16 Ekim 2026 Cuma
İstanbul 11°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

ALEVİLİĞE SAPLANAN HANÇER: EŞİT YURTTAŞLIK – III Avrupa merkezli kurgu, fon mekanizmaları ve Türkiye’ye ihraç edilen dil

Erdem Cömert

Erdem Cömert

Gazete Yazarı

A+ A-

Geçen hafta, "eşit yurttaşlık" kavramının post-modern dönemde ulus devletleri parçalamak amacıyla Batı akademisi ve ideologları tarafından nasıl kuramsallaştırıldığını incelemiştik. Bu hafta ise işin pratik ayağına, yani Avrupa merkezli yapılar ve bilhassa Almanya’daki Alevi örgütlenmeleri üzerinden bu dille Türkiye Aleviliğinin nasıl dönüştürülmek istendiğine bakacağız. 

Karşımızda masum bir diaspora örgütlenmesi yok.  Aksine, Alman eyalet hükümetlerinin hukuki ve mali zeminini sunduğu, Batılı vakıf fonlarıyla beslenen ve Türkiye’nin üniter Anayasal düzenini hedef alan sistemli bir operasyon var.

1. KURUMSAL STATÜ VE EYALET ANLAŞMALARI (VERTRÄGE) 

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Almanya'da uzun yıllardır yürüttükleri lobi faaliyetlerinin sonucunda Hamburg, Bremen, Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) ve Berlin gibi eyaletlerde "Kamu Tüzel Kişiliği" (Körperschaft des öffentlichen Rechts) ve "Dini Topluluk" (Religionsgemeinschaft) statüsü elde ettiler. İlk bakışta yurt dışındaki yurttaşlarımızın bir kazanımı gibi duran bu eyalet anlaşmaları (Staatsverträge), işin özünde çok farklı bir mantığa dayanmaktadır. Almanya devleti, Aleviliği İslam medeniyetinin ve Anadolu hümanizmasının içinden çekip çıkararak, Kilise Hukuku (Kirchenrecht) kalıpları içerisine hapsetmiştir.

Alevilik "İslam dışı, kendine özgü ayrı bir din" kategorisine sokulmuş, Hristiyanlık modelindeki kilise yapılanmasına benzer biçimde hiyerarşik ve bürokratik bir kamu kurumu yapısına büründürülmüştür. Bu statü karşılığında elde edilen en büyük "imkan" ise Alman devlet mekanizmasının sunduğu devasa bütçelerdir.

2. FON MEKANİZMALARI VE ‘DİYALOG’ PROJELERİ

Almanya’daki Alevi örgütlenmelerinin kasasını dolduran kaynaklar gizli değildir. Tamamen açık ve resmi mekanizmalar üzerinden devasa kaynaklar akar. Bunlar,

Eyalet ve Bütçe Fonları: Kamu tüzel kişiliği veya inanç topluluğu olarak tanınan yapılara, eyalet bütçelerinden "okullarda Alevilik dersi müfredatı hazırlama", "din görevlisi ve dede yetiştirme", "gençlik ve sosyal hizmet projesi" adı altında milyonlarca Avro aktarılmaktadır.

Alman Siyasi Vakıfları: Heinrich Böll Stiftung, Friedrich Ebert Stiftung ve Rosa Luxemburg Stiftung gibi Almanya'nın küresel etki ajanlığı yapan parti vakıfları, Türkiye ve Avrupa'daki Alevi akademisyenleri, gazetecileri ve dernek yöneticilerini düzenli olarak fonlamaktadır.

AB ve BKM Projeleri: Avrupa Birliği hibe programları ile Federal Kültür ve Medya Dairesi (BKM) fonları, "Azınlık Hakları", "Çokkültürlülük" ve "Kültürel Kimliğin Korunması" başlıklı projeler üzerinden Türkiye'den davet edilen konuklara, panelistlere ve sivil toplum temsilcilerine dağıtılmaktadır.

Bu parasal akışın tek bir şartı vardır: Alman devletinin ve AB strateji belgelerinin resmi jargonunu benimsemek. Proje metinlerine "eşit yurttaşlık", "etno-dinsel azınlık", "Anayasal güvencede özerk kimlik" ibarelerini yerleştiren yapılar fonlanırken; Aleviliği Türk-İslam medeniyetinin özü, Yunus’un, Hacı Bektaş’ın harcı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsuru olarak gören anlayış yalnızlaştırılmakta ve ötelenmektedir.

3. SİYASAL DİLİN TÜRKİYE’YE TAŞINMASI VE ‘EŞİT YURTTAŞLIK’ DAYATMASI

Almanya’daki masalarda fonlarla ve kilise hukukuyla biçimlendirilen bu dil, uçak biletleri ve konferans organizasyonlarıyla doğrudan Türkiye’ye taşınmaktadır.

Süreç adım adım şöyle işletilmektedir:       

Toplumsal Hafızanın Silinmesi: Türkiye'deki cemevleri ve dernekler ziyaret edilerek, "Almanya’da Alevilik din olarak tanındı, haklar alındı; Türkiye ise sizi eziyor" söylemi işlenmektedir. Oysa Almanya’da verilen "hak", Aleviliği parçalayarak Hristiyan hukuku içinde dondurma şartına bağlıdır.

Kavramsal Operasyon: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesindeki "Kanun Önünde Eşitlik" ilkesi yetersiz kılınmaya çalışılarak, Alevilere "Biz azınlığız, ayrı bir topluluğuz, o halde ayrı bir Anayasal statü ve Eşit Yurttaşlık istiyoruz" dedirtilmektedir.

Bölücü Odaklarla Söylem Birliği: Almanya’daki AABK ve AABF yönetimi, yıllardır PKK ve uzantısı olan etnik-bölücü yapılarla aynı platformlarda bildiriler imzalamakta, Hacı Bektaş Veli törenlerine veya cemevlerine etnik bölücülüğün sloganlarını sokmaktadır. Tıpkı geçen hafta ifade ettiğimiz gibi siyasi bölücülüğün "Eşit Yurttaşlık" söylemi ile Avrupa’dan getirilen bu dil tam bir kavşakta birleşmektedir.

SONUÇ: HANÇERİ ÇEKİP ÇIKARMAK

Alevilik ne Almanya’nın Kilise Hukukuna sığdırılacak bir enstitü projesidir ne de Batı merkezlerinin Doğu’yu parçalamak için kullandığı kimlik siyasetinin malzemesidir.  Alevilerin talebi devletin adil olması, cemevlerinin hukuki tanınması, ayrımcılığın önlenmesi ve Cumhuriyet kanunları önünde eksiksiz eşitliktir. Fakat bu insani ve mezhepsel hak arayışını, Almanya’dan ihraç edilen ve üniter devleti hedef alan "Eşit Yurttaşlık" tuzağına teslim etmek Alevi toplumunun kendi tarihine ve harcını koyduğu Türkiye Cumhuriyeti’ne ihanettir. Gelecek hafta bu yazı dizisinin son bölümünde kurulan bu çok uluslu oyuna karşı Alevi toplumunun kendi tarihsel özüne nasıl döneceğini, Cumhuriyetin ortak vatandaşlık hukukunu nasıl savunmamız gerektiğini ele alacağız.

Aşk ile...