Yandex
15 Aralık 2025 Pazartesi
İstanbul
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

ADELE dinlerken

Güneş Batum

Güneş Batum

Site Yazarı

A+ A-

Türk kahvemi aldım mı elime,

ne dinlesem der

her seferinde farklı bir şarkı seçmeye çalışırım.

Kendime yaptığım ufak şımartmalarımdan birisidir bu.

Bugün de Adele.

İngilizlerin güçlü sesi.

Kıyafetlerine bakıyorsunuz

hani bizim düğünlerde gelin ve damadın

aile eşrafından nispeten yaşça büyük kadınlarının giydiği türden.

Öyle olur olmadık derin dekolteler falan yok.

Tuhaf figürlü takılar, elbiseler de yok.

Sahnede atlama sıçrama

binbir çeşit canlandırma da yok.

Ama mikrofonu eline alıp da başladı mı şarkıya

sesi kaplıyor her tarafı.

Her dinlediğinizde hep aynı şaşkınlığı yaşıyorsunuz

bu nasıl güçlü bir sestir böyle diye.

Bir röportajında diyor ki;

iyi görünmeyi, dikkat çekmeyi severim ama insanların bana bakmasını değil beni hissederek dinlemesini istiyorum.

Çünkü ona göre müzik bir gösteri değil

ruhun dili ve önce kalplere hitap etmeliydi.

O nedenle herhangi bir sansasyonel olaya, gösteriye

ya da abartılı dekolte kıyafetlere gerek duymuyor

sesiyle herkesin kalbine dokunuyordu.

Gerçek sanatçı da böyle değil midir zaten?

Başarılı bir keman ya da piyano virtüözünü dinlerken

ya da mesela bir klasik müzik konserinde

hepsi siyahlar içinde bir grup insan görürsünüz sahnede

çoğu kez de konser bitmesin istersiniz

çünkü kalbinize, ruhunuza iyi gelmiştir.

NEŞET ERTAŞ KONSERİ

Büyük ozan Neşet Ertaş.

Bundan epey sene öncesi.

Harbiye’de konser veriyor.

Kaçırır mıyım hiç

bir grup arkadaş yerimizi aldık.

Baba baabaa tezahüratları ve alkışlar arasında çıktı sahneye.

Tabir caiz ise,

kıyamet koptu alkıştan.

Oturdu sandalyesine,

sazının ayarlarına baktı bir kaç dakika

sonra kalktı ayağa,
koydu bağlamasını sandalyesine

ve döndü mikrofona.

Belli bize bir şeyler söyleyecek.

Kesildi alkışlar,

nefesini tutmuş bekliyor herkes.

Afedersiniz ceketimi çıkarabilir miyim, hava sıcak, ceketle de biraz zor oluyor, izniniz var mı?

Cümlesini bitirmemişti ama yine koptu alkış.

Öyle böyle değil.

Hani derler ya yıkıldı ortalık.

Yıkıldı.

Biz ayaktayız o ayakta.

O eğiliyor selam veriyor

biz devam ediyoruz alkışlara,

bazılarımızın gözleri de doluyor.

SESİMİ DUYAN VAR MI

Düşünüyorum da

bir böyle sanatçılar var

bir de dekolte ötesi giyimleri
sansasyonel yaşamları,
tuhaf sahne hareketleri ile ne seyirciye ne yaşadığı ülkeye saygısı olmayan

değerleri kendinden menkuller.

Eskiden mecra bulamazdı böyleleri.

Ama şimdi bir akıllı telefon herkesin elinde,

sabah akşam sosyal medya

hem de çoluk çocuk gençler

her türlü zehire maruz kalarak.

Dünya alem sosyal medya yasaklarını bir bir uygularken

biz halen neyi bekliyoruz

anlamak mümkün değil.

Sesleniyoruz Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına

ama nafile.

Sesimi duyan var mı?

Bu cümle 1999 depreminde acı bir seslenişti,

yaşama tutunmaya çalışan depremzedelere.

Ne büyük acılardır unutulmayan.

Allah kimseye yaşatmasın böyle acılar.

Peki ya görünmeyen kültürel depremler?

Çoluk çocuk gençlerimizi zehirleyen dijital dünya?

Geleceğin şimdiden yıkımı yani

yok edilişi değil midir?

KÖTÜCÜLLÜK MODASI

Bir dizinin başrol oyuncusunun iç sesini duyuyoruz.

İyilik yokmuş, iyilikle uğraşmak boşunaymış diyor.

Kötülüğe kötülükle karşılık vermeye çalıştığı rolünde.

Birbirinin benzeri senaryolar

belli ki aynı odaklardan

benzer kalemlerden.

Hep bir didişme,

hep bir intikam

hep bir kötücüllük.

Hadi senaristler böyle yetiştirildiler

ya da reyting uğruna böyle yazıyorlar

peki yapımcılar,

nasıl izin verir buna?

Haydi diyelim yapımcılar da kötücüllüğü seçti

peki anlı şanlı mecraların yetkilileri

nasıl kolayca izin verir böyle cümlelere?

Hiç mi sorumluluk duymaz müşterisi gördüğü seyircilerine ve nasıl söyler böyle bir yalanı?

İyilik yok olur mu hiç?

Dünya bugün ayaktaysa

o beğenmedikleri iyiler ve

görmezden gelip de

yok zannettikleri iyilikler sayesindedir.

RTÜK yetkililerine de seslenmek istiyorum,

dikkatinizi çekmiyor mu?

Vurdulu kırdılı aksiyonların ya da mesela bir aile hikayesinin arkasına saklanan ince ayar kötücüllükler?

Sabah kuşağı programları ayrı

akşam haberleri ayrı.

Üstelik birebir kamera görüntüleri ile.

Hangi ülke televizyonlarında vardır böyle

sabah akşam izletilen cinayet haberleri?

Reality Show dedikleri

acı tünelden neden çıkamıyoruz bir türlü?

Yoksa deprem oldu da

sevgisizlik ve yozlaşmanın altında mı kaldık tümden?

Yazarın Önceki Yazıları Tüm Yazıları
DERLER Kİ 11 Aralık 2025
Başıboş durumlar 04 Aralık 2025
Acı Tüccarları 13 Kasım 2025
ŞİRAZE 06 Kasım 2025