Ağustos için 14 sıcak makale
İçindekiler
Dizel Tasarrufunu TCDD Politikaları ile Sağlamalıyız
Hükümet Yürürlükteki Antlaşmaları Yayımlamalı
CIPS Sistemine Türk Bankaları Hızla Eklenmeli
Tomra R2 PET Şişe Depozito Makinesi Pek Güzelmiş
Avrupa'nın Big Tech'e Kestiği Cezalardan Pay Almalıyız
Yazıcıoğlu Suikastının Filmi Yapılmalı
Boğazlar İçin Duba Köprüler Gerekli
Rumları KKTC'ye Davet Etmek
Jet Fadıl'ın Atıl Tesisleri
Tetikçiye Adam Öldürtmek Kaça?
ÇAYKUR Fermante Çay Üretmeli
Hindistan'da Millî Ödeme Sistemi Başarısı
Donanma Gemisine Dünya Turu Attıralım
Telekomda Cevap Öncesi Tarama Teknolojileri
Bu aralar jeopolitik gündem yoğun. Gelin bu hızlı gündeme uygun, herkesin ilgisine uyacak bir konu bulabileceği çeşitlilikte kısa kısa bazı politika önerilerimizi ilgili politika yapıcıların değerlendirmesine sunalım.
1. Dizel Tasarrufunu TCDD Politikaları ile Sağlamalıyız
Jeopolitik gelişmelere bağlı olarak petrol fiyatları son dönemde arttı. Bazen hızla artıyor, bazen hızla düşüyor; her durumda yüksek oynaklık mevcut. Fiyat oynaklığı bir risk göstergesidir ve fiyat koruma önlemlerinin (İng.: price hedging) maliyetini yükseltir.
Dizel (yakıt) fiyatları küresel ölçüde çok oynaktır ve Türkiye'de iç pazarda dizel kullanımını azaltacak tedbirleri değerlendirmeye almalıyız. Malum, Türkiye'nin rafinaj kapasitesindeki temel darboğaz dizel üretimidir.
İlk akla gelen ve oldukça etkili olabilecek bir konu, yurt içi yük taşımalarında TCDD'nin payını artırmaya yönelik tedbirleri devreye almaktır. Kamyonlarla taşınan bazı yükleri TCDD üzerine alabiliriz ve almalıyız.
Hangi şehirler arasında ve hangi ürünlerde bunun daha ekonomik olacağını incelemek gerekir. Türkiye'de karayolu ile mal akışları ağırlıklı olarak Marmara Bölgesi ile Akdeniz Bölgesi arasında ve Marmara Bölgesi ile Adana Bölgesi arasında gerçekleşmektedir. Bu kuşak civarındaki üretim tesisleri ve dağıtım merkezleri arasındaki taşımaları büyük ölçüde TCDD üzerine aktarmalıyız.
Elbette bu işin zorlukları vardır. TCDD taşımacılığının başı ve sonu zaten kısa mesafeli karayolu nakliyesi ve aktarma işi gerektirir. Yani bu süreçte para ve zaman kaybı vardır. Aktarma kaynaklı hasarlar oluşabilir.
Bütün bu zorluklara rağmen bu işi başarabilmeliyiz. TCDD istasyonlarını işlevsel aktarma merkezleri hâline getirebilmeliyiz. TCDD taşıma ve aktarma fiyatlarını düşürmeliyiz. Bu süreci destekleyen sigortacılık ürünleri sunmalıyız.
Aktarma işlemlerini kolaylaştıracak, yanları perdeli açılır, kamyon dorsesinde taşınabilir konteyner sistemleri tasarlamalıyız. Büyük karayolu lojistik firmalarını bu işe yönlendirmeli, hatta gerektiğinde zorlamalıyız.
Her üründe bunu uygulamak mümkün olmayabilir ancak uygulanabildiği kadar uygulanmalıdır.
TCDD'nin bu yeni ihtiyaçlar doğrultusunda daha ileri hizmet seviyeleri ve KPI'lar tanımlaması, bunların sonuçlarını da düzenli olarak yayınlaması gerekir.
TCDD altyapısına Cumhuriyet tarihi boyunca büyük yatırımlar yapıldı. Demiryolu modeli, ilk yatırım maliyeti yüksek ancak tonxKm başına işletme gideri hayli düşük olan güvenilir bir lojistik modeldir. Türkiye, yıllar boyunca yaptığı büyük yatırımların sonucunda, düşük işletme maliyeti avantajlarını kullanabiliyor olmasi gerekir.
TCDD'nin ilk ve son karayolu aktarma işlerini de elektrikli ve otonom kamyon/TIR'larla yapma yönünde ilerlemek akıllıca olacaktır.
Bu yazıda TCDD’ye odaklandık ancak özellikle İskenderun Körfezi ve İstanbul limanları arasında kabotaj taşımacılığı kapsamında düzenli (her gece İskenderun ve İstanbul’dan karşılıklı kalkış) ve sık sefer yapacak özel tasarımlı bir gemi filosunu devreye almak benzer yönde önemli avantajlar sağlayacaktır. Evet bu taşımacılık yavaştır ancak ton başına maliyet en ucuz yöntemdir ve birçok ürün grubunun taşınması için uygundur. Türkiye bu stratejiler sayesinde her gün on binlerce varil dizel yakıt tasarrufu sağlayabilir.
2. Hükümet Yürürlükteki Antlaşmaları Yayımlamalı
Örneğin ABD'nin yürürlükteki uluslararası antlaşmaları kamuya açık şekilde ilgili Dışişleri Bakanlığı internet sitesinde yayımlanmaktadır ("US Treaties in Force" olarak aranabilir).
Neden Türkiye aynısını yapmıyor?
Türkiye'nin yürürlükte bulunan uluslararası antlaşmalarının Dışişleri Bakanlığımızın internet sitesinde yayımlanması faydalı olacaktır.
Elbette bazı durumlarda tüm metnin yayımlanması uygun olmayabilir. Gizli maddeler bulunabilir. Ancak en azından antlaşma tarihi, taraflar, kapsam ve kısa özet gibi genel bilgiler paylaşılabilir.
Örneğin yapay zekâya "ABD'nin antlaşmalarını taratıp Türkiye ile ilgili yürürlükteki antlaşmaları listele." dediğinizde çeşitli alanlarda onlarca antlaşma listelenmektedir.
Bizim de bu bilgileri kendi bakanlığımızın veri tabanlarından alabilmemiz ve yapay zekâyı bu veriler üzerinde çalıştırabilmemiz gerekir.
Bu konuda şeffaflık sağlarsak eski antlaşmalardaki eksikliklerin düzeltilmesinin ve Türkiye'nin menfaatlerini ilerletecek yeni antlaşmalar yapılmasının da yolu açılmış olur.
Böylece yeni antlaşmaların daha kaliteli hazırlanmasını, daha iyi müzakere edilmesini ve suistimal riskinin azalmasını sağlayabiliriz.
3. CIPS Sistemine Türk Bankaları Hızla Eklenmeli
Çin'in liderlik ettiği uluslararası ödeme sistemi olan CIPS'e bugün 130'dan fazla ülkeden çeşitli finansal kuruluşlar katılmış durumdadır.
Asya, Latin Amerika ve BRICS ülkeleri zaten büyük ölçüde entegre olmuş durumdalar.
Bunun yanında Atlantik sisteminin en büyük bankaları olan Citibank, Deutsche Bank, HSBC ve Standard Chartered gibi bankalar da CIPS'e entegre olmuş vaziyettedir.
Türk bankaları ise neden bilinmez bu sisteme girmemektedir.
Belli ki birileri kulaklarını çekiyor, ayar veriyor.
Bu böyle olmaz.
Gerekirse kanun zoruyla Türk bankalarının CIPS sistemine entegre edilmesi ve finansal sistem üzerinden ABD'nin Türkiye üzerindeki etki gücünün azaltılması gerekir.
Türkiye'de bankacılık sektörü Türkiye'nin millî menfaatlerini ve ekonomik gelişimini desteklemelidir.
Yabancı çıkar gruplarının acenteliğini yapan ve Türkiye'den yurt dışına çeşitli şekillerde varlık transfer eden banka şubelerine ihtiyacımız yoktur.
Gerekirse bunların bankacılık lisansları iptal edilebilir.
4. Tomra R2 PET Şişe Depozito Makinesi Pek Güzelmiş
Son dönemde Türkiye'de PET şişelerin toplanması için otomat makineler devreye alındı.
PET şişeyi makinenin girişine atıyorsunuz. Makine şişeyi tanıyor, içeri alıyor ve hesabınıza ödeme yapıyor.
Bu işi dünyada en iyi yapan makinelerden biri Norveçli Tomra firmasının geliştirdiği sistemlerdir.
Bizim kullandığımız makineler de Tomra'nın eski modellerine benziyor.
Türkiye'nin mühendislik gücü bu tür otomatların en ileri tiplerini tasarlayıp üretebilecek seviyededir.
Türkiye eski tip otomatlarla yetinmemeli, vatandaşını eski teknolojiye mahkûm etmemelidir.
Tomra R2 makinesinin benzeri, hatta daha gelişmişi yerli üreticilerimiz tarafından tasarlanmalı, üretilmeli ve kullanılmalıdır.
(Tomra'dan ithalata gerek yoktur; yerli üretim yapılmalıdır.)
Belediyelerimiz de bu makineleri yaygınlaştırmalıdır.
R2'nin en önemli özelliği şişeleri tek tek vermek yerine topluca boşaltabilmenizdir.
Örneğin bütün plastik ve metal şişeleri büyük bir torbada, mesela IKEA poşetinde topluyorsunuz. Daha sonra torbanın tamamını makinenin haznesine boşaltıyorsunuz.
Makine bunları otomatik olarak ayırıyor ve ödemenizi gerçekleştiriyor.
Böylece makinenin verimi belki de elli kat artıyor.
Türkiye bu tip otomatları tasarlayıp üretebilmelidir.
Üstelik bu teknolojiyi geliştiren firmalar genelde sanayi tesisleri için robotik ayrıştırma makineleri de üretmekteler. Dolayısıyla bu alandaki yatırım genel sanayi verimliliğini de artıracaktır.
5. Avrupa'nın BigTek'e Kestiği Cezalardan Pay Almalıyız
Avrupa Birliği, çeşitli rekabet ihlalleri nedeniyle büyük Amerikan teknoloji firmalarına (BigTek veya ing. Big Tech) düzenli olarak milyarlarca dolarlık cezalar kesmekte ve ekonomisini kısmen de olsa korumaktadır.
Son yirmi yılda kesilen toplam ceza tutarı 25 milyar ABD dolarını aşmıştır. Özellikle son yıllarda rakamlar daha da artmıştır.
İlgili ABD firmaları Türkiye'de de benzer rekabet ihlallerini yapmaktadır. Ancak Türkiye'de adalet sistemimiz maalesef benzer ölçekte yaptırım uygulayamamaktadır.
Bu sorunu çözebilmeliyiz.
Ya Avrupa Birliği'nin kestiği cezalardan belirli bir pay almalıyız ya da Avrupa Birliği'nin mahkeme kararlarını ve cezalarını emsal kabul ederek aynı ihlaller için Türkiye'de de benzer yaptırımlar uygulamalıyız.
Avrupa Birliği toplu hareket ettiği için ABD'den ciddi yaptırımlar görmemektedir. Ancak tek tek ülkelerin aynı yolu izlemesi daha zor olabilir.
6. Yazıcıoğlu Suikastının Filmi Yapılmalı
FETÖ'nün oldukça üst düzey bir organizasyonel kapasite kullanarak öldürdüğü siyasetçi Muhsin Yazıcıoğlu dosyası son dönemde yeniden gündeme geldi. Buna benzer başka dosyalar da bulunmaktadır. Atlasjet olayı da benzer nitelikte bir örnektir.
Bunun gibi olayların belki beş-altı bölümlük diziler veya sinema filmleri hâline getirilmesi uygun olabilir. Böylece konunun daha geniş kesimler tarafından anlaşılması ve tartışılması kolaylaşabilir.
Yerli film sektörümüzün teknik ve sanatsal kabiliyetleri son yıllarda önemli ölçüde gelişmiştir. TSK'nın da helikopter ve uçak sahnelerinde sağlayacağı destekle hem görsel olarak hem de ticari açıdan başarılı yapımlar ortaya çıkabilir.
Atlasjet filmini mevcut Turizm Bakanı döneminde yapmak zor olabilir; ancak sonraki dönemde gerçekleştirilebilir.
7. Boğazlar İçin Duba Köprüler Gerekli
Türkçede "duba köprü" veya "tombaz köprü" denilmektedir. İngilizcede ise pontoon bridge olarak geçmektedir.
Bu sistemde kamyonlar yüzer duba modüllerini taşır. Kamyon geliyor, dorsesini suya indiriyor, katlanmış duba modülü suda açılıyor. Onlarca kamyonun getirdiği dubalar ekipler tarafından birbirine bağlanıyor ve kısa sürede yüzlerce metre uzunluğunda yüzer bir köprü oluşturulabiliyor.
Özellikle Çin ordusu bu yetkinliklerini oldukça ileri seviyeye ulaştırmıştır.
Bu köprülerden otomobiller, yayalar, tanklar ve diğer askerî araçlar geçebilmektedir.
Türkiye'nin de bu sistemleri belirli askeri depolarda hazırda bulundurması ve belirli aralıklarla İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında tatbikat yapması ( Boğaz trafiğini kısa sureli kapatarak, misal kıtalararası yüzme yarışları sırasında) faydalı olabilir. Bu görev TSK tarafından yürütülebileceği gibi başka kurumlar da görevlendirilebilir.
Olası bir savaş veya deprem döneminde devre dışı kalabilecek ya da yetersiz kalabilecek köprü kapasitesini kısa sürede artırmak açısından bu çözümler oldukça değerlidir ve savunma kapasitemizi artıracaktır.
Hem Çanakkale Boğazı'nda hem de İstanbul Boğazı'nda belirlenen bölgelerde düzenli duba köprü tatbikatları yapılabilir.
Ayrıca Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada Fırat, Dicle, Meriç, Aras ve Tuna gibi önemli nehirler bulunmaktadır. Olası askerî harekâtlar veya afet dönemlerinde bu nehirlerde geçici köprü ihtiyacı doğabilir.
Baraj havzalarında da benzer geçiş ihtiyaçları oluşabilmektedir.
Marmara Denizi'nin belirli bölgelerinde aşırı su kirliliğini sınırlandırmak amacıyla duba temelli yüzer bariyer sistemleri kurulabilir.
Baraj havzalarındaki maden kazalarında kimyasal yayılımını sınırlandırmak amacıyla da kullanılabilirler.
Benzer şekilde bu tür modüler yüzer platformların Ege Denizi'nde çeşitli askerî amaçlarla değerlendirilmesi de mümkün olabilir. Dost ülkelerin talebi üzerine Süveyş körfezi, Akabe körfezi geçişleri veya Hazar Denizi civarındaki nehir geçişlerinde dönemsel olarak köprü kapasitesi artışları sağlayabilirler.
Bu platformlar gerektiğinde deniz trafiğine izin verecek şekilde açılır-kapanır olarak da tasarlanabilir.
Bu yazıda önerilen sistemler daha çok geçici amaçlı modüler yapılardır. Ancak aynı teknoloji kullanılarak kalıcı yüzer köprüler de yapılabilmektedir.
Örneğin ABD'deki Evergreen Point Floating Bridge (520 Köprüsü) yaklaşık 2 kilometreyi aşan uzunluğa sahiptir.
Türkiye'nin savunma sanayii tedarikçileri arasında askerî ve sivil amaçlarla bu tür dubaları üretebilen firmaların bulunması faydalı olacaktır.
Unutmamak gerekir ki bu tür yüzer köprülerin maliyetleri asma köprülere göre kat be kat daha düşüktür.
Türkiye Boğazlara pahalı asma köprüleri uluslararası ticaret gemileri, konteyner gemileri ve petrol tankerlerinin kesintisiz geçişini sağlamak amacıyla yapmaktadır. Bu nedenle bu maliyetli altyapının uluslararası ticarete sağladığı faydanın maliyet bölüşümü konusunda farklı finansman ve tazminat modelleri de değerlendirilebilir.
8. Rumları KKTC'ye Davet Etmek
İsrail'in Kıbrıs Rum kesimindeki siyasi ve ekonomik etkisinin arttığı gözlemlenmektedir.
Bu durumdan rahatsız olan çok sayıda Kıbrıslı Rum da bulunmaktadır.
Kıbrıslı Rumların özgür ve demokratik bir ortamda yaşamaları ve fikirlerini daha rahat ifade edebilmeleri amacıyla KKTC'ye davet edilmeleri ve geçici oturma izni verilmesi değerlendirilebilir.
Vergilerini KKTC'de ödemeleri ve uzun yıllar komşularına ve kanunlara saygılı şekilde yaşamaları hâlinde ilerleyen süreçte KKTC vatandaşlığı imkânı da değerlendirilebilir.
KKTC'nin uluslararası meşruiyetini, saygınlığını, görünürlüğünü ve kurumsal yapısını güçlendirecek benzer politikalar üzerinde çalışılabilir.
KKTC makamlarının onaylayıp, damgalayıp vereceği resmi geçici oturma izinleriyle, ilgili Rumların, Türkiye'ye deniz ve hava yoluyla girişleri konusu da mümkün hale getirilebilir. Mevcut durumda Kıbrıs Rumları Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu ile TC ye vize ile giriş yapabiliyorlar ancak bu durum bence sakıncalıdır. Kıbrıs Türkleri, kendi milli KKTC pasaportları ile Avrupa Birliği ülkelerine serbest geçiş yapamadıkları sürece Kıbrıs Rumları da Türkiye ye geçiş yapamamalıdırlar. Bir gün geçerler ise Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu değil Kıbrıs Rum kesimi pasaportu ile girebilirler.
9. Jet Fadıl'ın Atıl Tesisleri
Türkiye'de çok sayıda tesis çeşitli nedenlerle yıllardır atıl durumdadır.
Bu sorunlar zamanında çözülemediği için on binlerce kişilik istihdam kaybı ve büyük ekonomik zarar oluşmaktadır.
Her ne kadar bunlar özel sektör yatırımı gibi görünse de ortaya çıkan ekonomik maliyet bütün toplumun üzerine yüklenmektedir.
Örneğin Didim'deki Caprice Gold Oteli yıllardır atıl durumdadır.
İstanbul'da yıllardır tamamlanamamış büyük gayrimenkul projeleri bulunmaktadır.
Bu projeler binlerce mağdur oluşturmuştur. Ancak hâlen ekonomik bir çözüme ulaşılamamış olması hukuk sistemimizin çözmesi gereken önemli sorunlardan biridir.
Benzer örnekler oldukça fazladır.
Antalya Kemer'deki Naturland Eko Park, İstanbul Riva'daki Legend Otel, Alanya Kestel'deki Sunset Beach Otel ve İstanbul'daki çeşitli gayrimenkul projeleri bunlardan bazılarıdır.
Zincirlikuyu'daki Tat Kuleleri yıllardır tamamlanmasına rağmen ekonomiye kazandırılamamıştır.
Bostancı AVM benzeri başka örnekler de bulunmaktadır.
Ekonomilerde miras davaları, iflaslar, ödenemeyen borçlar ve tapu sorunları nedeniyle bu tür sorunlar ortaya çıkabilmektedir.
Ancak buralara milyarlarca dolarlık yatırım yapılmıştır.
Bunlar sadece özel sektörün parası değildir. Bunların içinde vatandaşın tasarrufları, banka kredileri, kamu alacakları ve kaybedilen istihdam da bulunmaktadır.
Bu kronik sorunların gerekirse TBMM'de yapılacak özel düzenlemelerle çözülmesi değerlendirilebilir.
Uzun yıllar çözülemeyen projelerin ekonomiye kazandırılması için kamulaştırma veya farklı kamu-özel ortaklığı modelleri tartışılabilir.
Asıl amaç bu tesislerin yeniden üretime, turizme ve istihdama katkı sağlaması olmalıdır.
Didim'deki oteli veya Zincirlikuyu'ndaki Tat Kulelerini işletebilecek çok sayıda yerli şirket bulunmaktadır.
Kamu şirketleri de özel sektör şirketleri de bu görevi üstlenebilir.
Peki neden bu yollar açılamıyor?
Örneğin Tat Kuleleri'nin inşaatı 1989 yılında başladı.
Aradan onlarca yıl geçti.
İstanbul'un en değerli bölgelerinden birinde bulunan iki büyük kule hâlen tam kapasiteyle ekonomiye kazandırılamamış durumdadır.
Bu ihmallerin ekonomik maliyetini de dikkate almak gerekir.
10. Tetikçiye Adam Öldürtmek Kaça?
Anlaşıldığı kadarıyla ülkemizde organize suç örgütlerinin sık kullandığı yöntemlerden biri de tetikçi kiralayarak adam öldürtmek veya yaralatmaktır.
İşsizliğin ve umutsuzluğun özellikle gençlerde yüksek olduğu ortamlarda böyle bir suç piyasası oluşabilmektedir.
"Sen şu kişiyi öldür, yakalanınca şu ifadeyi ver, yaşın genç olduğu için şu kadar ceza alırsın, ailene biz bakarız, çıkınca işin hazır." şeklindeki sözlü ve hukuksuz anlaşmalar ciddi bir güvenlik sorunudur.
Bu durumun önlenmesi gerekir.
Tamamen ortadan kaldırılması mümkün olmayabilir ancak zorlaştırılması mümkündür.
Bunun için bir yöntem, potansiyel tetikçilere yönelik kontrollü polis operasyonları düzenlenmesi olabilir.
Gizli polis ekipleri sahte hedefler belirleyerek tetikçi arayabilir ve anlaşma aşamasına gelen kişileri suç ortaklarıyla birlikte yakalayabilir.
Bu tür operasyonlar yılda birkaç kez dahi yapılsa caydırıcılığı yüksek olabilir.
Diğer taraftan tetikçiler yakalandıktan sonra suçun azmettiricilerine ulaşabilmek amacıyla ailelerinin yakın takibe alınması faydalı olabilir.
Bir başka yaklaşım ise yapay zekâ destekli suç analiz sistemleridir.
Tetikçilik yapan kişilerin önemli bir kısmı tamamen sabıkasız kişiler değildir.
Suç geçmişindeki örüntüler analiz edilerek yüksek risk taşıyan kişiler daha erken aşamada tespit edilebilir.
Elbette bütün bunların etkili olabilmesi için emniyet ve adalet sisteminin kurumsal kapasitesinin güçlü olması ve FETÖ ajanlarının tamamen sistemden çıkartılması temel şarttır.
11. ÇAYKUR Fermante Çay Üretmeli
Kombu çayı veya Kombucha olarak bilinen fermante çay; siyah veya yeşil çayın şeker ve belirli mikroorganizmalarla fermantasyonu sonucu elde edilen, genellikle soğuk tüketilen bir içecektir.
Avrupa'da marketlerde oldukça yüksek fiyatlardan satılmaktadır ve gazlı içeceklere alternatif olarak görülmektedir.
Kökeni Asya'dır.
Türkiye'de sınırlı ölçüde üretilmektedir.
Ancak ÇAYKUR bu alana yatırım yapar ve güçlü bir tanıtım kampanyası yürütürse hem ihracat geliri oluşur hem iç pazarda yaygınlaşma sağlanır.
Gazlı ve şekerli içecek tüketiminin bir kısmının dahi fermante çaya kayması, toplumdaki aşırı şeker tüketiminin azalmasına katkı sağlayabilir.
Bu da obezite ve çeşitli sağlık sorunlarının azalmasına destek olabilir.
Kombu çayının küresel pazar büyüklüğü yaklaşık 4 milyar dolar seviyesindedir.
Ancak büyüme hızı oldukça yüksektir.
2030'lu yıllarda 15 milyar dolara yaklaşması beklenmektedir.
Bu nedenle hızla büyüyen bu ürün grubunun ciddiyetle değerlendirilmesi faydalı olabilir.
Karadeniz ekonomisindeki üretim fırsatlarından söz etmişken ahşap oyuncak sektörünü de atlamayalım.
Hayli pahalıya satılan Brio markasının ürettiği ahşap oyuncak setleri dünyada oldukça başarılı olmustur. Lego benzeri ahşap parçaları birleştirip çocuklar oyuncak arabaları ve trenleri için yollar vs. yaratabilmektedirler.
Karadeniz'deki ormancılık altyapısı sayesinde Türkiye de benzer kaliteli ahşap oyuncaklar geliştirebilir.
Oyuncak sektörünün daha fazla ahşap ürün kullanması çevresel açıdan da olumlu sonuçlar doğuracaktır.
Yapboz üreten yerli firmalar bu alana rahatlıkla girebilir.
12. Hindistan'da Millî Ödeme Sistemi UPI’nin Başarısı
Hindistan önemli bir dönüşümü başardı.
2005 yılında yabancı kredi kartı sistemlerinin hâkim olduğu ödeme altyapısı bugün büyük ölçüde yerli ve milli olarak Devlet kurumlarının geliştirdiği UPI (Unified Payments Interface) sistemi üzerine kurulmuştur.
Bu sistem hem vatandaşlara daha düşük maliyetli hizmet sunmakta hem de ödeme verilerinin ülke içinde kalmasını sağlamaktadır.
Ayda 20 milyarın üzerinde işlem UPI üzerinden gerçekleştirilmektedir.
Sistem, yabancı kredi kartı altyapılarını tamamen geride bırakmıştır.
Bu önemli bir başarıdır.
Türkiye'nin TROY sistemi ise henüz benzer başarı seviyesine ulaşamamıştır.
Bu konuda daha güçlü teknolojik ve ticari stratejiler geliştirilmesi faydalı olabilir.
13. Donanma Gemisine Dünya Turu Attıralım
Bildiğim kadarıyla şimdiye kadar hiç bir Türk savaş gemisi Dünya turunu tamamlamadı. Bunu yapan çeşitli ülkelerden savaş gemileri var. Bence güzel bir proje olurdu, hem tarihimizde hiç uğramadığımız çeşitli ülke limanlarına gemimiz uğrardı hem de askeri, istihbarati, diplomatik, bilimsel çeşitli görevleri bu yolculuk sırasında gerçekleştirirlerdi. Gemilerin mühendislik seviyesini ilerletmek, yerli uydular ile bağlantılı yeni bazı haberleşme protokollerini test etmek için de bu tür görevler kullanılabilir. Tek gemi için belki bu görev biraz riskli olabilir. Belki içinde bir lojistik destek gemisi de olan 2 veya 3 gemilik küçük bir filo ile yapılması daha düşük riskli ve yüksek faydalı olabilir.
14. Telekomda Cevap Öncesi Tarama Teknolojileri
Türkiye'de telekom hizmetlerinde rekabet seviyesi son yıllarda azalmıştır.
Oysa dünyada hızla gelişen teknolojilerden biri de arayan kişinin amacını telefonu açmadan önce kullanıcıya gösterebilen sistemlerdir.
Telefon çalarken ekranda "X firmasından pazarlama araması" veya "Dolandırıcılık şüphesi" gibi bilgiler görülebilmektedir.
Daha ileri sistemlerde ise yapay zekâ destekli telesekreter çağrıyı önce kendisi karşılamakta, aramanın amacını öğrenmekte ve kullanıcıya özet bilgi sunmaktadır.
Kullanıcı isterse görüşmeye daha sonra bağlanmaktadır.
Arayan taraf ister insan ister yazılım olsun, yapay zekâ bu çağrıyı yönetebilmektedir.
Bu tür hizmetler dünyada hızla standart hâle gelmektedir.
Türkiye'deki telekom operatörlerinin de inovasyon seviyelerini artırmaları ve bu teknolojilere yatırım yapmaları faydalı olacaktır.