Arktik kapısı açılırken- 1 Bering Boğazı
Dünya siyaseti ve ekonomisinde yaşanan büyük dönüşümü anlamak için bazen haritaya yeniden bakmak gerekir. Uzun yıllar boyunca dünya düzeni Atlantik merkezli okundu. Ticaret yolları, enerji akışları, askeri dengeler ve üretim merkezleri bu bakış açısına göre değerlendirildi.
Ancak son yıllarda ortaya çıkan gelişmeler, haritanın yeniden şekillendiğini gösteriyor. Arktik’ten Pasifik’e, Orta Asya’dan Hint Okyanusu’na uzanan yeni ulaştırma koridorları, enerji hatları ve ticaret yolları dünya ekonomisinin ağırlık merkezinde önemli değişikliklere işaret ediyor.
Bu yazı dizisinde üç temel soruya yanıt arayacağız.
İlk yazıda, son günlerde yeniden gündeme gelen Bering Boğazı tüneli tartışmasından hareketle Arktik’in yükselen stratejik önemini ele alacağız.
İkinci yazıda, üretimin neden Asya’ya kaydığını ve yeni koridorların çok kutuplu dünyanın ekonomik temelini nasıl oluşturduğunu inceleyeceğiz.
Üçüncü yazıda ise bütün bu gelişmelerin Türkiye açısından ne anlam taşıdığını, Avrasya merkezli yeni dengeler içinde ülkemizin önündeki seçenekleri değerlendireceğiz.
Çünkü bugün Bering Boğazı’nda konuşulan bir proje yalnızca iki kıyıyı birbirine bağlama meselesi değildir. Asıl mesele, dünyanın yeni ağırlık merkezlerinin nerede oluştuğunu görebilmektir.
HARİTANIN DEĞİŞEN MERKEZİ
Dünya haritasına uzun süre Atlantik merkezli baktık. Avrupa, Kuzey Amerika ve onların denetimindeki deniz yolları, modern dünya ekonomisinin ana damarları olarak sunuldu. Süveyş, Cebelitarık, Malakka, Hürmüz ve Panama gibi geçitler yalnızca coğrafi noktalar değildi; aynı zamanda Batı merkezli dünya düzeninin sinir uçlarıydı.
Bugün harita yeniden dönüyor. Haritanın kuzeyi, doğusu ve karasal derinliği tekrar görünür hâle geliyor. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi, Rusya’nın Arktik ve Uzak Doğu açılımı, Orta Koridor, Kuzey Deniz Rotası, Irak-Türkiye Kalkınma Yolu ve şimdi yeniden gündeme gelen Bering Boğazı tüneli tartışması, dünya ekonomisinin yeni eksenler üzerinde şekillendiğini gösteriyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in özel temsilcisi Kirill Dmitriev’in, Çukotka ile Alaska’yı Bering Boğazı’nın altından bağlayacak bir tünel için mühendislik çalışmalarını ilerletecek bir anlaşmadan söz etmesi bu nedenle sıradan bir altyapı haberi değildir.
Dmitriev daha önce bu projeyi, Rusya ile ABD’yi, Amerika kıtası ile Afro-Avrasya’yı birbirine bağlayacak bir demiryolu ve yük tüneli olarak tanımlamıştı. Reuters’ın aktardığı bilgilere göre öneri yaklaşık 112 kilometrelik bir bağlantıyı içeriyor. Geleneksel maliyet hesapları 65 milyar doların üzerine çıkarken, Dmitriev yeni teknolojilerle bu rakamın önemli ölçüde düşürülebileceğini savunuyor.
Elbette bu projeyi yarın başlayacak bir inşaat faaliyeti gibi değerlendirmek doğru olmaz. Ancak fikir düzeyinde bile önemlidir. Çünkü Bering Boğazı, Avrasya ile Amerika kıtalarının birbirine en fazla yaklaştığı noktadır. Rusya’nın Çukotka bölgesi ile ABD’nin Alaska eyaleti burada karşı karşıya gelir. Sibirya’nın derinliği, Çin’in üretim kapasitesi, Rusya’nın Arktik coğrafyası ve Kuzey Amerika’nın ulaşım ağları aynı harita üzerinde buluşur.
Bering hattı teknik olarak bir tünel projesi olabilir. Ancak tarihsel anlamı bundan çok daha büyüktür.
Böyle bir bağlantı, Çin’den çıkan bir yükün Orta Asya, Sibirya ve Bering üzerinden Kuzey Amerika’ya kara-demiryolu sistemiyle ulaşabileceği bir dünyanın kapısını aralar. Bu, Kuşak ve Yol’un Pasifik’i aşan, Arktik’le buluşan ve Amerika kıtasına uzanan en ileri senaryolarından biridir.
Çin bu projeyi kendi girişimi olarak sahiplenmiş değildir. ABD topraklarına bağlanan bir altyapı projesinde Çin sermayesinin veya Çin teknoloji şirketlerinin doğrudan rol alması Washington’da ciddi güvenlik tartışmaları yaratacaktır.
Ancak Çin’in daha geniş stratejik yaklaşımına bakıldığında Bering hattının önemi daha net görülür.
Pekin, 2018 tarihli Arktik Politika Belgesi’nde kendisini “Arktik’e yakın devlet” olarak tanımladı. Aynı belgede Arktik deniz yollarının dünya ticareti, enerji güvenliği ve küresel yönetişim açısından artan önemine dikkat çekildi. Ayrıca Kuşak ve Yol Girişimi’nin “Kutup İpek Yolu” aracılığıyla Arktik’e uzanabileceği vurgulandı.
Bu nedenle Bering tartışmasını yalnızca Rusya ile ABD arasında planlanan bir tünel olarak okumak eksik kalır. Asıl mesele, Kuşak ve Yol’un kuzeyde Arktik ile buluşma ihtimalidir.
ARKTİK KAPISI AÇILIYOR
Bering Boğazı, Pasifik Okyanusu’ndan Arktik’e açılan kapıdır. Eğer Arktik daha erişilebilir hâle gelirse, Bering yalnızca iki kıtayı ayıran bir boğaz olmaktan çıkar. Kuzey Deniz Rotası’nın Pasifik giriş kapısı hâline gelir.
İklim değişikliği de bu stratejik hesabı hızlandırıyor.
NOAA’nın 2025 Arktik Raporu’na göre Mart 2025’te Arktik deniz buzunun yıllık maksimum yayılımı, uydu gözlemlerinin başladığı dönemden bu yana en düşük seviyeye geriledi. Son yirmi yılda bölgede daha ince ve daha genç buz örtüsünün hâkim hâle geldiği belirtiliyor.
Buradan “Arktik artık güvenli bir ticaret otoyolu oldu” sonucu çıkarılamaz. Kuzey rotası bugün hâlâ pahalı, riskli, mevsimsel ve çevresel açıdan kırılgan bir güzergâh.
Ancak büyük güçler yalnızca bugünün maliyetlerine bakarak strateji kurmaz. Onlar otuz yıl sonrasının haritasını da hesaplar.
Bugün haritada silik bir çizgi gibi görünen Kuzey Deniz Rotası, yarın enerji kaynakları, limanlar, veri kabloları, maden sahaları, uydu sistemleri ve askeri varlıklarla birlikte yeni bir güç eksenine dönüşebilir.
Belki Bering Boğazı’nın altından geçen tünel hiçbir zaman inşa edilmeyecek. Fakat bugün bu ihtimalin ciddi biçimde tartışılıyor olması bile önemli bir gerçeğe işaret ediyor: Dünya ekonomisinin ve jeopolitiğinin geleceği artık yalnız Atlantik’e bakılarak okunamıyor. Haritanın kuzeyi yeniden tarih sahnesine çıkıyor.
Haftaya, Arktik Kapısı Açılırken yazı dizimizin ikinci bölümünde; dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin neden Asya’ya kaydığını, üretim gücü ile jeopolitik güç arasındaki ilişkiyi ve yeni ulaştırma koridorlarının çok kutuplu dünyanın yükselişindeki rolünü ele alacağız.
Arktik kapısı açılırken-2 - Yeni dünyanın ağırlık merkeziGündem