarında başka bir silahlı güç varsa ve başka bir hukuk yargılama yapıyorsa… 

Gereği düşünüldü… 

Ortada bir devletin kalmadığına… 

Bu koşullarda topraklarına sahip çıkma görevinin doğrudan milletin olduğuna… 

Zorunlu olarak karar verilmiştir… 

HUY MESELESİ 

Kamuoyu Bülent Arınç ve Melih Gökçek arasındaki tartışmaya odaklanmış durumda. Sürekli, “o şunu dedi, öteki bunu dedi” haberleri yapıyorlar. Sonra araya Başbakan giriyor, geri adım atıyorlar filan… 

Oysa bu durum bize bir insan fotoğrafı gösteriyor. Sadakati, ilkeleri, kökleri olmayan bir siyasetçi tipini gösteriyor. 

Erbakan onların hocasıydı, sonra çıkardıkları gömlek oldu. Cemaatle devleti paylaşmışlardı, sonra Paralel oldu. Beşşar Esad ev ziyareti yaptıkları kardeşleriydi, Esed oluverdi beş dakikada.  

Şimdi birbirlerinin işlediği suçları ilan ediyorlar… Ne bekliyordunuz ki? Alışkanlıkları bu. 

Mesele, Arınç mı daha kötü, Gökçek mi meselesi değildir. Karşımızda bu ülkeyi yöneten insan tipinin acınası portresi durmaktadır.  

Yarın mı? 

Bak şimdiden yazıyorum, çok daha vahim suçlarını ilan edecekler birbirlerinin… Kendisini karşı kıyıya geçirmesi için yalvaran akrep, yarı yolda sokunca,kurbağa sorar: “Neden?” ve akrep cevaplar: “Ne yapayım huyum böyle benim.” 

REAKSİYON FORMASYON 

Biz Silivri yargılamalarında şu sözü çok duyduk: “Ben bir hâkimim” ya da “burası bir mahkeme salonudur…” 

Bir hâkim, üzerinde cübbesiyle mahkeme kürsüsünde otururken bu lafı neden söyler? Çünkü öyle şeyler yapıyorlardı ki, kendileri de yaptıkları işin hâkimlik ve oranın da bir mahkeme salonu olduğuna inanmıyorlardı. Zaten onlar böyle söyleyince de orası bir mahkeme olmuyordu. Nasıl olsun ki, hâkimlerden biri kimlerin tuvalete gittiğini takip ediyordu, bir avukat uyuklayan hâkimleri uyarıyordu, Başkan’ın bir tutukluya “anneniz çok gezer miydi” diye sorduğunu duyuyorduk. 

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Bu ülkede bir hükümet var” deyince aklıma hemen bu geldi. Psikolojik bir sorun bu. Öyle şeyler yapıyorlar ki, bütün alametlerini üzerlerinde taşımalarına rağmen bir hükümet olduklarına kendileri de inanmıyor.Nasıl olsun, Güneydoğu’yu PKK’ya teslim etmişler Apo iktidar ortağı olmuş, borç gırtlakta, Tayyip Erdoğan’ın bir parmak işaretiyle toplanıveriyorlar sarayda, Ankara’nın Cemaat’e nasıl peşkeş çekildiğini kendisi anlatıyor… 

Bu kadar şeyden sonra elbette “biz hükümetiz” diye bağıracak. Çünkü meşru bir hükümet yapamaz bunları… Bu durumun bir analizi için bir uzmana danıştım. Şöyle dedi: “Bu Freud'dan beri bilinen tipik bilinçsiz savunma mekanizmalarından biridir ve reaksiyon formasyon ya da karşıt tepki kurma adı verilir. Bilinçdışı dürtülerin tam ters bir ifadeyle gösterilmesi demektir.” Yani artık kendileri de hükümet olduklarına ve yeterliliklerine inanmıyorlar. 

DİKTATÖR 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Seçimle iş başına gelmiş ve her icraatının hesabını millete verecek bir başkandan tek adam da çıkmaz, diktatör de çıkmaz, bunu böyle biliniz" buyurmuşlar. 

Klasik olacak ama hatırlatmakta yarar var: 

Hitler, önce yüzde 18, sonra 37 sonra 44 ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de yüzde 89 oy aldı. Aldığı yüksek oylarla daima övünüyordu. Sigara ve içki içenlere karşı amansızdı…Tanıdık geliyor mu? Sevgilisi ve köpeğiyle yalnız başına kaldığı bir sığınakta intihar etti. 

Mussolini, 1923’te “devleti olabildiğince yüksek oyla yönetmek istiyorum dedikten hemen sonra bir seçim kanunu çıkardı. Kanun aynı bizimkisi gibiydi. Oyların çoğunluğunu alan parti parlamentodaki sandalyelerin de 2/3‘ünü alacaktı. Böylece Faşist Parti’nin 286 sandalyesi oldu. Sonunda cesedi aynı halk tarafından bir köprüye baş aşağı asıldı. 

Filipinler’de Ferdinand Marcos’un desteklediği Yeni Toplum Hareketi 1978’deki seçimlerde %90’ın üzerinde oy aldı. Diktayı “bir demokrasi örneği” diye öven ABD Başkanı Reagan, iktidar çatırdamaya başladığında aynı soğukkanlılıkla desteğini çekecekti. İşin sonunda canını Havai’ye zor atacaktı. 

Ve… 

Aykutalp Avşar, Tayyip Erdoğan’a “diktatör” dediği iddiasıyla hapse atılan bir üniversite öğrencisidir.  

Seçimle ve çok yüksek oylarla işbaşına gelmişlerden diktatör ya da tek adam çıkabiliyor. Ama çoğu zaman adam çıkmıyor! Ve biliyoruz, mutlaka terk ediliyorlar… Tarih ve maddi gerçek öğretiyor bunu…

Yazarın Önceki Yazıları Tüm Yazıları