Anılar eşliğinde tatil
Şu anda İzmir’in Karaburun ilçesine bağlı Mordoğan Mahallesindeyiz.
“Eskiden sultan idik Mısır’a
Şimdi düştük çuval ile hasıra”
beyitinde olduğu gibi bir zamanlar etrafında şirin köyleri olan bir beldeydi. 2012 yılında çıkarılan Büyükşehir Yasası ile tüzel kişiliğini yitirmiş ve mahalle olmuştur. Burası hareketli bir turizm merkezidir. İskele semtinde, akşamları sahilde gezen insan sayısı birçok ilçenin nüfusundan fazladır. Buraya emekli bir vali, mahalle muhtarı olsa iyi olur.
İskelenin batı tarafında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Mordoğan Araştırma ve Uygulama Merkezi bulunmaktadır. Uzunada’nın karşısında yer alan, askeri bakımdan önemli bu alan, yapılan bir protokol ile Ziraat Fakültesinin kullanımına verilmiştir. Üzüm bağları, şeftali, erik, badem, dut, iğde gibi meyve ağaçları yanında yazlık ve kışlık sebzelerin yetiştirildiği bahçeler kurulmuştur. Yönetim binası ve görevli personelin lojmanları vardır. Sahile yakın yerde uygulama ve staja gelen öğrencilerin barınması için tek katlı, üçerli bloklar halinde on adet baraka yapılmıştır. Deniz kıyısında bir mutfak ve yemekhane bulunmaktadır.
Kısaca Mordoğan Kampı olarak bilinen bu yerde yaz mevsiminde iki veya üç haftalık dönemler halinde fakülte personelinin tatil yapması sağlanırdı. Dönem başında ve sonunda bir otobüs ve kamyon tahsis edilerek ulaşım kolaylaştırılırdı. Eşimle kampa ilk katıldığımız tarihin 58 yıl öncesine denk geldiğini hesapladık.
O sıralar yol üstündeki bütün köylerden geçen çift yönlü trafiğin işlediği dar bir yol vardı. Sulak olan yerlerde sebzecilik yapılıyordu. Yapay gübre ve tarım ilaçları, yaygın şekilde kullanılmıyordu. Çoğu yerel çeşitlerden oluşan taze sebze ve meyveler lezzetliydi. Yerli halk, görgülü ve konukseverdi. Bahçeden kendi elimizle hasat edip, tarttırıp parasını öderdik. Yarımada meralarında otlayan hayvanların etleri çok lezzetli olurdu. Balıklar taze ve ucuzdu. Fırının önünde ekmek almak için epeyce sıra beklerdik. Taze balık almış olan biri fırıncıya “Ustam o kadar bekledik ki hanım bu bayat balığı niye aldın? diye beni azarlayacak yahu” demişti.
TÜTÜN TARLALARI OĞLANLARA ÇORAK TARLALAR KIZLARA
Ahalinin temel geçim kaynağı tütüncülük iken babalar, tütün tarlalarını oğlanlara, deniz kıyısındaki çorak tarlaları kızlara vermişler. Turizm gelişince oğlanlar, kız kardeşlerine, ‘tarlaları değişelim’ demeye başlamış.
Fakültenin bahçelerinde yetiştirilen ürünler kamp sakinlerine ve yerli halka satılırdı. Kampta tabldot usulü öğle ve akşam yemekleri çıkarılırdı. Her aile dönem sonunda yemek bedelini öderdi.
Dönemin yöneticisi olan rahmetli Şerafettin Özen hoca, iskeleden denizdeki salın üstünde olan asistana “Ercan! Hesabı kapatacağım yemek parasını ver!” diye bağırdı. Arkadaşımız, “Para yok hoca, istersen kaynanamı rehin bırakayım” demişti.
ÇOCUKLAR GÜVENLİ BÜYÜDÜLER
Zamanla üç çocuğumuz oldu, çoğunlukla yazları buraya gelirdik. Burada güvenli ve özgürce büyüdüler. Fakülte personeli çoluk çocuk burada tanışır ve birbiri ile kaynaşırdı. Saygı ve sevgi temelli ilişkiler oluşurdu. Şakalar yapılır, tavla, iskambil ve satranç oynanırdı. Voleybol, futbol ve masa tenisi maçları yapılırdı. Her hafta eğlence gecesi düzenlenirdi.
Kampta yemekhanenin ön tarafında beton bir iskele var. İskeleden 30-40 metre açığa, denizin dibindeki ağırlıklara bağlanarak sabitlenmiş olan ahşap bir sal yapılmış. Salın iki tarafında boydan boya su seviyesinde oturaklar var.
Sekiz on kişi salda muhabbete tutuştuk. Ben iyi bir yüzücü sayılmam. Kürsümüzde asistan olan Faruk Karalar’ın eşi Ayla abla iskeleye geldi. Onun Karşıyaka’da yüzme şampiyonu olduğunu duymuştuk. Havalı bir şekilde denize atladı, tam salın hizasına gelince gluk gluk su yutmaya başladı. Durumu farkedince sala tutunup diğer elimle Ayla ablayı çekerek sudan çıkardım. Kendini toplayınca “Ay Cengiz hayatımı kurtardın, çok teşekkür ederim” filan dedi. Ben birden günün kahramanı oldum. O arada eşi Faruk bey haberi almış. O da suya atladı, birkaç kulaçta yanımıza geldi. Herkes Faruk ağabeyin bana teşekkür edeceğini zannederken “Cengiz, sen Allah’ın işine ne karışıyorsun? Ben tam bu karıdan kurtulacakken sen işgüzârlık edip onu kurtarmışsın” diye bana fırça attı. Hepsine Allah rahmet eylesin.
Dün akşam, benim çoktan geçtiğim 80 yaşına yaklaşan eşimle el ele sahil kıyısında yürürüyorduk. Bize yetişen genç bir ailenin reisi muhabbetimize imrendiği için “Allah benim ömrümden alıp size versin!” demiş. Eşim telaşla “Hayır, hayır oğlum, asıl bizden alıp sana versin” dedi. Boşuna “Yaşlılar hatıralarla, gençler hayallerle yaşarmış” dememişler.