Yandex
16 Aralık 2025 Salı
İstanbul
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Ankara Üniversitesinde Türk Dili dersleri

Kemal Ateş

Kemal Ateş

Gazete Yazarı

A+ A-

Ankara Üniversitesinde kırk yıl Türkçe dersleri verdim; yirmi yılım bölüm başkanı olarak geçti. Hem öğretim görevlisi hem yönetici konumunda uzun süren bir emek... Üniversiteden emekli oldum; ama Türkçe sevgisinden emeklilik yok. Dilimize zarar veren her olay beni ilgilendirir.

Sıkıntılıdır yöneticilik. Hele de yirmi yılı bulan bir başkanlık dönemi. Kimi eşini, kimi kardeşini bölüme sokmak ister. Eşini okutman olarak almam için gelenlere; “Önce benim eşimle başlasak olmaz mı?” diye takılır, konuyu kapatırdım. Bölümün bir aile şirketi gibi görünmesinden kaçındım. Çalışma arkadaşlarımız rahattılar, fazla ders yüklemedim ama ödev vermek koşuluyla… Rahat olduklarını bazılarına anlatamazsınız. Çoğu zaman bir felaket anlatır sizin anlatamadıklarınızı. Yazık ki benim bölüm başkanı olarak yirmi yıl emek verdiğim Türk Dili dersleri benden sonra 2013 yılında, salgından epey önce uzaktan eğitime döndü, bütün okutmanlar “home ofis” eleman oldular. Şimdi arkadaşlarımız ders verdikleri kürsüleri, odalarını, öğrencilerini, fakültelerin inip çıktıkları merdivenlerini bile özlüyorlar. Odaları yok, çevre kafelerde buluşuyorlar. Kendisine yüz metre ötede ders verdim diye sürçek diliyle bir şeyler söyleyerek bana parmak gösteren okutmanı nasıl anımsamam şimdi.

Bu yazı geç kalmış bir yazı. Belki daha erken yazmalıydım. Dur bakalım sonu ne olacak dedim, belki benim göremediğim şeyler var. Teknoloji akıl erdiremeyeceğimiz kadar hızlı gelişiyor, belki uzaktan eğitimde iyi şeyler görülür. Hayır, sonu hüsran… Geçen gün bir fakülte yöneticisiyle konuştum, onlar da ne öğrencilerinin Türkçelerinden ne de bu sistemden memnunlar.

Rektörlüğe bağlıydı başkanı olduğum Türk Dili Bölümü. Emekliliğim gelince güzel bir veda etkinliğiyle ile ayrıldım. Sayın Rektörümüz Prof. Cemal Taluğ’un ilgisiyle “Üniversitede ve Edebiyatta 40 Yıl” başlığıyla düzenlenen veda günümde, her etkinlikte kolay dolmayan üniversitemizin en büyük salonu ağzına dek dolmuştu. Konuşmacılar arasında Talat Sait Halman, Rüştü Asyalı, Dinçer Sümer, Ahmet Telli, Feyza Hepçilingirler, Prof. Cahit Kavcar, Cengiz Gündoğdu, Eray Karınca gibi yazarlar, sanatçılar vardı. Dinleyiciler arasında Yekta Güngör Özden, Sami Selçuk gibi saygın kurumlarımızın sayın başkanları, rektör yardımcılarımız, dekanlar, öğretim üyeleri, meslektaşlarım, yazarlar, ozanlar, öğrencilerim vardı. Hayatlarını yazdığım ünlü olimpiyat şampiyonlarımız onur konukları içindeydi. Sayın Rektör Prof. Cemal Taluğ bu seçkin topluluğa yaptığı uzunca konuşmada derslerimizle ilgili şunları söyledi:

“Kemal Hoca’ya yalnız bir okuru olarak değil, Rektörlüğümüze bağlı Türk Dili Bölümü’nün yöneticisi olarak da çok değerli hizmetlerinden dolayı da teşekkür borçluyum. Kendisi dilin usta bir oymacısı olduğu için Ankara Üniversitesindeki Türk Dili dersleri başka yerdekilere benzemez, kendine özgüdür. Öncelikle üniversite öğrencisinin eğitim düzeyine, bir üniversite olmanın temel niteliklerine uygundur. Özenle seçilmiş metinler yalnızca öğrencinin anadilini en iyi biçimde öğrenerek yaşama hazırlanmasını sağlamaz; üniversitenin toplumun aydın kesimini yetiştirmekle sorumlu olduğunu göz önünde tutarak, onun düşün dünyasına da katkıda bulunur; ufkunu genişletir. Kemal Hoca’nın Türk Dili adlı eseri bir üniversitede bu dersin nasıl okutulması gerektiğini içeren bir yönerge gibidir, aslında.”

O gün Sayın Rektör Cemal Taluğ kürsüye ziraat profesörü olarak çıktı, edebiyat profesörü olarak indi. Yirmi yıl sonunda bizim nasıl bir ders bıraktığımız üniversitenin en yetkili ağzından böyle anlatıldı. Fen fakültelerinde ellerinde romanlarla, öykülerle derslere giren yarının aydını öğrenciler yetiştirmeye çalıştık; bu da yöneticilerin, hatta velilerin gözünden kaçmadı. Fen Fakültesinde bir arkadaşımızın Türk Dili derslerini bölüm derslerinden daha çok sevdirdiğini Dekan Muammer Bey’den dinlediğimde duyduğum mutluluğu anlatamam. Sonra ne oldu, kaçırıldı o arkadaş. Bir yerde düzen bozulunca, nitelik düşünce önce iyiler kaçıyor?

Türkçe, üniversitelerde gerekli bir ders ama her öğretmen yapamaz. Ders yükseköğretimde 1980’lerde yaygınlaşınca yetersiz elemanlar yüzünden önemli sıkıntılar yaşanmıştı. Bölüm başkanlarımız bu yüzden değişti, görevden alınanlar oldu. Ankara Üniversitesinde bu görevi profesörler, doçentler yürütürken, 1992 yılında görev bana verildi. Allah utandırmasın dedik işe başladık. Sorunları biliyorum. 12 Eylül günlerinde eleman seçiminde siyaset etkili oldu, okutmanlar Türkolog mantığıyla seçildi, önemli yanlışlar yapıldı. Bu ders dilbilgisi (gramer) ya da Türk Dili Tarihi dersi değil. Osmanlıca dersi hiç değil. Bizden istenen Göktürk Yazıtları’nı ya da Kutadgu Bilig’i derinlemesine bilen öğrenci değil, sınav kâğıdını, ödevini, tezini düzgün bir Türkçeyle yazan öğrenci. Buna göre eleman alınması gerekirdi. YÖK programında dersin amacına, yöntemine değgin hiçbir şey yok. O program da Türkolog bakışıyla hazırlanmış. Arkadaşları topladım, şunları söyledim: “1) Bu ders bir beceri geliştirme dersi, doğru yazma ve konuşma becerisi geliştireceğiz. 2) Okuma alışkanlığı vereceğiz ama öğrenciden önce biz okuyacağız. 3) Bütün konuları metinlerle işleyeceğiz. Bölüme ve fakülteye göre metinler, kitaplar seçeceğiz. Türkçenin inceliklerini metinler üzerinde anlatacağız. 4) Üniversite öğrencisine ortaokul öğrencisi muamelesi yapmayacağız; ayrı yazılan de’yi, bitişik yazılan -de’yi de anlatacağız ama ortaokul öğrencisine anlatır gibi değil, bunları üniversite öğrencisine anlatmanın yol ve yöntemini bulacağız. 4) Bol ödev vereceğiz, yazı yazdıracağız, okuyup dağıtacağız. Sınıfları kalabalık olan arkadaşların daha az dersi olacak ama mutlaka ödev vereceğiz, düzeltip dağıtacağız. Yıl sonunda bölüme verdiğiniz raporlarınıza öğrenci ödevlerinden örnekler ekleyeceksiniz.”

Ankara Üniversitesinde Türk Dili dersleri - Resim : 1

LÜZUMSUZ BİR KAVGA, BAŞKANLIK KAVGASI

Başkanlık görevimize önce arkadaşların oda vb. sorunlarını gidererek başladık. Zar zor aldığım kadrolara genellikle yazar öğretmenler atadık. Yazar öğretmenlerin daha başarılı olacağına inanıyorum. Bunun en iyi örneği birlikte çalıştığım Emin Özdemir’dir. Kültür Bakanlığı ödülü, İnkılap Yayınevi gibi büyük yayınevlerinin ödüllerini kazanmış yazarlar aldık. İnanın bir Melih Cevdet, Necati Cumalı ayarında güçlü kalemleri olan okutmanlar kazandırdık bölüme. (Şimdi hepsini kaçırdılar) Bunlar her şeyden önce yazma konusunda deneyimli, Türkçenin inceliklerini bilen, kitap okuyan, bir metne nasıl bakılacağını bilen eğitimciler. Okuma alışkanlığı olmayan biri Türkçe öğretmeni olamaz. Önceki başkanlarımız üç dört yıl bile görevde kalmazken, sağ olsunlar, rektörlerimiz yirmi yıl emekliliğime değin beni bu işin başında tuttular. Bazen bunca yıl nasıl kaldığıma ben de şaştım; çünkü biliyorum, iki fakültemizden bazı hocaların aklı hep bu görevdeydi, hep de bir açığımı, yanlışımı aradılar, bölümü karıştırmak isteyenler oldu. Son günlerimde benim ayrılacağım anlaşılınca yazık ki bölümde huzur birden bozuldu; son on beş günde yaşanan kargaşanın gerisinde yirmi yıl başkan olma hesabı yapan eğitimci bir profesörün olduğu bize parmak gösteren okutmandan başka kimse anlamadı. Bugün gelinen durumda bu başkanlık kavgasını yaratanlar ve onların gerisindeki eğitimci profesörün büyük payı var.

Veda günümdeki konuşmasında Sayın Rektör Cemal Taluğ’un özellikle metinlerden söz etmesi, bizim diğer üniversitelerden farkımızı belirtmesi beni şaşırtan bir dikkattir. Gerçekten binlerce metin okuduktan sonra seçtiğim o yazılar kitabımın en çok emek verdiğim, özendiğim ve iddialı olduğum yanıdır. Rektör sanki köy enstitülerinin Türkçe programını incelemiş gibi konuştu. YÖK programının çok üstünde gördüğüm köy enstitüleri programı aynen şöyle der: “Türkçe öğretimi metinlere dayanır.” Bir cümle de ben ekleyeyim: Türkçe öğretimi uygulamaya, ödevlere dayanır.

Bugün durum şu, biz ne yaptıysak tersi yapılıyor: 1) Metin incelemeleri, kitap incelemeleri yok, okuma alışkanlığı hiç dert değil. 2) Ödev yazdırmak, düzeltip dağıtmak yok. 3) Bölümden ilkin yazar arkadaşlar ayrıldılar ya da ayırdılar. Yazık… Adı edebiyat olan bölümde edebiyat profesörlerinin odasına belki de ilk kez bir iki yazar girip çıkacaktı.

Uzaktan eğitime dönülmesi, işin başındaki Türkologların Türkçe öğretimini doğru anlamadıklarının ve önemsemediklerinin önemli bir kanıtı. Ziraat profesörü rektör kadar bile anlamamışlar ya da önemsememişler. Bu anlayışla artık yüz yüze eğitime dönülse bile gelenek bozuldu, büyü yok oldu, eski günlere dönülemez.

Ankara Üniversitesi