Ahilikten günümüze
Çocukluk günleri.
Okuldan eve gelip de kimseyi bulamadıysak evde
hiç telaş etmezdik.
Çünkü kapısını çalabildiğimiz güvenilir komşularımız vardı ve biz bilirdik onları.
Hatta böylesi durumlar için tembihliydik.
Gülten teyzeni üzmeyesin,
ben gelene kadar da ödevlerini bitiresin diye.
Eminim çok tanıdık gelmiştir
bu cümle bir çok okuyucumuza.
Bazen bir an önce evimize gitmek isterdik ama çoğu kez de
bu komşu teyzeler cazip bile gelirdi bizlere.
Onların yaptığı bir börek kimi kez daha lezzetli olurdu mesela.
Sırf annemiz üzülmesin diye
belli etmezdik ama ne verilirse siler süpürür yerdik.
Hele de yaşıt çocuklar varsa o komşu evde
vaktin nasıl geçtiğini anlamazdık zaten.
Bu sadece yaşadığımız bina ile sınırlı olmaz
bulunduğumuz mahalle ya da mesela okulumuzun çevresinde
gidilecek esnafları da bilirdik.
Eczacı Nihal hanım, börekçi Nurettin amca.
Aileler onları, onlar aileleri tanırdı.
Çoğu dükkanda gazete bulunur,
gelen gidenlerle sohbetler olurdu.
Kırmızı beyaz damalı tabak
ve ince belli bardakta çay ise ille de ikram edilirdi.
Bayılırdım denk geldiğim sohbetlere.
Belki de o yıllardan kalmadır esnaf sevgim.
Çccuklara gazoz da ikram edilir,
bazen de arka taraftan getirilen bir poğaça olurdu,
hanım yapmıştı dün,
eh kısmet sizeymiş diye.
Bayramlarda ise
mutlaka lokum, şekerleme.
İkramın bol olduğu,
veren elin gücünün bilindiği
hele de misafir statüsündeyse gelen
yeme içmenin esirgenmediği ülkemizde
meğer ne güzel paylaşımlarmış bunlar.
Oysa şimdi öyle mi?
Modernite belasına yenik düşe düşe
otel ruhlu binalarda ne biz tanıyoruz yan komşumuzu
ne üst komşu tanıyor bizi.
Kendin ol diye diye farkında bile değiliz sahip olduğumuz obezite egoların.
Yetmez gibi bir de,
dijital dünya girince hayatımıza
adeta dibine vurduk yaşamın.
Artık ne öyle komşu var ne de esnaf.
Eve sipariş veriyoruz en basit bir tostu ya da köfteyi.
Oysa o eski çocukluk yıllarımızın esnaflarının
hem o küçücük dükkanları hiç boş kalmaz
hem de Allah bereket versin dedikleri kasaları
arada borç da verirdi
düğün hazırlığındaysa mahallenin gelini, damadı.
Ahilik geleneğimizin birer
simgeleriydi her birisi.
Ne büyük zenginlik.
Dünya alem örnek alırdı,
ürettikleriyle biricikti çünkü hemen hepsi.
Şimdi öyle mi?
Açıldı AVM’ler
elalemin markalarına ödüyoruz dünya para, üç beş firma zengin olurken
biz ise olduk birbirinin benzeri adeta birer kopya.
Artık bir de internet olunca
kapıda tüm siparişler depolardan depoya kargolarla.
Eskiden bir göz dolap ama her biri birbirinden özel dikim olunca
olurduk hem şık hem de alımlı zarif biricik.
Bir kutnu kumaşla ne kolaydı mutluluk.
KENDİ MASALINI YAZMAK
Bize diyorlar ya, kendin ol
ama demiyorlar ki
değerlerin varsa anca onlarla olabilirsin kendin.
Üç beğeni yok beş beğeni
diye olmadık hokkabazlıklarla
gereğinde minicik bebekleri bile reklam malzemesi gibi sunarken ana babalar
gelip geçici şu sanal dünyada
bir dijital boşlukta kaybolup gidiyor bir dolu hatıralar.
Oysa dilden dile dolanıp da
nesillerden nesillere unutulmaz olanı
anca kendi dünyanda yaşadığın sahici hikayelerindir.
Zaten masallara dönüşen tam da bu değil midir?
O halde, haydi hep beraber
seni sen yapan ailenle, vatanınla, milletinle sahip çık değerlerine
geliyorken bir bayram,
büyük küçük elele edelim sohbet.
Dünyayı yok etmeye yemin etmiş sapkın ve sapıklar
henüz tüketmemişken eldeki kıymetlerimizi
olalım bir ve birlik.
Yazalım bugün var yarın belki de yok dediklerimizle birer masal.
İyi bayramlar olsun hepimize