ABD’nin hedefindeki ülke: Japonya

Mehmet Yuva

Mehmet Yuva

Gazete Yazarı
TÜM YAZILARI

Başlık bazılarımızı şaşırtabilir. Zira Pasifik coğrafyası ve Avrupa kıtasında hâsıl olan olaylara bakarak kavganın esas itibariyle ABD-Rusya ve ABD-Çin arasında olduğu görülmektedir. Zahiren (görünürde) çekilen fotoğraf bunu göstermektedir. Bu kısmen doğru ama eksik, hatta hatalı bir okumadır. Şüphesiz Rusya’nın enerji ve askeri sanayide Çin’in de ekonomi, ticaret ve finans alanında ABD için oluşturdukları tehdit yadsınamaz. Ama ve lakin ABD, Rusya veya Çin ile cepheden bir savaş arzulamaz. Bu tespitimiz Rusya ve Çin için de geçerlidir. Rusya ve Çin’i çevre ülkelerle savaştırır, bu kavgalarla büyümeleri önünde takoz koymaya, imkânlarını ve rekabet güçlerini tüketmeye çalışır.

BİRBİRİNE KIRDIRMA TAKTİĞİ

Kıssadan hisse, varlığına ve hegemonyasına tehdit oluşturacak düşman ve dost tüm tarafları birbirine kırdırır. Bu stratejiye hizmet eden taktiklerde tecrübeli ve başarılı bir geçmişe ve birikime sahiptir. Özellikle de Rusya ile Almanya’yı, Çin ile Japonya’yı tahripkâr bir savaşa çekmek için tüm unsurları provoke eder, ortam hazırlar. Ukrayna ve Tayvan meselelerini kaşıması, her iki ülke konusunda varılan mutabakatlara saygı duymaması Batı kıtasında Almanya’yı Pasifikte Japonya’yı yıkıcı bir kavganın girdabına atmak içindir. Bu yazıda tarihi bir perspektif içinde Japonya’nın neden ABD’nin hedefinde olduğunu değerlendireceğiz. Bir sonraki yazımızda ise Almanya’yı masaya yatıracağız.

JAPONYA’YA ABD KISKACI

Tarihin aynasına baktığımızda Japonya’nın ABD tarafından dünya sahnesine çıkarıldığını, silahlandırdığını, nizami ordusunu kurduğunu, ekonomik alt yapısını inşa ettiğini, kendi feleğinde müttefik yaptığını ve sonradan kendisini yeniden yıktığını görürüz. Kısaca anlatalım; 1603-1868 yılları arasında Japonya adası Şogun Edo Hanedanlığı veya Şogun Tokunawa Hanedanlığı tarafından yönetilir. Bazı istisnalar dışında, 1603’ten itibaren yabancıların Japonya adalarına girmesi yasaklanmıştı. Nagazaki ve Okinawa’da Hollanda ve Çinlilerin ticaret yapmalarına izin çıkmıştı. Japonların adalardan uzağa gitmeleri ve yabancılarla buluşmaları da yasaktı. Misyonerlik faaliyetleri menedilmişti.

ABD’nin Japonya ile ilk ciddi teması Amerikalı Amiral Mathew C. Perry’nin 8 Temmuz 1853’te Japonya’yı ziyaret etmesi ile başlar. Japon İmparatoru ile görüşmek ve kendisine elden ABD Başkanı Fillmore’un mektubunu sunmak istediğini belirtir. Bunun için gerekirse zor kullanacağını ifade eder. Görüşme hâsıl olur. Mart 1854’te Amiral Perry bir savaş filosu ile Japonya’ya döner. ABD’nin tüm taleplerinin kabul edildiği anlaşmanın hazır olduğunu görür. Silah zoruyla sağlanan ABD-Japonya barış ve ticaret antlaşması imzalanır. Bu sözleşme ile ABD, Japon mutlak egemenliğine son verir. Amiral Perry’nin bu başarısı ABD’nin Pasifikteki stratejik ada konumundaki Hawaii ve Samoa adaları halkalarına yeni ve çok önemli Japonya halkasını da eklemiştir.

ASYA-PASİFİK ÖNCELİĞİ

Bu halkaya 1898’de Filipinler dâhil edilmiştir. ABD kurulduğu 1783’ten itibaren iddia ettiği “Tanrının kendine bahşettiği misyonu yerine getirmek, Dünya halklarına demokrasi, özgürlük, ekonomik kalkınma, adalet ve huzur getirmek” için Nizam-ı Âlem planında Amerika kıtası ile Pasifik Okyanusu coğrafyası ana hedeftir. Avrupa, Akdeniz havzası ve Batı Asya (Orta-Doğu) bölgelerinden uzak durdu. Zira burası güçlü devletlerin olduğu ve şiddetli rekabet ve savaşların yaşandığı yerdir. Şimdilik buradan uzak durmak akıllıcaydı. Önce Çin, Hindistan ve arada kalan coğrafyanın zenginliklerine ulaşmak ve buraları sömürge kolonileri kurmak gerekirdi. Bu amaç doğrultusunda ya zor kullanarak, ya bölge halklarının klasik İspanya, Portekiz, Fransa, Hollanda, İngiltere gibi devletlere karşı başlattığı isyan ve devrim hareketlerini destekleyerek yahut önce işgal ardından kıymetinden çok düşük bir ücret ödeyerek (Meksika’dan Teksas, Rusya’dan Sibirya/Alaska, İspanya’dan Filipinler) satın alma yoluyla hem toprak hem de askeri-siyasi-ekonomik nüfuzunu genişletmiştir. 

JAPON YAYILMACILIĞINDA ABD ETKİSİ

Amiral Perry’nin Japonya’yı ABD’ye bağlama sürecinde iki ülke arasında çok ciddi ve derin ilişkiler inşa edildi. Japonya’nın yeniden doğumunda ABD esastır. İlkel Japonya’nın bu ilişki sayesinde Çarlık Rusya ile yaptığı 1904-1905 savaşında galip gelmesi dünyada şok etkisi yaratmıştı. Bu zafer Japonya’ya müthiş bir özgüven sağladı. Yıllarca yabani (Yaban/Japan/Japon) yaşamış bu toplumun Batı’dan ve ABD’den öğrendiklerini geleneksel kültürü ile harmanlayarak ortaya koyduğu başarı, devletlerin dikkatini çekmişti. Japon mucizesi Çarlık Rusya’ya meydan okumakla yetinmedi. Çin ve çevre ülkeleri istila etti. Japonya’nın Kore’de artan nüfuzu ABD’yi kaygılandırmıştı. İlk dönemler ABD ile uyumlu ve çıkarlarına hizmette kusur etmeyen Japonya, bunun yanında kendi milli menfaatlerini de gözetiyor ve güçleniyordu.

ABD özellikle Başkan Teodor Roosevelt’in yayınladığı 1907 Başkanlık Kararnamesine binaen Çinlilerin ABD’nin batı yakasına göç etmeleri yasaklanmıştı. Bu karara Japonlar da dâhil edildi. ABD’de “çekik gözlülere” karşı köklü bir ırkçılık vardı. Kaliforniya eyaletinin 1913’te almış olduğu yabancıların mülk edinmesini yasaklayan karar özellikle Japonları hedef almıştı. Birinci Dünya Savaşında Japonya ABD ve İngiltere’nin yanında yer aldı. Savaş Avrupa kıtasında merkez Batılı devletleri yıpratırken Japonya Uzak Doğu Asya’da yeni bölgelerde nüfuz artışına gidiyordu. Japonya’da ciddi bir milliyetçi dalga hâkim olmuştu. İngilizler gibi Japonlar da üzerinde güneşin batmadığı ülke hikâyeleri ile yaşıyordu. Bu gidişat ABD ve Batılı dostlarını ama özellikle de İngiltere’yi tedirgin ediyordu. İkinci Dünya Savaşı öncesinde Japonya ve ABD/İngiltere arasında ipler daha çok gerildi. ABD, Japonya’ya yaptırımlara başladı. Yeni kararlarla Japonya’ya ambargo ve abluka uyguladı. Tehditler ve emirler yağdı.   

ATOM BOMBASIYLA MUTLAK HAKİMİYET

Japonya’nın Çin üzerindeki hakimiyetini arttırması, sahil bölgesini tamamen kontrol etmesi, ABD’yi çileden çıkardı. Washington Çin’in kendisi ve dostları Batı devletleri arasında adilce bölüşülmesi ve sömürülmesini talep etti. Japonya bunu kabul etmedi. ABD ve dostları Japonya’ya petrol sevkiyatını durdurdu.  Japonya ekonomisi, sanayisi ve savaş makinesinin çalışması için, fakir olduğu üç maddeye ihtiyaç duyuyordu: Petrol, demir çelik ve kömür. Bu ürünlere ambargo geldi. Japonya bunu savaş sebebi olarak gördü. İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya, Almanya ve İtalya ile müttefik oldu. ABD 1941’de savaşa dahil oldu ve Almanya’ya savaş ilan etti. Bu savaş ilanın Japonya’yı da kapsayacağını anlayan Tokyo, ABD’nin Hawaii askeri üssüne kapsamlı bir hava saldırısı yaptı. ABD Japonya’ya karşı savaşta çok kayıplar verdi. Avrupa’da savaş bitmiş olmasına rağmen Japonya savaşmaya devam ediyordu. Tarihte ilk kez AD Japon şehirleri Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası attı.

Japonya’yı dünya sahnesine çıkaran ABD Japonya’yı atom bombalarıyla yakıyordu. Japonya teslim olduktan sonra işgal edildi. Topraklarına ABD askeri üsleri kuruldu. Japonya için bir anayasa hazırladı. Buna binaen Japonya’nın asker, polis, silah ve savaş makineleri olmayacak, ülke dışına asker göndermeyecek, askeri operasyonlar yapmayacak, askeri harcamalar sınırlı tutulacaktı. Bu şerde Japonya için bir hayır vardı. Ayrıca Kuzey Kore ve Çin ABD ve Batı yanlısı rejimleri devirmiş ve devrimler Çin ve Kuzey Kore’yi farklı cephelerde konumlandırmıştı. ABD bu şartlarda Japonya’nın fakir, muhtaç, sanayisiz bırakamazdı. Japonya’yı yeniden kurdu. Gelişmesine izin verdi. Komünist Çin, Kuzey Kore, Vietnam ve daha nice aykırı ülkeler için Japonya ABD’nin sunduğu rol model olmalıydı. Ama bir şey daha yaptı.

ABD’NİN SAMURAYI MI ASYA’NIN BARIŞ ÜLKESİ Mİ

Fuhuş, alkol, uyuşturucu, kumar ve benzeri faaliyetleri teşvik etti. Çalışan, yiyen, üreyen ama dünyadan bihaber bir toplum inşa etmeye özen gösterdi. Japonya çok çalıştı ve çok üretti. Muazzam buluşlara imza da attı. ABD’nin sırtındaki yük ağırlaştı. Dünya hegemonyasına çomak sokan Çin ve Rusya başa bela oldu. ABD Japonya’da kendisinin dayattığı anayasadan kurtulmasını istiyor. Askeri harcamalara daha çok para harcamasını talep ediyor. Çin yayılmacılığı, Rus tehdidi, Kuzey Kore çılgınlığı ve bu ülkelerle Japonya arasında hasıl olan tarihi düşmanlığı körükleyerek Japonya’nın kendi savaşında samuray olmasını istiyor.

ABD’nin, ülkeyi ve devleti kontrol eden mevcut sistemi var oldukça, İngiltere ve İsrail dışında müttefiki yoktur. Düşmanları ve sahada kendisi için yanmaya hazır olması gereken devletler vardır. Almanya ve Japonya’nın sadece ABD’nin dostları olması, tek taraflı aldığı ambargolara, ablukalara ve yaptırımlara katılması veya Washington’un kararları doğrultusunda hareket etmesi kâfi görülmemektedir. ABD’nin tehdit olarak algıladığı başta Rusya, Çin ve düşman kategorisindeki ülkeler ile savaşmaya hazır olmaları istenmektedir. Bu talepte ısrar Japonya’da ABD’nin amaçlarını tartışmaya açtı. Öldürülen Japonya eski Başbakanı Şinzo Abe’nin siyaset sahnesine geri dönmesi sonrasında uğradığı suikastını da bu çerçevede okumak daha akıllıca olur. Bakalım Japon aklı hangi yönde karar kılacak. Çin ve Rusya ile dostluk ve barış içinde mi yaşamayı seçecek yoksa ABD ile birlikte Washington’un planladığı bu cehennem savaşında tekrar mı yanacak?

Etiketler abd hedej japonya washington fuhuş alkol uyuşturucu atom bombası çin asya pasifik okyanusu