‘Ah Güzel İstanbul’ heykeli
Cumhuriyet’in 50. yıldönümü nedeniyle 1974 yılında Gürdal Uyar tarafından yapılıp Karaköy Meydanı’na konulan ama bir süre sonra CHP-MSP Hükümeti tarafından “müstehcen” olduğu gerekçesiyle yerinden alınarak bir anda yok edilen -ya da kaybolan- ‘Ah Güzel İstanbul’ heykeli ile sinemamızda “Utanç Yılları” ya da “Yitik Yıllar” olarak tanımlanan seks filmleri salgınının yakın bir ilgisi vardır. Bu yakınlık, ‘nü’ tarzındaki heykelle, seks filmleri arasındaki öz ve de biçimsel yönden değil de o dönemdeki siyasal iktidarın porno ile sanat arasındaki olguya çelişkili yaklaşımından kaynaklanır.
Tufan Türenç, 20 Nisan 2004 yılında Hürriyet gazetesindeki köşesinde heykelin öyküsünü şöyle anlatır:
“1974 yılı başında Cumhuriyet’in 50. yıldönümü nedeniyle bazı sanatçılara kent meydanlarına dikilmek üzere bazı heykeller sipariş edildi. Bu sanatçılardan biri de Gürdal Duyar’dı. Sanatçıdan Karaköy Meydanı’na dikilmek üzere İstanbul’u tasvir eden bir heykel yapması istendi. Duyar, İstanbul’a aşık bir sanatçı olarak güzel, dişi bir kadın heykeli yaptı. Sanatçı, geriye doğru hafifçe uzanmış çıplak kadın figürüyle İstanbul’u tasvir ediyordu.
“‘Güzel İstanbul’ heykeli törenle Karaköy’e, tam Yüksek Kaldırım’ın ağzına, meydana hakim bir yere dikildi. Sonra da kıyametler koptu. O sırada ülkeyi CHP-MSP koalisyonu yönetiyordu. Ecevit başbakan, Erbakan da başbakan yardımcısıydı. Yapıtı müstehcen bulan, bu nedenle de dini inançları rencide ettiğini öne süren MSP’liler, başta Erbakan olmak üzere heykele taktılar ve kaldırılmasını istediler. Tartışmalar basına yansıyınca daha da büyüdü. Öyle bir noktaya gelindi ki bu heykel yüzünden neredeyse koalisyon dağılacaktı. Sonunda 21 Mart’ta bu ‘edep dışı!’ heykelin sökülüp atılmasına karar verildi. Heykel aynı günün gecesi balyozlu adamlar tarafından kaidesi parçalanarak ve bir kolu koparılarak Karaköy’den söküldü ve bilinmeyen bir yere götürüldü.”
Türenç, daha sonra bu kaybolan heykelin peşine düştüklerini, önce sahil yolundaki belediye ait bir depoda saklı tutulduğunu, ancak oraya gittiklerinde oradan da bir başka yere nakledildiğini öğrendiklerini anlatır. Aradan yıllar geçen heykel yeniden unutulup kayıplara karışır. Uzun bir süre sonra, 2007 yılının Ekim ayında bir gazeteci tekrar peşine düşer ve onu yine Yıldız Parkı’nın gözlerden uzak bir köşesinde bulur. Bulur ama, bu kez de heykelin göğüslerinin görünmemesi için, ailelerin şikayetleri üzerine Büyükşehir Belediyesi tarafından çevresinin fidanlarla örtülerek gizlendiği görülür.
Yıllar yılı İstanbul halkının gözünden “müstehcen” olduğu gerekçesiyle kaçırılıp saklanan bu heykelin sinemayla olan ilişkisi ise heykelin kaldırılışı ile sinemamızdaki seks filmleri salgınının aynı siyasal iktidarın dönemine denk düşmesidir.
Türk sinema tarihine “Utanç Yılları” olarak geçen 1974 ile 1978 arasındaki seks filmleri salgınının bir başlangıcı Cumhuriyet tarihinin en tutucu siyasal iktidarlarından bir olan Cumhuriyet Halk Partisi ile Milli Selamet Partisi’nin koalisyonu dönemine denk düşer. Milli Cephe olarak adlandırılan bu dönemde ‘Ah Güzel İstanbul’ heykelinin göğüsleri görünüyor diye yerinden kırılarak kaldırıldığı günlerde, on sinemadan sekizinde gösterilen hard porno filmler karşında aynı kişiler, tüm uyarılara karşın sessiz kalmayı tercih ederler. O dönemin siyasal iktidarının 1974 ile 1978 arasında başta sinema adamları olmak üzerde, yazar-çizerlerle tüm aydınların bu filmlere karşı başlattığı kampanyaya destek ve kulak vermedikleri gibi birkaç etkisiz polisiye tedbirin dışında, önleyici ve caydırıcı hiçbir önlem almadıkları da gözlenir. Önceleri aileleri, kadınları, sonrasında ise yapımcı, yönetmen ve oyuncuları sinemadan uzaklaştıran bu salgın tüm uyarılara rağmen siyasal iktidarın tedbir almaktaki ilgisizliği sonucu dört yıl hüküm sürerek Türk sinemasındaki en talihsiz dönemlerden birini oluşturur.
Bazen geçmişe dönüp bakmak günümüzdeki kimi sorunların çözümlenmesine de yardımcı oluyor. En azından nelerin değiştiği ile nelerin hala bırakılan yerde kaldığını görebiliyoruz. Bu coğrafyada ister çıplak ister giyinik olsun heykeller her zaman sorun olmuştur. Ve ne yazık ki hâlâ da olmaya devam etmektedir.