11 Ekim 2026 Pazar
İstanbul 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Anlayana-2

T. Murat Demirbaş

T. Murat Demirbaş

Gazete Yazarı

A+ A-

“Olmaz ol alacakaranlık!

Yerin dibine bat alacakaranlık.

Ne aydınlık, ne karanlık…

Varsa da yok…

Yoksa da var…

Var gibi de yok,

Yok gibi de yine var…”

Aziz Nesin

Günden geceye, geceden güne dönerken bir tür arada kalıştır alacakaranlık. Arafta kalma duygusu tuhaf bir huzursuzluğu da barındırır. Arafta kalmanın belirsizliği devrimci bir bilinçle aşılamazsa karanlığı boylarsınız. Aziz Nesin usta işte bu yüzden olanca gücüyle saldırmıştır alacakaranlığa. Ve tüm özlemiyle çağırmıştır aydınlığı “…gel ey aydınlık, gel!” diyerek şiirin sonunda.

Çünkü alacakaranlığın sonu aydınlığa değil karanlığa sürüklendiğinde insan için karabasan başlar. Buna küfretmeyecek de neye edecektir şair.

Her dönüşüm büyük tartışmaları, hayal kırıklıklarını ve sancıları taşır bağrında. Önyargılara, tabulara, alışkanlıklara ve en çok da değişime olan dirence karşı verilir bu kavga.

Her zaman aydınlık galip çıkamasa da bu kavgada diyalektik olarak yazgılıdır her iki kavram birbirine. Çünkü her iki kavram da bir diğerine göre tanımlar kendini.

En çok da bu geçiş anlarında silikleşir anlamlar. Bu yüzden kaybolur bir ara gerçeklik duygusu ve bir anlam veremezsiniz gördüğünüz şeyin aslında ne olduğuna.

Duyularınız sizi yanıltır. İşte o an aydınlığa koştuğunuzu sanırken aslında üzerinize gelen ve sizi yok edecek olan arabanın ışığına doğru koştuğunuzu fark edemezsiniz.

İşte bu yanılgı sizi tarih önünde ya aydın yapar ya da alık…

İşte bu yanılgı sizi tarih önünde ya devrimci yapar ya da devrin adamı.

Toplumlar da eğer bir değişim ve dönüşüm döneminde olduklarını anlamazlarsa çok sancı çekerler bu alacakaranlıklarda. Önce kavramlar karışır, sonra o kavrama yüklenen anlamlar.

Yüklemler geçmiş zaman kiplerine çekilir sürekli ve giderek öznelerini yok ederler. Kendine aydınım diyenlerin alıklaştığı an, işte o andır. Sürekli geçmişte kalanın kodlarıyla anlamaya çalışırlar yeni durumu ve daha kötüsü her yeni duruma karşı büyük şaşkınlıklar yaşar.

O en ilerici saydıklarımız hızla geride kalan karanlığın sözcüsü olurlar apansız.

İnce bir çizgi vardır o geçiş anında ve kaçırırsanız tan ağarmasını artık görseniz de inanmazsınız gün doğumuna.

Oysa en karanlık anda bile aydınlığı bekleyenler görebilir ancak alacakaranlıktaki umudu.

Çünkü alacakaranlığın ışığı gerçeklikteki yanılsamayı çoğaltır. Algımızı kandırır, ayırdına varmamızı zorlaştırır.

En ilerici ve en devrimci olduğumuzu düşündüğümüz anda derin bir dehlize sürükleniyor olabiliriz.

Ufuk çizgisindeki karmaşa akıl oyunları oynatır bize.

Aklın ihanetini bilim, gerçeğin ışıkla raksını sanat diye yuttururlar.

Yaşananlar usumuza uymuyorsa öfkemizi çoğaltır, benliğimizi çürütürüz de; bir türlü kabul etmeyiz alacakaranlığın usumuza oynadığı oyunu. Nesne değişmemiştir aslında ışık nesneyi farklı göstererek algımıza oynamaktadır.

Kimse isteyerek hain olmaz! Ama karanlığı savunmanın gerekçesi üretilir sürekli aklın arka odalarında.

Öncesi yoktur; çünkü geleneği reddetmeyi ilericilik sayar, çözüm üretmek yerine hırçın muhalif olmanın konforlu sularına bırakır kendini.

Alkışlayanı da çoktur üstelik. Oysa alkışlandıkça gerçekten (gelecekten) koptuğunun farkında bile değildir.

Tek çaresi bir an önce günün ağarıp tüm gerçeğin ortaya çıkmasıdır.

Aslında işte bu yanılgının tarihe gömülmesini kutlarız tan ağardığında.

Maddeden yana olanların zaferi hayal kurucuların büyüsünü bozmuştur.

Daha ne olsun!

Alacakaranlık defolsun!

Aklımız özgür kalsın…

Hayallerimiz geleceğimiz olsun!

Aydınlık üstümüze doğsun!

Ayrıca bir not:

“Yücel Erten Olayının Düşündürdükleri” başlıklı yazı üzerine Sayın Yücel Erten’in mesajını almış bulunmaktayım. Yazıda Sayın Erten’in maaşı ve şirket yönetim kurulu üyeliğine yönelik sorularım kamu-tiyatro ilişkisinin ne kadar kırılgan ve dolambaçlı yollardan yapıldığına yönelik bir tepkidir. Burada Yücel Erten yalnızca Sanat Yönetmeni olarak örnek teşkil ettiği için bu sorular onun üzerinden sorulmuştur. Yoksa yazının diğer kısımlarında kendisinin bu tür konulardaki alçakgönüllülüğü ve kişisel menfaate uzak duruşu takdir edilmiştir. Tiyatrocular bu tür konularda toplumun alnı en açık insanlarıdır. Kendisine uyarıları hassasiyeti için teşekkür ediyorum.

Aziz Nesin
Yazarın Önceki Yazıları Tüm Yazıları
Sistem sanatı 13 Eylül 2025
Kim bu adam? 09 Eylül 2025
San’âtçı 23 Ağustos 2025
Maske 16 Ağustos 2025