Adile Naşit’e saygı duruşu
Bayram tatili haftasında yalnızca tek filmin gösterime girmesi ve salonlarda iyi film kıtlığı yaşanması karşısında yönümüzü dijital sinema platformlarına çevirmek zorunda kaldık… Geçen yıl ticari gösterime girdiğinde seyredemediğim “Adile Naşit” Netflix’e gelince bu kez karşısına geçmekte çok gecikmedim. Çağan Irmak’ın yönettiği film, Yeşilçam döneminin ünlü oyuncusu, Türk halkının kalbinde taht kurmuş unutulmaz sanatçının azim ve başarıyla dolu ama bir o kadar da trajik yaşamından kesitler aktarıyor.
1987’de sona eren hayatının son demlerinde ve sonrasında basın dünyamız Adile Naşit’in Türk mü Ermeni mi Rum mu olduğunu bol bol tartışmış, bu uğurda epeyce kalem oynatılmış, çene yorulmuştu. Oysa, senaryosu Nermin Yıldırım tarafından yazılan filme baktığımızda, Adile Naşit’in hayatında etnik kimliğinin ötesinde bilinmedik ne kadar çok şey varmış demekten kendimizi alamıyoruz. Evladını kaybetmesi ve hayatı boyunca çektiği acı, kocasının ölümünden sonra şoförüyle evlenmesi, hastalığının tedavisi için Paris’e gidişi, Müjde Ar gibi yıldızlarla yakın dostluğu etkili sahnelerle anlatılıyor “Adile Naşit”te. Yönetmen Çağan Irmak’ın (“Babam ve Oğlum”, “Issız Adam”, “Dedemin İnsanları”, “Nadide Hayat”, “Bizi Hatırla” vd.) günümüz Türk sinemasında Yeşilçam duygusunu ve damarını en iyi yakalayan isim olduğu da düşünülürse, karşımızda yalnızca bir biyografi çalışması olmadığı görülüyor. Türkiye’nin hafızasında özel yere sahip olan Adile Naşit ve Yeşilçam’a bir teşekkür mektubu gözüyle de bakılabilir bu filme. Münir Özkul’dan Tarık Akan’a, Sadık Şendil’den Kemal Sunal’a açılan yelpazede Adile Naşit’in sevgili set arkadaşlarını da bolca gördüğümüz film, Yeşilçam nostaljisini kuru taklitlerle değil, dönemin sıcaklığını yansıtarak yaşatıyor.
NEŞENİN ARDINDAKİ HÜZÜN
Adile Naşit’i yalnızca o çok özel kikirdek kahkahasını atan sevimli teyze, “Hababam Sınıfı”nda elinde zille merdivenlerden koşarak inen “koruyucu anne”, turşunun limonla mı sirkeyle yapılacağı tartışmasında zıvanadan çıkan öfkeli ve küskün eş olarak görmüyoruz. Ele aldığı kişiliği tüm o neşenin ardındaki hüzün ve acıyla birlikte tanıtan Çağan Irmak, sanat dünyasında güzelliğiyle ve şuhluğuyla öne çıkmayan, yıldız olmayan bir kadının sırtlandığı büyük yükü gösteriyor seyirciye. Tiyatrodan sinemaya geçiş, oradan televizyona sıçrayış, ardı ardına gelen başarılar ama ne olursa olsun derinlerde yatan kırılganlık çok iyi aktarılmış. Sanatçının oğlunu kaybetmesiyle ilgili dramatik katmanlar, filmin melodrama savrulmadan insani bir boyut ve yoğunluk yakalamasını sağlıyor.
DENGELİ ROMANTİZM
Filmin başarısında başroldeki Meltem Kaptan’ın büyük payı var. Çağan Irmak, Adile Naşit’e bire bir benzerlikten çok duygusal yansıtma becerisini tercih etmiş ve Meltem Kaptan da canlandırdığı sanatçının enerjisini ve duygusal derinliğini başarıyla tekrarlamış, “taklit” etmenin çok ötesine geçmiş. Diğer rollerdeki Serhat Tutumluer, Seda Bakan, Levent Can da gayet iyiler ve rollerinin hakkını karikatürleştirmeye kaçmadan veriyorlar.
Bir dönem filmi olarak dekorlarından kostümlerine ve ışık kullanımına açılan yelpazede yalnızca nostaljik görünme kaygısı gütmeyen “Adile Naşit”te, eski İstanbul’un tiyatro kulisleri, Yeşilçam setleri, yapımcı ofisleri, okuma provaları vb. dengeli bir romantizme tabi tutuluyor, arka plandaki görünmez mücadeleler de ihmal edilmiyor. Görünürdeki yüzüyle Yeşilçam döneminin iç dayanışmasını, dostluğu gösteren, seyircinin o dönemi neden hâlâ özlemle andığını hissettiren bir film var karşımızda. Adile Naşit’i özlediyseniz, bu mütevazı filmle kişisel bir saygı ve sevgi duruşunda bulunabilirsiniz.