Allende’nin ölümü
Her yazar gibi beni besleyecek kitaplar önceliğimdir. Özellikle ne yazıyorsam, yazdığım konuya uygun kitapları yeğlerim. Neşter ve Madalya, Sessiz Şampiyon, Cumhuriyet Sporunun Zafer Abideleri gibi efsaneleşmiş şampiyonları konu aldığım kitaplarımı yazdığım yıllarda sporcu yaşamöyküleri benim gözde kitaplarımdandı. Norman Mailler’in M. A. Clay’i anlattığı Dövüş; J. Echenoz’un “Çek lokomotifi” diye bilinen ünlü koşucu Emil Zotopek’i anlattığı Koşu bu alanda unutmadığım iki başyapıttır.
Şu günlerde yaşamöykümü bir roman kurgusuyla yazıp bitirdim, son düzeltmeleri, son eklemeleri yapıyorum. Nerede çıkar, neresi basar bilemiyorum. İki yıl sonra yaş 80 olacak, bu yaşım için kendime hazırladığım bir armağan, bu armağanı hangi yayınevinin elinden alırım ben de merak içindeyim. Bu kitabımı yazarken bol bol yaşamöyküsel romanlar okudum. Bunlar içinde iki İspanyol yazarının kitaplarını çok sevdim. Bunlardan biri Dünya ve Ben’in yazarı J. Jose Millas, o da benim gibi çocukluğunda babasının cebinden para aşırırmış. Sözünü edeceğim ikinci yazar da gene bir İspanyol… Manuel Vilas’ın önce okuduğum Ordesa, sonra gene Bilgi Yayınevince basılan Neşe adını verdiği yaşamöyküsel kitabı hep unutmayacağım kitaplar arasında yer alacak.
Anımsar mısınız, Allende 11 Eylül 1973 tarihinde Pinochet darbesiyle öldürüldükten sonra, Bülent Ecevit’e “Büllende” diyenler olmuştu. Bir tehdit sözüydü bu yakıştırma, senin sonun da öyle olacak demek isterlerdi. Neyse ki öyle olmadı…
Manuel Vilas, geçen hafta da sözünü ettiğim Neşe adlı kitabında S. Allende’nin ölümünü bizim duyduklarımızdan biraz farklı anlatıyor:
Aklıma Ernest Hemingway ve Mariano Jose de Larra geldi. İkisi de öyle, ateşli silahla kendini öldürdü. Hükümetinin kurbanı olduğu darbe ve La Moneda Sarayı’na silahlı ve kanlı saldırı karşısında, 11 Eylül 1973’te intihar eden Şili Başkanı Salvador Allende’nin anısı da aklıma geldi. Sol onun intihar ettiğini kabul etmiyordu ve uzun bir süre boyunca darbeci askerler tarafından öldürüldüğünü savundu. Artık Allende’nin kendine kurşun sıkmaya karar verdiği kabul ediliyor, bu eylemde askerler tarafından öldürülmesinden çok daha fazla dürüstlük var, zira onu infaz etmelerine fırsat tanımadı ve bu da önemli. Bu çok önemli çünkü teslim olmanın söz konusu bile olmadığı bir bilinç eylemi oluşturuyor. Kendini öldürmeyen kişi, derinlerde bir yerde başkalarının onu öldürmesini bekliyordur ve böylece merhamet talebine kapı açar. Allende farazi bir merhamet bile ima etmedi, alınması gereken bir karara dönüşmek bile istemedi, demokrasiyi mahvetmeye gelen sefillerin gözlerine bakmak bile istemedi. Onlara küfretmek, onlarla konuşmak, isimlerini söylemek, onları mahkûm etmek, hiçbir şey istemedi. Ve beynini mahveden o mermi, sonuç olarak, ahlaki açıdan iyi, cesur ve ihtiyaçla dolu bir mermiydi. Aslında iki mermiydi, Allende kafasına ve yüzüne ateş etmek için kendi makineli tüfeğini kullanmıştı. İki mermi yüzündeki kemikleri mahvetti. Adli tıp görevlileri yüzünün tanınmaz hale geldiğini belittiler. Allende’nin otopsisi şaşırtıcı bir bilgiyi açığa çıkardı: Şili başkanının karaciğeri, kalbi, böbrekleri ve akciğerlerinin sağlığı kusursuzdu, sanki genç birinin organlarıymış gibiydi, bu da altmış beş yaşındaki bir adamda sık rastlanmayan bir durumdu. (s. 197)
Kitap önerisi: İrem Üreten, Saat Yönünün Tersine, Bilgi Yayınevi, Ankara 2025.