Ankara’da kurulan Atlantik kapanı ve Avrasya cephesi
Küresel güç dengelerinin tektonik levhalar gibi yerinden oynadığı, Atlantik ittifakının yapısal bir çöküş sürecine girdiği tarihsel bir eşikten geçiyoruz.
Batı kapitalizminin askeri ve siyasi sopası olan NATO, tarihinin en kritik, en gerilimli liderler zirvelerinden birini önümüzdeki hafta (7 - 8 Temmuz 2026) Türkiye’nin kalbinde, Ankara’da toplayacak.
ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere, Batı kampının tüm aktörleri Ankara’ya adeta çıkarma yapmış durumda.
Ancak bu görkemli diplomatik trafiğin, kırmızı halıların ve müttefiklik nutuklarının arkasında saklanan çıplak gerçeği görmek, Türkiye’nin önündeki varoluşsal tehdidi deşifre etmek her vatansever aydının asli görevidir.
Ankara’da toplanacak 36. NATO Liderler Zirvesi, Türkiye için bir takdir ya da prestij gösterisi değil tam aksine, ülkemizi Avrasya cephesine karşı ileri karakol haline getirmeyi hedefleyen açık bir Atlantik tuzağıdır.
KUŞATMA PLANI VE ASYA DİRENİŞİ
Bu tuzağın şifrelerini çözmek için önce küresel cepheleşmenin güncel haritasına bakmak gerekiyor.
Bugün dünya, Washington’un tek kutuplu dayatmalarına boyun eğmeyen, egemenliklerini titizlikle savunan yükselen bir Asya gerçeğiyle karşı karşıyadır. Çin’in uzaydan deniz yollarına kadar yeni, adil ve çok taraflı bir uluslararası hukuk teklif ettiği, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda emperyalist ambargolara balistik füzeleriyle yanıt vererek ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’i İsviçre’de müzakere masasına oturmaya mecbur bıraktığı bir dönemdeyiz.
Atlantik sistemi, Asya’nın bu muazzam direnişini kıramadıkça daha da hırçınlaşmakta, askeri kuşatma konseptlerini sertleştirmektedir. İşte Ankara Zirvesi, tam da bu çaresizliğin ve sıkışmışlığın neticesinde planlanmıştır.
Pentagon’un strateji odalarında hazırlanan senaryo çok nettir: Rusya, Çin ve İran’dan oluşan Avrasya ittifakını güneyden ve doğudan kuşatmak, bu kuşatma hattının tam merkezine de Türkiye’yi bir intihar mühimmatı gibi yerleştirmek.
TÜRKİYE’YE DAYATILAN ROL
Batı, Türkiye’yi kendi safına çekmek için ekonomik kriz başlıklarını, borç sarmallarını ve diplomatik vaatleri birer şantaj enstrümanı olarak kullanıyor. Trump’ın Ankara’daki ajandası bir dostluk ziyareti değil Türkiye’nin elini kolunu bağlama operasyonudur.
Türkiye’den istenen şey çok açıktır: Karadeniz’de Rusya’ya karşı daha agresif bir bariyer oluşturması, Kafkasya ve Orta Asya’da Çin’in Kuşak ve Yol hamlelerini sabote etmesi ve en önemlisi, Ortadoğu’da İran’ı çevreleyen Atlantik kalkanının öncülüğünü üstlenmesi.
Kısacası emperyalizm, Türkiye’ye kendi doğasıyla, coğrafyasıyla ve komşularıyla savaşma görevini dikte etmektedir.
HAYATİ KALKAN: TÜRKİYE, RUSYA, ÇİN VE İRAN DENGESİ
Ancak Ankara’daki karar vericilerin ve Türk hariciyesinin görmesi gereken hayati bir hakikat var: Türkiye’nin güvenliği Atlantik’in icazetinde değil, Avrasya’nın dostluğundadır. Bugün Türkiye; Rusya, Çin ve İran ile kurduğu dengeli, stratejik ve ekonomik bağlar sayesinde ayakta durmaktadır. Biz buna kısaca TRÇİ (Türkiye-Rusya-Çin-İran) dengesi diyoruz.
Bu denge, yalnızca ekonomik bir zorunluluk değil, Baltıklar’dan Ortadoğu’ya kadar Batı emperyalizminin Akdeniz’e ve Anadolu’ya sarkmasını engelleyen yegane jeopolitik kalkandır.
Eğer Türkiye, NATO’nun ‘genişleme’ ve ‘caydırıcılık’ adı altında pazarladığı o kirli savaş planlarına ortak olursa, ilk feda edilecek piyon haline gelecektir. Komşularıyla köprüleri atan, sınırdaşlarını düşmanlaştıran bir Türkiye’nin içeride ne ekonomik istikrarı koruması mümkündür ne de toprak bütünlüğünü savunması.
DEĞİŞMEYEN NATO STRATEJİSİ
Geçmişin tecrübeleri bize göstermiştir ki NATO, Türkiye için hiçbir zaman bir güvenlik şemsiyesi olmamıştır. Kıbrıs Barış Harekatı’nda Türkiye’ye çekilen Johnson mektubundan Suriye’nin kuzeyinde PKK/PYD terör örgütüne binlerce tır silah yığan ABD stratejisine kadar her tarihi dönemeçte en büyük tehdit bizzat bu ittifakın elebaşı olmuştur.
Bugün de değişen hiçbir şey yoktur. NATO’nun Ankara Zirvesi’nde aldığı kararların, Türkiye’nin güney sınırlarında kurulmak istenen terör koridorunu tasfiye etmeye yönelik tek bir maddesi dahi bulunmamaktadır. Aksine, Türkiye’nin askeri gücünü kendi sınırlarından binlerce kilometre uzakta, Avrasya’nın devlerine karşı harcatarak ülkemizi içeride zayıf ve savunmasız bırakmak istemektedirler.
ÇIKIŞ YOLU: YÜKSELEN ASYA UYGARLIĞI
Bu şartlar altında Türkiye’nin önünde tek bir onurlu ve gerçekçi çıkış yolu kalmıştır: Atlantik’in kışkırtma ve kuşatma zirvelerine ev sahipliği yapmak ya da bu planlara rıza göstermek değil her zaman hedeflenen tam bağımsızlıkçı bir dış politika çizgisine keskin bir biçimde ulaşmaktır. Türkiye, NATO’nun genişleme stratejilerine karşı veto hakkını çekinmeden masaya koymalı, nükleer savaş tamtamları çalan bu ittifakın bölgesel taşeronluğunu reddetmelidir.
Geleceğimiz, çökmekte olan, kendi içinde Almanya gibi dev sanayi ülkelerinin bile Çin ile gizli ticaret yolları aradığı, yarılmış ve çürümüş bir Transatlantik kampında değildir. Geleceğimiz üretimin, kalkınmanın, yeni bir hukukun ve adil bir dünyanın inşa edildiği yükselen Asya uygarlığındadır.
Ankara’daki bu tehlikeli tuzağı bozmak, yalnızca bugünü kurtarmak değil, Türkiye’nin yarınını ve egemenliğini güvence altına almak demektir. Türk milleti ve onun öncü gücü, Ankara sokaklarında tezgahlanan bu Atlantik oyununa geçit vermeyecektir.
