Alevi katliamı Türkiye’ye uyarı mı?
30 Eylül’de yaklaşık 21.30’da, Suriye’nin Homs vilayeti kırsalında Masyaf Köprüsü üzerinde Fahel Köyü’ne yakın bir noktada bir minibüs tarandı. 7 kişi öldü, 4 kişi yaralandı. Katledilenlerin ve yaralıların tamamı Alevi. Silahlı kişiler minibüsü durdurup/tarayıp öldürüyor. Fail henüz bilinmiyor. Bazı yerel kaynaklar saldırganların güvenlik görevlisi gibi davranarak aracı durdurduğunu ve kimlik kontrolü yaptıktan sonra ateş açtığını bildiriyor. Birçok bölgede olduğu gibi Homs ve çevresinde Alevi sivillere yönelik kimliği belirsiz silahlı saldırılar zaten 2025-2026 boyunca kayda geçmiş bir örüntü. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Alevi sivillerin hedef olduğu cinayetlerin sürdüğünü, kızlarının kaçırıldığını, zorla Şara rejiminin bölge komutanları veya şeyhleri tarafından alıkonulduğunu, faillerin çoğu kez bilinmediğini aktarıyor.
Suriye’de Esad sonrası dönemde Alevilere yönelik intikam saldırıları, katliamlar, insan hakları ihlalleri, resmi kurumlardan atılmalar ve nice zulüm zaten yaşandı. 2026’nın ilk iki ayında Homs’ta, çoğunluğu Alevi yaklaşık 30 sivil motosikletli saldırganlar tarafından infaz edildi. Suriye’de bir insanın Alevi olması, onu bazı intikamcı grupların gözünde kolektif bir düşmana dönüştürebiliyor. Bireyin kimliği, niyeti ve suçu yerine ait olduğu düşünülen kategori üzerinden ölüm riski belirleniyor. Geçmiş dönemin hesabının Alevi işçiden sorulması adalet değil; kolektif cezalandırma mantığıdır. Alevi sivillerin kolektif olarak Esad yönetimiyle özdeşleştirilmesi, yeni Suriye’nin en büyük mayınlarından biri.
Suriye’deki minibüs saldırısı, aynı gün Suriye’nin enerji altyapısındaki patlamalarla birlikte gerçekleşti. Bir gaz hattı patladı ve elektrik üretim tesisleri etkilendi. Ertesi gün başka bir elektrik tesisi tamamen yandı. Suriye’de ciddi bir elektrik hizmeti sorunu var. Bazı bölgelerde elektrik kesintileri günlük işkenceye dönüşmüş durumda. Güvenlik uzmanları bunları Suriye Devleti’nin güvenlik ve enerji altyapısına yönelik daha geniş baskı bağlamında tartışıyor. Bu yüzden kazmayı kurşuna değil; fail, ağ, finansman, komuta zincirine ve özellikle uluslararası sahada vuku bulan önemli olaylara vuralım.
SALDIRI TESADÜF MÜ?
Alevilerin hedef alınmasının arkasında farklı çıkarlar bulunabilir, doğrudan intikam isteyen yerel aktörler işin içinde olabilir. Alevi topluluklar rejimle özdeşleştirildi. Esad sonrası dönemde “intikam” cinayetleri yaşandı. Saha kaynakları, kıyı bölgesindeki kitlesel Alevi katliamlarında farklı silahlı grupların rolünü ve bazı saldırı zincirlerinin yeni güvenlik yapılanmasına katılmış unsurlara kadar uzandığını ortaya koymuştu. Dolayısıyla bir Alevi işçi minibüsündekilerin katledilmesi sadece yedi kişinin öldürülmesi değildir. “Devlet sizi koruyamıyor!” mesajıdır. Bu mesajın siyasi değeri, saldırının kendisinden çok daha büyük olabilir.
Alevileri yeniden silahlı karşılığa itmek isteyenler olabilir; Alevi siviller öldürülür, Aleviler haklı olarak devlete güvenini kaybeder, maruz kaldıkları baskı ve zulümler silahlanmalarını ve kendi güvenlik yapılarını oluşturmaya sevk edebilir. Böylece fail bir kişiyi öldürür ama yüz binlerce insanın birbirinden korkmasını sağlar. Suriye’nin son 15 yıllık tarihinde bunun nasıl çalıştığını biliyoruz.
Suriye’de kullanılmaya elverişli kişiler çok. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal yapı paralı asker devşirmeye çok uygun. Büyük projeler için kullanılan ve halen faal olan DEAŞ ve bazı küçük cihatçı örgütler; Aleviler, Şiiler ve diğer azınlıkları mezhepsel düşman kategorisine koyuyor.
ALEVİLERİ SİLAHA İTMEK
“Aynı hafta içerisinde enerji altyapısı, azınlık güvenliği ve devletin güvenlik kapasitesi aynı anda mı test ediliyor?” sorusunu araştırmaya değer buluyoruz. Zira tam bu saldırının gerçekleştiği günlerde, resmen doğrulanmasa da Şara rejimi ile Lübnan Hizbullah’ı arasında Türkiye’de gizli görüşmeler yapıldığı gündeme geldi.
“Türkiye bu görüşmeyi yaptırdı ve saldırı bunun üzerine gerçekleştirildi!”, henüz kanıtlanmış bir nedensellik değil. İddia edilen gündem de çok önemli: Suriye’nin Lübnan’a askeri müdahalede bulunmaması, Hizbullah’ın güvenlik endişeleri, Suriye üzerinden silah kaçakçılığının önlenmesi, Suriye’nin güneyinde uyuyan hücrelerin etkisizleştirilmesi.
Türkiye, iddiaları “tamamen asılsız/fabrikasyon ve spekülatif” diye niteledi; Suriye yönetimi de görüşme olmadığını söyledi. Ama ve lakin bu görüşme hasıl olduysa ve eğer Türkiye gerçekten Şam-Hizbullah arasında kanal açıyorsa, bu kanaldan rahatsız olabilecek taraflar var. Bu nedenle saldırı, faili kim olursa olsun, Şam’ın ve arkasında duran Türkiye’nin güvenlik kapasitesini siyasi olarak zedeliyor.
Zira bu saldırılar “bölgedeki bütün aktörlerle konuşabilen tek merkezlerden biri ben olayım” iddiasında olan Türkiye’nin çalışmalarına zarar vermektedir. İsrail’in stratejik olarak neden rahatsızlık duyabileceğini anlamak mümkün. Çünkü İsrail açısından ideal denklem; İran, Hizbullah, Suriye arasındaki bağlantının mümkün olduğunca parçalı olmasıdır. Buna karşılık Türkiye, Şam ve Hizbullah arasında yeni bir iletişim kanalı oluşması, Hizbullah’ın Suriye üzerinden çevrelenmesi ve Şam’ın Lübnan’a müdahale etmemesi konusunda uzlaşma sağlanması, bölgedeki bazı çatışma dinamiklerini değiştirebilir. Alevi işçi minibüsü katliamı burada yeniden anlam kazanıyor.
TRUMP REJİMİ YÜK PAYLAŞIMINA DOĞRU
Türkiye bütün bölgesel aktörlerin birbirleriyle konuşabileceği kanalı elinde tutmaya çalışıyor. Sarhoşluk gitti akıl Trump’ın başına sokuldu. Zira İran’da duvara tosladı. Yemen’de çaresiz. Lübnan’da İsrail nihai hedefine gidemiyor. ABD ekonomisi alarm veriyor. Trump seçimlerle yüzleşecek. Onlarca milyar dolarını aldığı Suudi Kralı’nın yardımına gidemedi. Bu gerçekten bir yöntem değişikliği. Ama hedef mutlaka değişmiş olmak zorunda değil. Trump rejimi, İran’ı doğrudan devirmek” ile “İran’ın bölgesel ağını yönetmek” arasında geçiş yapıyor olabilir. Tahran’la, Hizbullah’la, Husilerle doğrudan savaş pahalı, Şara’yı Lübnan’da savaşa sokmak gibi yeni ve öngörülemeyen riskler yerine, Türkiye, Şam, Körfez ve Lübnan devleti ile bölgesel yük paylaşımı daha cazip hale gelebilir.
Türkiye aynı anda, Şam’la konuşuyor, Hizbullah’la kanal açıyor, İran’la konuşabiliyor, İsrail ile kapalı toplantı yapabiliyor. Bunlar olurken büyük güç rekabeti, devletlerin zayıflaması ve vekil güçlerin çatışması birleştiğinde, oyun kuranlar ile oyunbozanların mücadelesinde Aleviler, çoğu zaman güvenlik açığının en kırılgan tarafı hâline geliyor; oyunu kuranların hesapları değişiyor ama faturayı her daim emekçi Alevi, Sünni, Dürzi, Hristiyan, Ezidi, Yahudi ödüyor.